Müze nedir – Müze hakkında bilgiler

Müze nedir – Müze hakkında bilgiler
MÜZE i. (fr. musee > lat.. museum). G. santl. ve Tar. Sanat eserleri koleksiyonlarının bulunduğu kamu binası: Arkeoloji müzesi. Resim, heykel müzesi.

— Tar. Atina’da Musa’lara ayrılan küçük tepe. || İskenderiye sarayında Ptolemaios I’-in en ünlü bilginleri ve filozofları topladığı bölme. (Burası bilginlerin sürekli olarak kalabilecekleri bir yer, bir tapmak aynı zamanda da bir araştırma, öğretim merkeziydi. Mahut İskenderiye kitaplığı da buradaydı.)

— ANSiKL. G. santl. ve Tar. Müze, tabiat olaylarını ve insan emeğini en iyi temsil eden örnekleri muhafaza eden ve bu örnekleri insan bilgisinin gelişmesi yolunda kullanan bir kurumdur. Eski Dünya veya Ortaçağ Avrupa’sı insanları, o zamanlar halka açık müzeler olmadığı için, resim veya heykelleri ibadet yerlerinde ve sokaklarda sergilemekle yetiniyorlardı. Kiliselerde ve tapınakların hazine dairesinde de ender olan eşyalara rastlanabilirdi.

özel koleksiyonlar. Eski Roma ve Rönesans Italyası’ndaki ünlü bir kişinin özel koleksiyonu halk müzelerinin gerçek öncüsü oldu. XVII. ve XVIII. yüzyıllar boyunca, «virtuoso» veya «aficionado» denen koleksiyoncular İtalya, Ispanya, Fransa, Büyük Britanya, Hollanda ve Avusturya’ya yayılan milletlerarası bir kuruluş meydana getirdiler. Sayıları hayli kabarık olan bu koleksiyoncular arasında iki tip koleksiyoncu göze çarpar: Kıta. Avrupası krallık koleksiyoncusu ve İngiltere bilimsel koleksiyoncusu. Ingiltere’de, 1649’da Char-le I’in idam edilmesiyle krallık koleksiyonculuğu büyük ölçüde son buldu. Bu ö-zel koleksiyonları belirtmek için çeşitli adlar kullanıldı. Bu adlardan akla gelen ilk ikisi müze ve galeridir, öbürlerinden bazıları ise kabine, hücre, oda (az rastlanan nesneler, hazineler v.b. için), ambar, pina-kotek ve hazinedir. Koleksiyonlardan bazıları sanata, bazıları da tabiat incelemelerine ayrılmıştı. Zaman zaman süsleme sanat-larıyle teknoloji birarada görülüyor, kimi zaman da tabiat ve insan emeğiyle ilgili her konudan örnekler biraraya toplanıyordu. Bu koleksiyonlarda ortak yön olarak, koleksiyoncuların ellerindeki nesneleri doymak bilmezcesine çoğaltmak isteği dikkati çekiyordu.

