Nafiz

NAFİZ sıf. (ar. nüf üz* dan nafiz). Esk. Bir şeyin bir tarafından giderek öbür tarafından

çıkan, delip öte tarafa geçen, delen. || İçe işleyen, içeri giren: Tıflâne sohbetindeki ciddiyet-i eda, / Çeşminde ruha nafiz olan şu’le-i nazar (Tevfik Fikret). || Etkili olan, sözü geçen: Sizin ümmet üzerine hükmünüz cari ve nafizdir (Cevdet Paşa). Size de tavsiye ederim, anlaşılan tabiplerin nezleye karşı bundan daha nafiz ilâçları yok (H. Z. Uşaklıgil). || I. Erkek adı. || Nafiz-ül-emr, emri geçen, buyruğuna boyun eğilen. [I Nafiz-ül-kelim, sözü geçen. || Nafiz-ül-kelimeteyn, «olsun» ve «olmasın» sözüyle buyurduğu her emir yerine getirilen (kimse).

— Huk. Esk. Bir mülkiyeti bağlayıcı nitelikte olarak ve hüküm doğurarak devreden işlem. Bk. ANSİKL.

— ANSİKL. Huk. Mecelle’de tip sözleşme, satım sözleşmesi olduğu için, nafiz tasarrufun tanımı satım sözleşmesine göre verilmiştir. İslâm hukukuna göre, mülkiyet satım sözleşmesi ile geçer. Ancak başka bir kimseye ait bir malın satılması halinde, malik icazet vermedikçe, mülkiyetin geçmesi hukukî sonucu doğmaz, yani satım sözleşmesi nafiz olmaz. Durum bugünkü hukuktaki askıda hükümsüzlüğe benzer.

♦ Nafize sıf. Esk. Nafiz’in dişili. |] 1. Kadın adı.

+ Nafiziyet i. Esk. Sözü geçerlik, etkileme. (M)

Yorum yazın