Müzecilik nedir – Müzecilik tarihi

MÜZECİLİK i. (müzeci’den müzecilik). Müze kurma ve işletme.

— ANSiKL. müzecilik’in başlıca konuları, koleksiyonların kullanılışı, demirbaş defterleri, koleksiyonların sınıflandırılması ve dağıtılması, yıkıcı etkenlere karşı korunma (önleyici ve iyi edici tedbirler) ve tarihî eserlerin korunmasıdır. Eşyaların eğitici etkilerinden faydalanmak amacıyle müze sayısını artırmak, müzeciliğin amaçlarındandır. Müzeciliğin estetik ödevi, zevki geliştirmek ve sanat eserlerinin artmasına yardımdır; bu bilimsel ödevi, tarih ve bilim araştırmalarına yardım etmek için müzeleri teşkilâtlandırmak, katologlar hazırlamaktır. Bu çalışmaların eğitici yönü (eğitimin bütün derecelerine yardım) ve sosyal yönü de vardır. UNESCO’nun amaçlarına uyan l.C.O.M’ın etkisiyle milletlerarasında tarihî eser alışverişi yapılarak ve özellikle müze eşyası sergilenerek milletlerin birbirleriyle daha sıkı ilişkiler kurmasını sağlamak için müze malzemesi kullanılmaktadır. Eşyaların müzelerde sergilenişi çeşitli meselelere yol açar. Bu meselelerin hem teknik yönleri (müzelerin mimarîsi, özel malzemeler, aydınlatma ve etiketleme problemleri), hem de estetik yönleri vardır. Eskiden müzeler bütün koleksiyonlarını birden sergilerdi. Bunun sonucu olan fazla yükleme, müzenin zenginliğinin bir belirtisi sayılır ve o sıralarda müzeleri gezen az sayıda «amatör» veya «meraklı» kişileri memnun ederdi. Müzeleri gittikçe çoğalan kitlelere açmak zorunluğundan ötürü, şaheserler birbirlerinden ay-n salonlarda gösterildi. İncelenecek koleksiyonlar ise, malzemenin bir kısmı ayrılarak başka salonlarda sergilendi. Kazılardan sürekli olarak eşya çıktığı için, özellikle arkeoloji müzelerinde, bu aynlan malzeme gittikçe çoğalacaktır. Meselâ Sele ırmağının ağzında bulunan Heraion keşfedidilince, tapmaktan, 30 000 adak çıkarılmıştır. Bu adakların ancak birkaç yüz adedi, 1959’da Paestum’da açılan müzede sergilenebilmiştir. Müzelerin böyle genişlemesiyle meydana çıkan tek mesele, oralarda fazla eşyanın birikmesi değildir. Teknik zorun-lukların gittikçe ağır bastığı bir medeniyette, müzelerde biriken malzemeyi değerlendirebilecek sayıda bilgin kalmamıştır. Geçen yüzyılda çeşitli arkeoloji enstitülerinin Mezopotomya’da buldukları çivi yazılı binlerce tablet, henüz okunup çözülmemiştir. Müze kurumlarmın genişlemesi, çağdaş kültürün başlıca etkenlerinden biridir. Halkın bu kurumlan gittikçe önemsemesi ise, bütün dünyada çözümlenmesi pek güç malî meseleler meydana çıkarmıştır.

Sanat eserlerinin korunması ve düzenli bir şekilde sergilenmesi çalışmaları, ancak