Zamanla koleksiyonları sunuş şekli değişti ve toplanan nesneler sahibinin başlıca merakını ortaya koymağa başladı. Romalı askerlerin Yunanistan’da yağma ettikleri heykelcikler, kıymetli madenî eşyalar ve çeşitli sanat eserleri, koleksiyoncuları evlerini süslemeğe yöneltti. Yüzyıllar sonra, öteki ülkelerden gelen asker fatihlerin etkisiyle zafer ve güç belirten şeyler birik-tirilmeğe başlandı. Hükümdarların zenginliği ve kudretini belirten, hazine dairesindeki değerli eşyalar, ziyaretçileri büyütüyordu. Altından ve gümüşten yapılmış çok zarif küçük gemiler ve figürler zor durumlarda para yerine geçiyor ve savaş masrafları bunlarla ödeniyordu. Sanayi-öncesi devirde, eşine az rastlanan değerli eşyalarla sanat eserlerini barındıran hazine daireleri bu nesneleri sergilemekten çok onları biraraya toplamak ve saklamak amacıyle kurulmuştu.
Koleksiyonlar kimi zaman sahiplerinin hayat felsefesini yansıtıyordu. Yunan ve Roma arkeolojisiyle ilgili birçok avrupa koleksiyonu, yüzyıllardan beri yunan güzellik anlayışına ve yunan değer ölçülerine duyulan ilginin ve Roma imparatorluğunun büyüklüğüne karşı duyulan hayranlığın belirtisiydi. XVI., XVII. ve XVIII. yy.’lar-daki öbür özel koleksiyonlar merak ve öğrenme isteğinden doğuyordu. Meselâ, İtalyan hekimi Ulisse Aldrovandi (1522-1605) bütün tabiatı özel bir müzede toplamak gibi ansiklopedik bir işe girişti. Ünlü İngiliz hekimi ve tabiat bilimcisi sir Hans Sloane’da (1660-1753) kendi bilimsel çalış-malanyle ilgili bitkilerin bir koleksiyonunu yaptı. Fakat onun araştırma merakı kendi alanının çok daha ötesine vardı. 1733’te, listesini çıkardığı nesnelerin sayısı 69 352’yi buluyordu. Bunlar arasında, elyazması ve basılmış kitaplar, âletler, resimler, değerli madenlerden yapılmış küçük gemiler, paralar, madalyalar ve eski gelenekleri canlandıran resimler vardı. Bu bilim adamının koleksiyonları, sergilemeden çok, saklama amacına göre düzenlenmişti. Eşyanın çokluğu, onlara herhangi bir düzen vermeğe engel oluyordu. Sloane’un özel mü- ■ zesine genellikle halk da kabul edilmiyordu.

Halk müzeleri. 1683’te, Ashmolean müzesi, Oxford Üniversitesi Tabiî Bilimler okulunun bir bölümü olarak açıldı. Burası halka açık olmakla beraber, kimseye müzedeki eşyalar hakkında bilgi verilmiyordu. XVIII. yy.da eğitim görenlerin sayısı gitgide artınca, birçok özel koleksiyon halk müzelerine taşındı. Sir Hans Sloane’un geniş koleksiyonu İngiliz hükümeti tarafrn-dan satın alındıktan sonra, Londra’daki British museum 1759’da açıldı. Zaten Hans Sloane, koleksiyonunun insanlığa yararlı olmasını vasiyet etmişti. Bununla beraber, müzeyi ziyaret etmek isteyenler çeşitli işlemlerle uğraşmak zorunda bırakılıyor, böylelikle müzeyi ziyaretleri haftalarca, bazen aylarca gecikiyordu. Çünkü henüz herkese güvenilmiyordu. Sonra çeşitli sergilerin bulunduğu kocaman salonları, bekçilerin eşliğinde gezmeğe izin veriliyordu. Böylece eski özel koleksiyon gelenekleri, ilk halk müzelerinde de sürüp gidiyordu.

1793’te, Fransız devrimi sırasında Cumhuriyetçi hükümet, kralların özel koleksiyonlarının yer aldığı Paris’teki Louvre’un bir halk, müzesi haline getirileceğini bildirdi. 1809’da, o zamanlar Ispanya kralı olan, Joseph Bonaparte, Madrid’deki Prado müzesinin halk müzesi olacağım ve krallık sanat koleksiyonlarının Prado müzesinde sergileneceğini açıklayan bir bildiri yayımladı. Prado müzesi, 1819’da Fernando VII tarafından açıldı. 1826’da yayımlanan bir katalogda, bu hâzinelerin sahipleri olan krallara halkın duyduğu minnet borcu belirtiliyordu. Aynı devirde, Petersburg’daki Ermitaj müzesinde yalnız saray çevresi insanları kabul ediliyordu. Fransız gözlemcisi Louis Viardot bir yazısında, Viyana’-daki Belvedere Saıayı müzesinin öbür müzelerin tersine çok düzenli olduğunu yazıyordu. 1830’da Berlin’de, Altes muscum’un müze olmak amacıyle inşa edilen bir binada açılması, müzelerin gelişmesi yolunda önemli bir adım oldu.

