Nakşibendilik nedir – Nakşibendilik tarikatı

Nakşibendilik nedir – Nakşibendilik tarikatı hakkında bilgiler
NAKŞİBENDİLİK i. (nakşibendî’den Nak-şibendî-lik). Sünnî tarikatlardan birinin adı.

— ANSİKL. Tasav. XIV. yy. ortalarında Buharalı Hoca Mehmed Bahaüddin Nakşibend tarafından kuruldu. Kurucusu, ye-sevî tarikatı pirlerinden el aldığı için, Nakşibendîlik, birçok alanlarda Yesevîliğin geniş etkisi altında kaldı. Sünnîliğin bütün görüşlerini benimseyen Nakşibendîlik, aşırı ölçüde dine bağlı olanların tercih ettiği bir tarikattır. Bu tarikatta ibadet ve zikirle Tanrı gerçeklerine ve İlâhî sırlara ulaşılacağına inanılır.

Nakşibendîler, bir şeyhin yönetimi altında ve toplu olarak zikrederler. Kendilerine göre özel törenleri, zikr kuralları vardır. Zikir, Tanrı’nın adlarını anmakla başlar, gene onları anmakla biter. Nakşibendîlerin zikir törenlerine hatemi hacegân adı verilir. Pirlerine hoca denir. Nakşibendîler başlarına beyaz fes giyer, üzerine beyaz sarık sararlar. Törenlerde giydikleri cübbelere biniş, her gün giydiklerine de ab-bestlik derler. Ayaklarına sarı mest giyen nakşibendîlerin cübbeleri altında entarileri vardır, bellerine genellikle kuşak sararlar. Hanefîliğe bağlıdırlar. Büyük zikir törenlerini cuma ve pazartesi akşamları yatsı namazından sonra yaparlar.

Bu tarikata girmek isteyen, önce şeyhi e-vinde ziyaret eder. Ona içini döker, amacını anlatır. Tarikata gireceği gün abdest a-lır, şeyhin önünde oturur, elini öper. Şeyh de müridin dizine dokunur, önce bir dua, sonra, Fatiha okur. Mürit sessizlik içinde şeyhin sözlerini dinler, ona teslim olur. Şeyh yeni müride «Her zaman güler yüzlü ol», «Şefkatte güneş gibi, alçak gönüllülükte toprak gibi ol» der. Sonra ona e-vinde beş bin tespih çekmesini söyler. Daha sonra, sıra ile şu görevlerin yerine getirilmesini ister; İstiğfar (yirmi beş kere), salavatı şerife (üç kere), Ihlas (üç kere), Fatiha (bir kere). Sonra, şeyh ona «lâilâ-he illallah» çekmesini buyurur. Mürit, bu tevhidin «lâ» hecesini düşürerek, içinden «Allah» der. Bunu tekrarlaya tekrarlaya dudakları oynamadan, her nefeste «allah» demeğe başlar. Üçüncü görev «murakabe» dir. Murakabede, derviş, içinden, «allahüm-me illallah» der. Nakşibendîlikte en önemli aşama letaifi hamse de denen nefsi natıka dır; beş bölüme ayrılır; her bölümün bir rengi vardır. Bu beş bölüm ve renkleri şunlardır: yeşil (ehfa), siyah (hafi), beyaz (su), kırmızı (ruh), sarı (kalp). Bu beş latifenin özü renk renktir. Bu aşamalardan sonra fenafilresul gelir. Bunları başaran müride şeyh «murakabei ruh», «murakabei sır», «murakabei hak», «murakabei ihfa» denen ve her biri, içe kapanmayı, kendinden geçmeyi gerektiren görevleri verir. Bu görevleri yapmağa başlayan mürit, ruh, sır, Tanrı ve gizli varlıklar diye anılan manevî varlıkları gönlünde görmeğe çalışır. Yarım saat kadar içine kapanır. Müridin bu durumuna âlemi suğra (küçük evren) denir. Bunun arkasından murakabei ahdiye denen aşamaya geçilir (âlemi kübra). Bu âlemde Tanrının adı «Hû» ve «Hay» diye anılır. Bunlarla ilgili ayetler okunur. Bu aşamada Tanrı’nın yüzünü görmeğe çalışan nakşibendîler derin çoşkunluğa kapılarak kendilerinden geçerler. Bunun üstüne melekler arasına karışmak için «velayeti ulya» murakabesine başlanır. Nakşibendîler bunlara nakşî dersleri derler. Bütün bu dersler: «kemalâtı risalet», «hakayıkı İlâhiye», «hakikati Kur’aniye», «hakikati salat», «hakikati İbrahimiye», «hakikati Muhammedi-ye» adları altında toplanır. Bu dersleri başaran bir mürit, «süflî nefs» denen aşağılık benlikten, «ulvî nefs» adı verilen yüce benliğe yükselir. Bu duruma gelen, bu aşamaya çıkan bir nakşibendînin, ruhu yıkanır, bütün geçici varlık bağlarmdan sıyrılarak yüceliğe ulaşıp. Onun özünde dünya sevgisi tanrı sevgisine dönüşür. Nakşibendîler, bu aşamalara ulaşabilmek için sürekli zikre dalar, derin bir sessizlik içinde yaşarlar. Uyurken bile soluk alış verişlerinde «allah» diyen nakşibendîler vardır. Nakşibendîlerin en büyük zikr töreni olan hatemi hacegânda dervişler pirin önünde halka biçiminde sıralanır. Sonra şeyhin yönetimi altında İstiğfar (yüz kere), Fatiha (yedi kere), Salavat (yüz kere), Elem Neşrah suresi (yetmiş dokuz kere), Ihlas Suresi (bin bir kere), Fatiha (yedi kere, tekrar), Salavat (yüz kere, tekrar) okurlar. Zikr sırasında sayıyı şaşırmamak için, onu büyükçe olmak üzere yüz on yuvarlak taş toplanır. Ceviz büyüklüğünde olan on tanesi şeyhin önüne konur, fındık büyüklüğündeki yüz tanesi de dervişlere dağıtılır. Her okuyuşta sağ elden sol ele bir taş atılır. Şeyhin önündekiler ise birer birer kaldırılır. Taşlar bitince okuyuşlar da tamamlanır. Nakşibendî tarikatının Anadolu’nun her yerinde birçok kolları vardı. En büyük tekkeleri İstanbul’da idi. (M)

Yorum yazın