Niyaz nedir

NİYAZ i. (fars. niyaz). Esk. Yalvarma, yakarış, rica: Ebrehe «Ben sandım ki Kâbe’-yi yıkmayayım diye niyaza geldim dedi (Cevdet Paşa). Lokman Dede bu niyaz ve yalvarışlara karşı sesini çıkarmaz, sadece «Hali vakti yerinde BergamalIlar» der «biraz zeytinyağı göndersinler bana…» (N. A-raz). || Muhtaç olma, ihtiyaç içinde bulunma. || Niyaz etmek (veya eylemek), rica etmek, yalvarmak: O vakit Mekke diyarında ziyade kaht ü galâ vardı, Kureyş taifesi Abdülmuttalib’e gelip yağmur duasına çıkmasını niyaz eylediler (Cevdet Paşa).

— DEY. Namazında niyazında, dindar kim seler için kullanılır: Kadın, ama eteğinin ucunu göremezsin. Beş vakit namazında niyazında (Ahmed Rasim).

— Esk. Niyaz-kâr, yalvaran. Muhtaç olan, ihtiyaç içinde bulunan. || Niyaz-kârane yalvarırcasına muhtaçlara yakışır tarzda olarak. || Niyaz-mend, yalvaran. Muhtaç olan.

|| Niyaz-mendan, yalvaranlar. Muhtaç o-lanlar. || Niyaz-mendane, yalvarırcasına. Muhtaç olanlara yakışır tarzda. || Bî-niyaz, ihtiyaçsız, muhtaç olmayan.

— Mus. Esk. Abdülbaki Dede tarafmdan terkip edilmiş birleşik bir makam.

— Tasav. Tanrı’ya içini dökerek sığınma. (Bk. ANSİKL.) || Niyaz akçesi, tarikat mensuplarının, özel amaçla topladıkları paralar. (Bk. ANSİKL.) || Niyaz âyini, Mevlevîlikte özel bir törenin ve bu törende o-kunan iki bölümlü bir parçanın adı. (Bk. ANSiKL.) || Niyaz taşı, bektaşîlerde bir makam. (Kızıl eşik veya mürüvvet taşı da denir.) Bk. ANSİKL.
— ANSİKL. Tasav. Tasavvuf diline, İslâm dini aracılığıyle giren niyaz kavramı, Tan-rı’ya yalvarmak; dileğinin olması, suçlarının bağışlanması için yakarmak anlamına gelir. Niyazın iki anlamı vardır. Biri Tanrı katında herhangi bir dileğin kabul edilmesi, yerine getirilmesi için yapılan yakarış, bütün güçlükler karşısında Tanrı’ya sığmış, İkincisi, işlenen bir suçtan dolayı bağışlanmak için Tann’dan af dileyiştir. Bunun bir başka karşılığı da tazarru’dur. Tasavvuf dilinde niyazın daha başka anlamları da vardır. Bunlar, tarikatlar arasındaki görüş ve inanış ayrılıkları dolayısıyle ortaya çıkmıştır. Tarikatın genellikle mürşit (yol gösterici) adı verilen ulusuna bağlanmak, boyun eğmek (baş kesmek), kutlu sayılan yüce bir makama girerken boyun eğerek eşiği öpmek, kendi gibi düşünen birisine «niyaz ederim» diyerek selâm göndermek, birine para veya armağan vermek niyaz adını alır. Mutasavvıflar, ister tekke uluları katında, ister Tanrı’nın manevî huzurunda olsun, bir dilekte bulunma ve içini olduğu gibi ortaya dökerek arınmak istemeye niyaz derler. Genellikle niyaz bir arınma, özünü, Tanrı dışmda kalan her türlü istekten sıyırma, arıtma yoludur. İnsanın her türlü dileği, ümidi, beklemesi niyaz ile bağlantılıdır. Bu niteliği yüzünden niyaz, insanın (bir inanan varlık olarak) kendini ortaya koyuşu, bir bütünlük içinde Tanrı’ya sunuşudur. Büyük sofilere göre niyaz olmadan namaz olmaz. Niyaz, çok eski inançların biçim değiştirerek tektanrıcı dinlere girmesi sonucu ortaya çıktı. İlk niyazlar, insanlarm güçlü saydıkları tabiat varlıkları karşısında korku ve ürperti dolu yakarışlarıydı. Zamanla bu ilkel yakarışlar değişti, tektanrıcı dinlerin kurallarına göre yeni anlamlar kazandı.