Amerika’daki ilk müzeler. Amerika’da ilk halk müzesi, bağımsızlığın ilânından üç yıl önce, 1773’te Güney Carolina’daki Char-leston’da açıldı. Bu müze Charleston müzesi adı altında hâlâ varlığını sürdürmektedir. 1785’te Philadelphia’da bazen American museum, bazen Pealeis American museum, bazen de Philadelphia müzesi denen bir müze açıldı. Bu müze tabiatın sayısız görünüşünü konu alan bir minyatürler müzesi ve halk için bir «bilim, mantık ve ahlâk» okuluydu. Çünkü halk bu konulardaki sorularına burada tatmin edici bir cevap bulabiliyordu. 1790’da New York’ta kurulan Tammany Society müzesi her ülkeden her çeşit eşyanın kabul edileceğini bildirdi. 1799’da, Massachusetts’de Salem şehrinde açıları Doğu Hindistan Denizcilik müzesi (bugün Peabody müzesi), çevrenin gemi kaptanlarına dünyanın çeşitli yerleriyle ilgili bilgi vermek amacını güdüyordu.

1804’te New York’ta Park theatre’da Avrupa şaheserlerini A.B.D.’de tanıtmak a-macıyle, subay ve sanatçı John Trumbull’-un (1756-1848) sermayesiyle bir sergi düzenlendi. 1830’larda jeoloji ve biyolojiye duyulan ilgi 1843’te New York’ta, 1845’te Vermont’ta ve 1848’de Alabama’da devlet müzelerinin kurulmasına önayak oldu. Malî meseleler, bu müzelerden çoğunun kapanmasına yol açtı (bunlar arasında bir toplantı salonu haline gelen Philadelphia müzesi sayılabilir).

XX. yy. da müzeler. Almanya’da 1900-1920 arasında 179 müze kuruldu. XIX. yy. m ilk 20 yılında 15 yeni müze kurulduğu göz ö-nüne getirilirse, bu sayının hayli arttığı ortaya çıkar. Diğer ülkelerde de buna benzer artışlar oldu. Meselâ, 1953’te A.B.D.’-de müzelerin donatımı için ayrılması gereken sermayenin 7 milyarı bulacağı hesaplandı. 1959’da ülkede her 43 750 kişi için bir müze açılmasına karar verildi. XX. yy. da müzelere karşı gittikçe daha fazla ilgi u-yanması, 1926’da Milletlerarası Müzeler dairesinin ve 1946’da da Milletlerarası Müzeler meclisinin (l.C.O.M.) kurulmasına önayak oldu. l.C.O.M. 1956’da bir milletlerarası müze kampanyası açtı. Bu kampanyaya Milletlerarası Müzeler haftasında 61 ülke katıldı.