Dethier getirildi. Eserlerin toplandığı Aya-irini kilisesinin fazla rutubetli oluşu ve herkes tarafından ziyaret edilememesi yüzünden müze için, yeni bir bina arandı. Çiniliköşkte Mirontiano adında bir mimar gerekli değişikliği yaptı ve Ayairini’-deki arkeolojik eserler Çiniliköşk’e getirildi (1876), böylece Askerî müze ile Arkeoloji müzesi birbirinden ayrıldı. Dethier’in ölümünden (1881) sonra Osman Hamdi2 Bey müzenin başına getirildi. Bu tarihten itibaren türk müzeciliği için yeni bir devir a-çıldı. Osman Hamdi Bey, yeni bir Âsar-ı Atîka nizamnamesi hazırladı. Bu nizamname 1883’ten itibaren uygulandı. Anadolu-nun her köşesindeki eski eserler İstanbul’a gönderilmeğe başlandı ve yeni arkeoloji a-raştırmaları sonunda elde edilen eserler müzeyi zenginleştirdi, özellikle Sayda lahitle-rinin İstanbul’a getirilmesinden sonra, müzede yer sıkıntısı başgösterdi. Çiniliköşk karşısmda mimar Valaury’nin klasik mimarîden alınmış motiflerle yaptığı müze 1891’de açıldı. Mezopotamya, Suriye, Filistin ve Anadolu’da yapılan ve önemli sonuçlar sağlayan kazılardan elde edilen e-serlerin sergilenmesi için binanın doğu tarafına mimar Bello tarafmdan yeni bir ek yapıldı (1903). Bir yıl sonra ilk müzenin güney tarafına aynı plana uyan bir ek daha yapıldı (1908). Osman Hamdi Beyin ölümü üzerine (1910) yerine kardeşi Halil Edhem (Eldem*) Bey getirildi. Bu dönemde Didima, Mile tos, Priene, Efes ve Sardeis’te yapılan kazılardan elde edilen e-serler müze salonlarına taşındı. 1918’de müze binalarıyle birlikte bir bütün meydana getirecek şekilde yapılmış olan Sanayii Nefise mektebi binası değişme ve eklerle müze durumuna getirildi. Mezopotamya, Mısır, Hitit eserleri bu bölüme nakledilerek, Şark Eserleri müzesi kuruldu. Sonraki yıllarda müzecilik faaliyeti daha da genişledi: İstanbul’da eserleri koruma ve göstermede ortaya çıkan güçlükler göz önünde tutularak, buluntuların çıkarıldığı yerlerde de değerlendirilmesi yoluna gidildi; yurdun çeşitli köşelerinde eserler toplanarak yeni müze çekirdekleri meydana getirildi. Cumhuriyetin ilânından sonra, türk müzeciliğinde yeni bir dönem başladı. A-nadolu’nun birçok tarihî şehrinde yeni müzeler açıldı. Tarihî anıtlardan bazıları müze durumuna getirildi. Bugün Türkiye’de ziyarete açık 87 müze vardır. Bu müzelerin 47’si müdürlük, 40’ı memurluk olarak yönetilir. Aynca 10 tane müze deposu vardır. Bu müzelerde dökümü yapılan müzelik eserlerin sayısı 1 250 000’i buldu. Her yıl müzelere 50 000’i aşkın eser girmektedir. Türkiye müzeleri (müzeciliğin ayrı ayrı yöneldiği alanlara göre) şu bölümlere ayrılır: 1. arkeoloji müzeleri, türk arkeolojisi zenginliklerini içine alan, kazılardan çıkan buluntuları değerlendiren, Prehistorik devirlerden Bizans’ın sonlarına kadar uzun bir devreyi kapsayan müzelerdir. Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Antalya Arkeoloji müzeleri gibi. Bu müzeler devirlere göre de adlandırılır: Ankara Hitit müzesi, Konya Klasik Eserler müzesi v.b. Bazı arkeoloji müzelerinde, etnografya bölümleri de vardır. (Afyon, Manisa müzeleri gibi);

2. Tarih ve sanat müzeleri, daha çok türk tarihi ve sanatıyle ilgili eserlerin bulunduğu müzelerdir. İstanbul’daki Topkapı sarayı, Türk ve İslâm Eserleri, Resim ve Heykel müzesi gibi; 3. Müze anıtlar. Gerek tarih, gerek mimarî yönüyle değerleri bulunan anıtlardan bazıları müze olarak ziyarete açılmıştır. Bunlar arasında A-yasofya ve buna bağlı olarak Kariye vardır. Konya’da Mevlânâ müzesi bir müze-anıt olmakla birlikte, geniş teşhir salonla-rıyle de bir tarih, sanat ve etnografya müzesidir. Ankara’da Anıtkabir, Çanakkale’de Şehitler anıtı, mimarî bütünlükleri içinde müze anıt sayılabilir. Bu arada tarihî bazı evler, müze olarak ziyarete açılmıştır (Bursa’daki Murat evi, Diyarbakır’daki Ziya Gökalp evi, Tevfik Fikret’in Aşiyân’ı, Birgi’deki Çakırağa konağı gibi); 4. Etnografya müzeleri, halkm maddî kültürü ve sanatına ait belge ve eşyaları derleyen, teşhir eden ve aralarında bilimsel ilişkiler kuran müzelerdir. Ankara, Konya, Bergama, Tire Etnografya müzeleri gibi; 5. devrim müzeleri, Türk Kurtuluş savaşı ve devrim-1 eriyle ilgili tarihî yapılar veya Atatürk ile doğrudan doğruya ilgili evlere, kendi bütünlüğü içinde, birer fonksiyon verilerek ziyarete açılmıştır. (Ankara’da ilk Büyük Millet meclisi, Mudanya’da Mütareke e- vi, Konya’da Atatürk evi, Akşehir’de Garp Cephesi karargahı gibi.) Bunlar dışında, ayrıca çeşitli kuruluş ve meslekler de müzeciliğin Türkiye’deki gelişimine katkıda bulundu: Türk ordusunun geçmişine ait belgeleri ve sanat değeri olan eşyayı saklayan Askerî müze, deniz tarihine ait eserleri toplayan Deniz müzesi, Sağlık müzesi, PTT müzesi. Belediye ve Şehir müzeleri v.d.

Yorum yazın