Müsademe nedir

MÜSADEME i. (ar. şadm > sadme*den müsademe). Esk. Silâhlı iki grup arasındaki kısa çatışma: Konya üzerine hareket eden kuvvetler, usât ile birkaç müsademeden sonra 6 Teşrinievvel 1920*de Konya’yı usât-tan kurtardı (Atatürk). || Birbirine çarpma, çarpışma: Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan çıkar (Namık Kemal). || Mec. Uğraşma, didinme: Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir (Atatürk). || Müsademe-i sefâin, gemilerin çarpışması.

— Ask. Göğüs göğüse muharebe edecek şekilde düşmana yanaşma.

— Denize. Denizde iki geminin veya bir gemiyle yüzer bir cismin çarpışması. || Müsademe paleti, çarpışma sonucu veya her hangi bir sebeple su kesiminin altmdan yara alan bir gemide, bu yarayı kapatmak için kullanılan palet. (Bk. ANSiKL.) || Müsademe perdesi, bir geminin baş tarafında bulunan su geçirmez perde. (Müsademe perdesi; baştan çarpışarak su almağa başlayan bir gemide, ambara su girmesini önler.)

— Sil. Ateşe hazır duruma getirilmiş bir ateşli silâhın, müsademe iğnesiyle müsademe kütlesini ileri doğru fırlayacak şekilde serbest bırakarak ateş ettirilmesi. || Müsademe iğnesi, ateşli silâhlarda, silâhı ateşlemeğe yarayan iğne. || Müsademe mili. Bk. HOROZ.

— ANSIKL. Ask. Müsademe, piyadenin yapması gereken muharebenin son kısmıdır. En eski zamanlardan beri ordular düşmanı müsademeyle yok edilebilmek amacıyle derin kollar halinde düzenlenmiş yaya birliklerin, süvarilerin, hayvanların (filler) veya cenk arabalarının hücumundan faydalandılar. Topun ve portatif silâhın ortaya çıkışı bu muharebe usulünü sınırladı.
— Denize. Müsademe paleti, bütün gemilerde kullanılmağa hazır bulundurulur. En kaim bırandadan kare seklinde iki kat o-larak yapılmıştır. Büyüklüğü, geminin büyüklüğüne göre 5 m2 ile 12 m2 arasında değişir.

+ Müsademat çoğl. i. Esk. Çatışmalar: Maraş’ta, Ayıntap*ta, Urfa*da ciddî mu-harebat ve müsademat oldu (Atatürk). [M] MÜSADERE i. (ar. şudür*dan müşadere). Huk. İşlenen bir suç karşılığı olarak suçlunun malvarlığının bütünü veya bir kısmı üstündeki mülkiyetine son verilmesi ve bu mülkiyetin kamusal karakter gösteren bir teşekküle devredilmesi. (Bk. ANSîKL.) || Esk. Tanzimat’tan önce herhangi bir kişiye ait malların padişah adına zaptedilmesi: Şüyu-i müsadere ve rüşvetle nizam-ı devlet elden gitti (Naima). || Müsadere etmek, yasak bir şeye kanunî olarak elkoymak.

— ANSiKL. Huk.. Ceza olarak müsadere iki şekilde uygulanır: 1. genel müsadere, suçlunun menkul veya gayrimenkul bütün mallarının üstündeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunları devlete nakleden bir cezadır; 2. özel müsadere, yalnız belirli mallara veya malvarlığının belli bir kısmına uygulanır. Müsadere cezası konusunda da itirazlar, özellikle genel müsadereye karşı ileri sürülür. Gerçekten müsadere, eşitlik ilkesine aykırı düşen bir cezadır (malı olmayan, üstelik borca batık olan suçluda herhangi bir etki yaratmaz). 1961 Anayasası, genel müsadere cezasının konulamayacağını kabul eder (md. 33, son fıkra), Türk Ceza kanununun müsadere konusundaki 36. md. birinci fıkrası incelendiğinde müsaderenin bir ceza, ikinci fıkrada ise bir tedbir olduğu görülür. Genel müsadere ile ilgilii bir hükme Askerî Ceza kanununda rastlanır. Düşman tarafına kaçan veya seferberlik durumunda yükümlü olduğu hizmetten uzak kalmak amacıyle yabancı bir ülkeye sığman veyahut aynı amaçla yabancı bir ülkede kalan kimsenin Türkiye’de kalan ve ileride elde edeceği bütün mallarının müsadere edileceği belirtilir (md. 78). Devlete ait eşya müsadere edilemez.

+ Müsaderat çoğl. i. Esk. Müsadereler, zor alımları. (M)

Yorum yazın