XX. yy.da görülen en ilgi çekici çalışma, çeşitli sanat ve bilim eserlerini biraraya-toplayan müzelerin, tabiat bilimleri, fen, tarih, arkeoloji, etnoloji ve sanat müzeleri gibi çeşitli kollara ayrılması oldu. Meselâ, 1957’de, Ottawa’daki Kanada Millî müzesi, Beşerî Tarih ve Tabiî Tarih olmak ü-zere iki bölüme ayrıldı. Zaman zaman, sağlık, ziraat, modern sanat, tabiî tarih, belli bir ülkenin tarihi gibi konulara ayrılan yerlerin dar geldiği oluyordu. Çeşitli bilim eserleri, Chicago’daki Bilim ve Sanayi müzesi, Boston’daki Bilim müzesi, Londra’daki Bilim müzesi, Münih’teki Deutsches museum ve Paris’teki Palais de la Découverte gibi bilime ayrılan geniş müzelerde sergileniyordu. Tennesse’de, Oak Ridge’te-ki Atom Enerjisi müzesi ve Stockholm’de Tekniska museet’teki Atomarium gibi daha küçük bilim müzeleri özel bir itina gerektiriyordu. New Mexico’da, Española yakınlarındaki Ghost Ranch müzelerinde toprak ve suyun muhafazası güç oluyordu. S.S.C.B.’deki bütün müzeler resmî ideolojiye hizmet etmek amacıyle kurulmuştur. Üniversite müzeleri koleksiyon ve muhafaza fonksiyonları üstünde önemle dururken, halk müzeleri «sunma» görevine gitgide artan bir önem veriyordu. Amerika’da müzelerin kurulması halkın malî desteğine bağlıdır. Buna karşılık Avrupa’da bu çeşit kuruluşlar özellikle vergilerden elde e-dilen kazançlara dayanır. Ayrıca, halkı çekmek için, havalandırma ve aydınlatma tertibatı olan, şezlong ve divanlarla döşeli dinlenme odaları bulunan müze binalarının yapılması yolunda da çaba gösterilmiştir. Sergiler, halka ayrıntılı bilgilerden çok özet şeklinde bilgi verir. İyi bir sergi hoş bir hikâye konusu teşkil eder. Ok başları veya burun süsleri bir antropologun (mesleği hakkında) bilgisini arttırmak yönünden ilgisini çekebilir. Fakat bu çeşit sergiler halka monoton gelebilir veya halkta kısa süren bir ilgi uyandırabilir. Halk, ancak bu alışılmamış nesneleri yapanlar veya kullananlar hakkında, yaşayışları ve aile hayatları hakkında bir hüküm verebilir. Los Angeles County müzesinde düzenlenen «Değişen Dünyamızın İnsanı» adlı bir sergide ağırlık noktasını ırklar arasındaki ayrılıklardan çok benzerlikler meydana getiriyordu. Cleveland Sağlık müzesinde, ayrı parçalar halinde üzeri etiketli şişeler i-çinde sunulan insan organları, biyoloji uzmanlarının incelemeleri için oldukça ö-nemli bir çalışma malzemesidir. Sağlıkla ilgilenen halk ise geniş ölçüde göz önüne serilen bu örneklerden insan vücudunun işleyişi üstüne bir bilgi edinebilir. Jeoloji a-lanında ise, Kanada’daki Royal Ontario müzesi, taş parçalan ve maden örneklerinin yanı sıra, geniş çapta gezegen toprağı ve bilinmeyen bitki örnekleriyle halkın ha-yalgücünü harekete geçirir. Tabiat bilimleri ve tarih müzelerindeki diorama’lar bütün çevre halkının ilgisini çeker. Savaş a-lanları, şehirleri, sokakları ve binalanyle, diorama’lar geçmişi seyircinin ayağına getirir. Belirli bir devrin kılığına bürünmüş figürler veya eski zaman çiftçileri, esnafları ve dükkân sahipleri kılığındaki modern kadın ve erkekler, ziyaretçilerin görgüsünü artırır. Bu çeşit açık hava müzeleri ilkin Stockholm’de Nordiska musseet’e bağlı Skansen’de açıldı (1891). Bunu, Virginia’-daki Colonial Williamsburg, Massachusetts’ deki Old Sturbridge Village, Michigan’da-ki Greenfield Village ve New York’ta Coo-perstown’da kurulan açık hava müzeleri izledi. New York City’deki Amerikan Tabiî Tarih müzesi, plağa alınmış kuş ve yağmur sesleriyle bir tropikal orman atmosferi yaratır. A.B.D. National Park servisi, çevreyi çözümleyen ve çevrenin bellibaşlı özelliklerini göz önüne seren küçük mahallî müzeleri geliştirmekle görevlidir.
Birçok müzede ziyaretçilere çeşitli serbestlikler sağlanmıştır: makinelerin düğmelerine basarak taş parçalarını türlü renkte ışıklar altında incelemek veya gene düğmelere basarak sorulan sorulara cevap almak gibi. Bu müzelerde zaman zaman konferanslar verilir, konuşmalar, tartışmalar yapılır.