• Niyaz akçesi. Belli bir amaç için para toplamak geleneği, bazı tarikatlarda, özellikle Bektaşîlikte vardır. Bektaşîlerin topladığı paralar genellikle üçe ayrılır:

1. kara kazan akçesi, çelebilerin, mat-bahm giderlerini karşılamak içindir;

2. çerağ akçesi, türbede, matbahta veya bunlara benzer yerlerde yakılan mumların, yağların sağlanması için toplanırdı;

3. mürşit akçesi, yalnız çelebilerin, babaların özel giderleri içindi. (Değişik adlar altında halktan para toplama geleneği yalnız tarikatlarda görülmez. Birtakım sünnî din görevlileri, hacılar, hocalar da halktan para toplardı. Ancak, bunların amacı, tekkelerdeki gibi değildi.) Tekke için toplanan niyaz akçesi, amacından başka bir yerde harcanamazdı. Köylere, bucaklara giden gezici dervişlerin dem akçesi adı altında halktan topladıkları paralar da niyaz akçesidir.

• Niyaz âyini. Mevlevîlerde, mukabele denen ve Tanrı adlarını anmaya dayanan çalgılı törende hazır bulunanlardan biri, törenin biraz daha uzamasını isterse, bir dilekte (niyazda) bulunur. Mutrip denen çalgıcıya belli bir para verir. Bu para, törenin dördüncü bölümü bitmeden, kudüm-zenbaşı adı verilen görevlinin kudümü ü-zerine konmak üzere, çevredekilere sezdirmeden gönderilir. Görevli, parayı görünce (paranın bir çıkın içinde olması gerekir) törenin bittiğini gösteren peşrevi çalmaz. Neyzenbaşınm yaptığı kısa bir segâh taksimiyle «niyaz mukabelesi»ne başlanır. Bu mukabelede, niyaz âyini denen iki bölümlü şiir, belli bir makamla okunur. Niyaz âyini için verilen paranın «nezri Mevlânâ» adı verilen dokuz, on sekiz, yirmi yedi, otuz altı gibi dokuz sayısının katlarından biri ölçüsünde olması gerekir (dokuz lira, kırk beş lira v.b.). Bu para ortanmdır. Ya dergâhın ihtiyacı için kullanılır veya orada bulunan canlara eşit ölçüde dağıtılır. Mevlevîliğin ilk zamanlarında böyle bir âyin yoktu. Bu törende (âyinde) okunan güftelerin XVIII. yy.dan sonra ortaya çıktığına bakılırsa, törenin sonradan yapılmağa başlandığı anlaşılır. Niyaz âyini ancak belli bir süre için uzatılabilir. Bir yürük semai çalınarak kısa bir taksim yapıldıktan sonra biter.

• Niyaz taşı, pir postu denen ve bektaşî tekkelerinde önemli bir makam sayılan yerin yanmdadır. Burada tekke geleneklerine göre niyaz edildiği için bu adı aldı. Bektaşî tarikatına girmek isteyen bir talip tekkede gerekli ikrar’ı verdikten sonra bu makamda niyaz ederdi. Niyaz taşı bektaşî inanışlarına göre bütün niyazların kabul edildiği, dileklerin yerine getirildiği bir makamdı. Niyaz taşının önünde durarak niyaz etmenin belli yolları, uygulanması gereken kuralları vardır. Niyaz taşı, çok-tanrıcı dinlerden kalan inançların zamanla biçim değiştirerek İslâm görüşleri içinde erimesi sonucu ortaya çıktı. Bugün bütün cami, mescit v.b. ibadet yerlerinde, kilise, havra ve manastırlarda, halkın niyazda bulunduğu, içini dökerek dileğini açıkladığı özel niyaz yerleri vardır. (M)

Yorum yazın