Nazar nedir – Nazar ne demek

NAZAR i. (ar. nazar). Göz atma, bakma: Fakat ne çare! Gelip çattı vakt-i istirdat / Kızın nazarları beyhude etti istimdat (M. Â. Ersoy). Yalnız hayrete^ benzer bir nazarla kendisini baştan aşağı süzüyorlardı (Ömer Seyfeddin). || Teşm. yol. Bir şey veya konu hakkında şöyle veya böyle düşünme; bakış, görüş: Zat-ı alinizi fena nazarla gördüğüm hakkındaki zan doğru değildir (Atatürk). Fakat, ona ancak bir allegori nazariyle bakardım (Y. K. Karaosmanoğlu). || Mec. Göz değmesi. || Nazar etmek, bakmak: Çelebi halife, herkese şöyle bir nazar ettikten sonra gözleri Sümbül Sinan üzerinde karar etti (N. Araz). Bir şey üstüne düşünmek: Muğire İbni Şu*be kendi beldesi olan Taifte uzlet ve inziva üzre olup reviş-i ahvale nazar etmekteydi (Cevdet Paşa).

— çeş. DEY. Nazar atfetmek (veya fırlatmak), bakmak: Mevkide baş sedire kurulurlar. Bunların şıklıklarındaki garabete manidar birer nazar fırlatmadık yolcu kalmaz (H. R. Gürpınar). || Nazar boncuğu. Mec. Tek; eşi, benzeri bulunmaz. || Nazara gelmek (veya uğramak), göze gelmek, göz değmek: Yarim gitme pazara / Uğratırlar nazara (Halk türküsü). Nice günler bakarak dalgalara / Dediler: «Uğradı Leylâ nazara» (Yahya Kemal). || Nazar değmek. Bk. DEĞMEK. || Nazar değmesin, «Tanrı kötü bakışlardan korusun» anlamında iyi dilek sözü. || Nazarı dikkatini celbetmek (veya çekmek), dikkatini, ilgisini çekmek: Sofraya oturduklarından beri kızın nazarı dikkatini celbetmeğe muvaffak olamamıştı (H. E. Adıvar). || Nazarı itibara almak, önem vermek, önemsemek, değer vermek: Mesele; Ankara, şikâyeti nazarı itibara almadığından, Ankara’dan itimadın zali olması suretine inkılâb edebilecektir (Atatürk). || Nazarda olmak, gözde olmak. || Nazardan düşmek, gözden düşmek. II […] Nazarında, düşüncesine göre, katında, gözünde, önünde: Eğer işlediğimiz suçsa ortağız. Kanun nazarında da, vicdan huzurunda da! (R. H. Karay). || Noktai nazar. Bk. NOKTAİNAZAR.

— Esk. Yan bakış. || Yüz çevirip bakma, önemseme, iltifat etme. || Nazar-baz, neşeli ve şuh bakan. || Nazar-bazî, neşeli ve şuh bakış. [| Nazar ehli, bir işin iç yüzünü kavrayan kimse. || Nazar endaz, bakan, göz atan: Nazarendaz olan ayine-i ulviyetine / Doyamaz cazibe-i cuşiş-i hürriyetine (Ali Ekrem Bolayır). j] Nazar-firib, göz aldatan. |] Naztır firib-i efkâr, düşünceleri yanlış yöne sevkeden, yanlış düşündüren. || Nazar-gâh, bakılan veya bakılacak