Müzeler, yurt içi ve milletlerarası gezici sergiler düzenleyerek çalışma alanlarını genişletmişlerdir. Bu tip sergilerde eserler ö-zel arabalar veya mahfazalar içinde sunulur. Kütüphanelerde, dükkân ve banka vitrinlerinde geçici sergiler düzenlenir. Bilimsel araştırıcılardan film prodüktörlerine kadar çeşitli kişilere ve kuruluşlara sergilerdeki modeller ödünç verilir. Televizyon, müzelerin faaliyetini daha da ileri götürdü.

— Huk. Müzeler, aslında kamu malı niteliğindedir. özel kişilere ait müzeler de bulunmakla beraber, aslolan bu gibi yerlerin kamu makamlarının gözetim ve denetimi altında bulunması, kamuya ait olmasıdır. Kural olarak müze, ya doğrudan doğruya tarihî değer taşıyan bir binanın kendisi veya bu türlü değeri olan menkul eşyanın korunmasına tahsis edilmiş bina veya yerdir. Müzenin eşyası, kamunun doğrudan doğruya yararlandığı mallardandır. Bunların korunması, genel kültür, sağlık, turizm

v.b. bakımlardan yarar ve gelir sağlamak üzere ziyarete açık tutulması, bir kamu hizmetidir. Müzeleri ziyaret, genellikle belli bir ücrete tabidir. Ancak, kanunla öngörülen şartlar altında veya belli kişi veya gruplardan ücret alınmaması mümkündür. Mevzuatta, tarihî değeri ve özelliği o-lan binaların korunması, tarihî eşyanın hafriyatla ortaya çıkarılması ve müzelerin yönetimi konusunda dağınık ve çeşitli hükümler yer almıştır. (Bk. KAZI, Kamu MAL’ları.) Müzelerin genel denetim ve yönetimi Millî Eğitim bakanlığı tarafından sağlanır. Bakanlığın içinde yer alan Antikiteler ve Müzeler müdürlüğü bu amaçla kurulmuştur.

• Türkiye’de müzeler. Eski Eserler ve Müzeler genel müdürlüğüne bağlı kuruluşlar şunlardır: a) Müze müdürlükleri: Adana, Afyon, Akşehir, Alanya, Amasya, Anıtkabir (Ankara), Ankara Arkeoloji, Ankara Etnografya, T.B.M.M. (Ankara), Antalya, Aydın, Bergama, Bodrum, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çanakkale Şehitler Âbidesi, Çorum, Edirne, Efes, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Hisarlar (İstanbul), İstanbul Arkeoloji, İstanbul Ayasofya, İstanbul Topkapı Sarayı, İstanbul Türk ve İslâm E-serleri, İzmir, İzmit, İznik, Kars, Kastamonu, Kayseri, Konya, Kütahya, Manisa, Maraş, Nevşehir, Niğde, Sinop, Sivas, Tire, Urfa, Uşak;

b) müze memurluklan: Afrodisias (Geyre, Aydın), ^ Ahlat (Van), Aksaray, Alacahö-yük, Alagöz, Amasra, Boğazköy (Bo-ğazkale, Çorum), Çeşme (İzmir), Denizli, Diyarbakır, Erdemli (İçel), Ereğli (Zonguldak), Fethiye, Gordion (Polatlı), Göreme, Hacıbektaş (Nevşehir), Elazığ, Karain (Antalya), Karaman, Karatepe (Kadirli), Kültepe (Kayseri), Letoon (Muğla), Malatya, Mardin, Mersin, Milet (Aydın), Mudanya, Samsun, Seyitgazi (Eskişehir), Side (Antalya), Silifke, Şemakievi, Tarsus, Tekirdağ, Tokat, Trabzon, Truva (Çanakkale), Ürgüp, Van, Yalvaç (İsparta);
c) müze depoları: Çankırı, Edremit, Erdek, Ereğli, Knidos, Konuralp, Ksantos. Milas, Narlıkuyu, Sart

Yorum yazın