Namus nedir

NAMUS i. (yun. nomos’tan ar. nâmüs). Ahlâk, şeref, haysiyet kurallarına sıkı sıkıya bağlılık: Zaptiye Nazırı sıfatıyle onun için başka yerden para edinmek hâlâ kolaydı. Fakat onun da kendine mahsus bir namus ölçüsü vardı (H. E. Adıvar). Ben bu obadan alırsam, namusumla kız alırım, yoksa kız kaçırmam (N. Araz). İnsan dünyada namus için yaşar (Şemseddin Sami). || Edep, iffet, hayâ. || Dürüstlük, doğruluk: Değil Nizamettin Hoca!.. Çünkü sen namus sözünü ağzına alacak herif değilsin! (Kemal Tahir). Namusu olan yalan söylemez. || Esk. Kanun, nizam.

— çeş. DEY. Namus (veya ar) belâsı. Bk. AR. || Namus sözü, şeref ve haysiyet üstüne verilen söz. || Namusuna dokunmak, (birinin) şeref ve haysiyetini olumsuz biçimde etkilemek. || Namusuyle yaşamak, ahlâk, şeref ve haysiyet kurallarına uygun olarak yaşamak.

— Esk. Namus-kâr (veya namus-perver), namuslu: Bir İngiliz nâşire-i Incil’i kadar namuskâr görünen bu ciddî mürebbiye… (H. Z. Uşaklıgil). Doğru: Yaşamanın, düşünmenin ve namuskâr fikirlerin olgunluğu (H. E. Adıvar). || Namus-kârane (veya namus-perverane), namuslulukla, namusluca, namuslu olana yakışacak biçimde: Tarihte bütün bir vatanı, çok faik düşman kuvvetleri k/arşısında, son kabza-i türabına kadar karış karış, kahramanca ve namus-kârane müdafaa etmiş ve yine muhafaza-i mevcudiyet eyleyebilmiş ordular görülmüştür (Atatürk). || Namus-perverî, namusluluk. Doğruluk. || Namus-ı dilberi, güzellik namusu.

— llâhiy. Esk. Tann’ya yakın olan melekler. || Namusı ekber («en büyük namus»), Cebrail. (M)

Namus (Die Ehre)f Sudermann’m 4 perdelik oyunu (1889). Yoksul bir işçi ailesi olan Heineeke’ler, sanayici Muhlingk’in para yardımı sayesinde geçinebilmektedir. Heinecke’nin en küçük kızı, Muhlingk’in oğlu ile metres hayatı yaşadığı için paraların cömertçe verildiği meydana çıktığı zaman bile aile herhangi bir tepki göstermez. (L)

Yorum yazın