Nasip nedir – Nasib nedir

NASİP veya NASİB i. (ar. naşb’tan na-şib). Bir kimsenin payına düşen şey, hisse: Kolun bu sofrada nereye kadar uzanmışsa nasibin o kadardır (Ş. S. Aydemir). Erenler meclisinde bir gün, perde ardından bir el uzandı ve bize nasibimizi verdi (N. Araz). Nihayet neyse idrak ettiğim şey ömr-ü faniden I Onun bir aynıdır mutlak nasibin dmr-ü saniden (M. A. Ersoy). || Bir kimsenin elde edebildiği, ele geçirebildiği, sahip olabildiği şey: Biçarenin Um ü terbiyeden nasibi yoktur (Şemseddin Sami). || Tannanın herkes için uygun gördüğüne inanılan şey, talih, kısmet, baht: Fakat emin olunuz, Rabb’imin inayeti bu / Yakında Yusuf’u görmek benim nasibimdir (Tevfik Fikret). Herkesin nasibi ne ise ondan ne eksik ne ziyade kazanabilir (Şemseddin Sami). |j Günlük kazanç, yiyecek, rızk: Eliyle engini güya işaret eyliyerek / Diyordu: «Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!» (Tevfik Fikret). Akşam olunca doğru Ahmet Yesevî’nin yanına gelir, günün nasibi neyse, heybeden almasını beklerdi (N. Araz). || Nasip etmek, fırsat vermek, ulaştırmak, eriştirmek: Hanımcığım, görüyorum ki, talih size, bu küçük kızı elinizde büyütmek bahtiyarlığını nasip etmemiş (R. N. Güntekin). || Nasip olmak, fırsat düşmek, elvermek: Şu karşı sırtı da tutmak nasip olursa bugün (Tevfik Fikret). (Güzel ve mutluluk veren şeylere) Erişmek, ulaşmak: Hiç unutmam, büyücek bir zafer olmuş ta nasip / Asker etmişti güreşlerle yarışlar tertip (M. Â. Ersoy). Fakat onu bu defa öldürürse bir daha ana olmak ona nasip olmayacak (H. E. Adı-var). O, Rumu tamamen müslüman edecek, hiçbir pehlivana nasip olmamış işler yapacak (N. Araz).

— DEY, (Bir şeyden) Nasibini almak, hoşa giden bir şeyden kısa ve geçici bir süre de olsa yararlanmak, zevk almak.

— Esk. Nasib-dar, hissesi olan, hisse sahibi. |l Nasib-daş, aynı hisseyi alanlardan her biri.

— Din. İslâmlıkta tanrının bir yaratığa, Ö-zel olarak bağıtladığı şey. Bk. ANsiKL.

— Tasav. Nasip almak (veya vermek), Bektaşîlikte ikrar vererek tarikata girme: Maksat İkinci Sultan Murat’la görüşmek, nasip alıp, nasip vermekti (N. Araz). Bk. ANSİKL.

— ANsiKL. Din. İslâm dinine göre, mahlûk (yaratık) kavramı altında toplanan bütün varlıklar için gerekli olan ne varsa, onlarla birlikte yaratıldı. Tann, bütün yaratıkları, özellikle canlıların, yaşamasını, geçimini, onların «nzık», «kısmet», «hisse» denen haklarıyle güven altına aldı. Dinde, bir yaratık için gerekli olan her şeye onun nasip’i denir. Kimse nasibinden fazlasını almadığı gibi başkalarının nasibine de ortak olamaz. Yeryüzünde herkesin nasibi bellidir, herkes kendi nasibiyle sınırlıdır. Nasip, yalnız, yaşamayı sağlayacak, yaşamak için gerekli olan varlıklar için değildir. Her müminin Tanrı katmda imandan, ihsandan, irfandan, sevabının derecesine göre mükafattan nasibi vardır. Bazı din bilginlerine göre, nasip, Tanrı tarafmdan önceden belirlendiği (takdir edildiği) için sonradan kazanılamaz, çalışmakla elde edilemez.

— Tasav. Nasip olacak can (talip) önce tarikattan bir pir veya yetkiliye başvurur, isteğini bildirir. Rehber denen bir yetkilinin hizmetinde bir süre denendikten sonra, tarikata alınması uygun görülürse durum kendisine bildirilir. Kabul töreninin yapılacağı gün rehber talibe bir tarikat ab-desti aldırır. Bu abdestte el, yüz, baş, ayak yıkanır. İki rekat namaz kılınır, ölmüş gibi bir kefene sarılır ve kendisine şöyle denir: «Erenler meydanında, pir huzurunda mürşidine teslim oldun mu? Yalan söyleme, haram yeme, livata ve zina etme, elinle koymadığm bir şeyi alma, gözünle her gördüğünü söyleme! Gelme gelme… dönme dönme… gelenin başı, dönenin malı… Allah, Muhammed, Ali, Oniki imam ve Hanedanı Ehli Beyte iman ettin mi? Kaza ve Kadere bel bağladın mı? Bunun ikisini bir bilip gece ve gündüz gönlünde Allah, Muhammed ve Ali’yi bir bildin mi? Hak dediğimizi Hak, batıl dediğimizi batıl bildin mi? Tarikatı naciyeden olup Caferi Sadık’m mezhebini hak tanıdın mı? Tevella ve Teber-rayı kıldın mı? Bu ikrardan dönersen huzuru mahşerde yüzün kara olsun mu? Allah, Muhammed, Ali, Hünkar Hacı Bek-taş Veli ikrarında sahib kadem eyleye. Hu.» Sonra talibin boynuna tiğbend denilen beyaz bir mendil takılarak meydana getirilir. Meydanda Oniki imamm postunu gösteren on iki post vardır. Her postta bir baba oturur. Talib meydanda bulunan dört kapıya (şeriat, tarikat, hakikat, marifet) selâm verir. Eli göğsünde, sağ ayağının baş parmağını sol ayağının baş parmağı üzerine koyarak durur. Her selâmda bir adım ilerler. Selâmdan sonra mürşidin önüne getirilir. Mürşit, sağ elini talibin iki o-muzu araşma koyar ve fetih suresinin onuncu ayetini okur; elinin pençei âli aba olduğunu söyler. Sonra boynundaki tiğbendi alır ve kulağma, «Girme, girme… dönme, dönme, eline beline, diline sahip ol, mürşidin Muhammed, rehberin Ali» der; kefen çıkarılır. Talib, mürşitten başlayaıak her imamm postu önünde durur; eğilir postu öper, sonra postta oturan babanın avucunun içini öper. Bu sırada öteki canlar gülbank çekerler ve dede efendinin dağıttığı şerbeti içerler. Bir süre dinlenildikten sonra birlikte yemek yenilir. Tarikata yeni giren talip bu yemekte hizmet eder. Meclis dağıldıktan sonra talip hücresine çekilir.
♦ Nasipli sıf. Tasav. Nasip alarak tarikata girmiş olan. (-» Bibliyo.) [M]

Yorum yazın