yer: Ben de bildim şu dağların şahısın / Gerçek erenlerin nazargâhısın (Pir Sultan Abdal). Bir kimsenin görebildiği uzaklık. Göz değdiren, kem gözlü. || Nazar-ı ibret, kötü bir olayı ders alınacak bir örnek olarak görme: Küçük Muaviye ise gayet munsıf ve mütedeyyim bir nevcivan olup ahval-i âlemi nazarı ibretten geçirdi (Cevdet Paşa). || Nazar-ı istihcan, açık saçık, müstehcen sayarak bakma. || Nazar-ı isti-lâkârane, saldırgan, mütecaviz bakış. || Na-zar-ı musagger, bir şeyi gerçek boyutlarından küçük görme. || Nazar-rüba, dikkati çeken: önünde namütenahi nazar-rüba safahat / Enin-i ruhunu bir türlü etmiyor is-kat (M. Â. Ersoy). Mec. Güzel, dilber. || Nazar-ı şefkat, acıma bakışı. || Nazar-ı takdir, değer biçmek amacıyle bakma. || Atf-ı nazar, bakma. || Ca-yı nazar, düşünme. || Hüsn-i nazar, iyi gözle bakma. || tm’an-ı nazar etmek, dikkatle bakmak. || Nur-ı nazar, göz nuru. || Sarf-ı nazar. Bk. SARFINAZAR.

— Etnogr. Bazı kimselerin bakışında bulunduğu kabul edilen ve insanlara, özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eşyaya zarar verdiğine inanılan kuvvet. Bk. ANSiKL.

— Folk. Nazar boncuğu, göz değmesinden korunmak için taşınan boncuk. (Bk. Göz [nazar] BONCUK’m.) || Nazar takımı, değişik nazarlık araçlarının bütünü. (Nazar boncuğu, hint karıncası boynuzu, kurt dişi, bir diş sarımsak, çöreğotu, bir dizi çatallı mercan, pavurya dişinden meydana gelen takıma denir.)

— Tasav. İnsanı tamı gerçeğine ulaştıran yollardan biri olan içebakış. (Bk. ANSiKL.) || Nazar berkadem, Nakşibendî tarikatında kullanılan deyimlerden biri. (Salikin [tarikata giren kimse] kalbini başka şeylerle meşgul etmemesi için etrafına bakmaması anlamına gelir.) j| Nazarı hakkanî, Ham-zaviye tarikatında mürşidin nazariyle (ba-kışıyle) talibin aşk ve cezbeye uğraması ve cezbe ile fenâ’ya ermesi.

— ANSiKL. Etnogr. Nazar’m psikolojik temelinde kıskançlık duygusu yer alır. Bu kuvvetin ruhun dışarıya açılan iki noktası sayılan gözlerden çıktığına inanılır. Bundan dolayı bu kötü kuvvetten ancak gözü andıran nesnelerle (göz [nazar] boncuğu) korunabileceği düşünülmüştür. Eski Mısır’da nazara karşı Osiris (veya Horus) gözü adiyle anılan muskalar kullanılıyordu. Yunanlılar, Hintliler, Araplar, hanlılar ve Türkler arasında nazarla ilgili inançlar bugün de yaşamaktadır.

— Tasav. Tasavvuf cereyanları arasında aşkı, kendinden geçişi (cezbe) tanrı gerçeklerini kavramak için anayol olarak benimseyenler, nazarı bir temel davranış olarak anlarlar. özellikle melâmî bayramîler, hamzavîler, mevlevîler nazar dedikleri derin bakışa büyük önem veriıler. Bu yüzden mevlevîler murakabeye dalmca birbirlerinin yüzlerine, gözlerinin içine, iki kaşlarının arasına bakarlar, boyun bükerler (baş keserler). Tarikata yeni giren kimse (salıK) her zaman pirin, mürşidin nazarını bekler. Tanrı’nın evrende görünüşü (tecelli) anlayışına dayanır. İnsan, Tanrı’nın en yakın bulunduğu bir varlık olduğundan, evrene tanrısal bir gözle bakar. İnsanda gören, konuşan Tanrı’dır. Çünkü, yalnız o vardır. Bu yüzden, Tanrı’nıninsan yüzünde «tecelli» ettiğine inanan mutasavvıflar birbirlerini tanrısal bir gözle görürler. İnsanın insana bakışı, Tanrı’nın kendi kendini görüşü (temaşa) olduğundan, birçok tarikatta bakış nazar kutsal bir davranış olarak nitelenir. Nazar, tanrısal gerçekler karşısında doğan derin bir coşkunluk olduğu için, insanı «hakikati rabbaniye» denen gerçeklere ulaştırır. Tanrı ile karşı karşıya getirir. (M)

Yorum yazın