Irk Nedir

Irk Nedir

İnsan türünün belli başlı çeşitlerinden her birine ırk denir. Bazı insanlar birbirlerine çok benzer, bazıları ise hiç benzemezler. Dünyanın değişik yerlerinde yaşayan insanların renkleri ve yüz şekilleri çok çeşitlidir. Herkes birbirinin aynı değildir.

Bilimsel sınıflandırmada insan türü “Homo Sapiens” adını alır. Homo Sapiens sözcüğü Latince olup, bilen adam anlamına gelir.

Dünyada yaşayan insanlar çok çeşitlidir. Bu insanların yapıları ve düşünce şekilleri hiçbir zaman tam olarak birbirlerinin aynı değildir. Bu farklılığı birçok ailenin yaşadığı küçük bir kasabada bile görebiliriz. Genellikle bir ailenin bütün üyeleri birbirlerine benzer. Oysa ayrı ailelerden olan kimseler çok farklı olabilir. Aynı şekilde Dünyanın değişik kentlerinde, ülkelerinde veya kıtalarında yaşayan insanlar da çok farklıdır.
Bu farkları belirleyebilmek için bilim adamları insanları ırk adı verilen bölümlere ayırmışlardır. Bir ırk, birçok nitelikleri birbirlerine benzeyen kimselerin oluşturduğu büyük bir insan topluluğudur. Değişik ırklara bağlı kimseler arasında farklılıklar olduğu gibi, aynı ırktan olan kimseler arasında da bazı farklar vardır.

Irklar çok büyük aileler gibidir. Aynı ırktan olan kimseler arasında bir “aile benzerliği” vardır. Örneğin, aynı ırka bağlı insanların beyaz, sarı veya siyah gibi belirli bir deri rengi vardır. Ancak aynı ırk içinde de farklılıklar olabilir. Beyaz ırktan olan bir kimse doğduğu zaman koyu renkli olabilir, veya çok güneşli bir iklimde yaşadığı için rengi sonradan kararabilir. Aynı şekilde, sarılık gibi bir hastalığa yakalanırsa derisi sararabilir.

Dört temel ırk: İnsanlar en az üç temel ırka bölünebilir. Bu üç ırk beyaz, sarı, siyah ırklardır. Dünyadaki bütün insanlar bu üç temel sınıftan birine girer.

Bu ırkların tam olarak hangi insan türlerini kapsadıklarını sadece adlarına bakarak anlamak olanaksızdır. Beyaz ırka aynı zamanda Kafkas ırkı da denir. Kafkas ırkı adını Rusyanın bir bölgesi olan Kafkasyadan almıştır. Bir zamanlar, Avrupa’ da konuşulan dillerin Kafkasyada gelişmeye başladığına inanıldığı için, Avrupalıların çoğunun Kafkas ırkından geldiği düşünülmüştür. Oysa, örneğin, Araplar da bu ırka bağlıdır. Arapların konuştuğu dil ise Avrupa dillerinden tamamen farklıdır.

Siyah ırktan olan kimselere Latince anlamı “siyah” demek olan Negroid adı verilir. Oysa, bu ırktan olan bütün insanların derisi siyah değildir. Sarı ırka ise Moğol ırkı da denilmektedir. AsyalIların çoğu sarı ırka bağlı olduğu gibi, Amerika’da yaşayan Kızılderililer de bu ırktan sayılmaktadır.

Bir insanın hangi ırktan olduğunu anlamak kolay olmayabilir; çünkü sadece konuştuğu dile ve ülkesine bakarak buna karar verilemez. Konuştuğu dil gibi nitelikler bir kimsenin doğduğu yeri belirtebilir, ancak bağlı olduğu ırkın anlaşılması için yeterli değildir. Deri rengi de ırkı kesinlikle belirten bir öğe değildir. Bu nedenle bilim adamları insanların daha birçok yönlerini, özellikle doğuştan olan özelliklerini incelerler.
Bilim adamlarının ırkları incelemesinin nedeni sadece ırklar arasındaki farkları saptamak olmayıp, aynı zamanda çeşitli toplulukların insanın yeryüzünde varoluşundan beri geçen milyonlarca yıllık süre içinde nasıl geliştiğini de anlayabilmektir. Geçmişte insanların bir ülkeden diğerine nasıl göç etmiş oldukları da ırkların belirli niteliklerine bakarak anlaşılabilir.

Yüzyıllar boyunca incelenmiş olan bu sorular, günümüzde genellikle antropoloji bilginlerinin araştırma konusuna girmektedir. Antropoloji bilimi insanın dış yapısından başka, içinde yaşadığı toplumların da incelenmesini kapsamaktadır. Diğer bilimler de bu araştırmalara yardımcı olur. Paleontoloji bilginleri eski insanlardan kalma fosilleri, alet ve silâhları araştırarak insanlığın başlangıcına ilişkin bilgiler edinmeye çalışır. Kalıtım uzmanlan anne babanın belirli özelliklerinin çocuklarına nasıl geçtiğini inceler. Sosyoloji bilginleri ise insan topluluklarını tanımlamak ve anlamak için uğraşıda bulunurlar.

Irkların bilimsel belirtilerinin biri, insan kafasının ve vücudunun biçimidir. Örneğin, sarı ırktan olanların çoğunun kafası Avrupalılarınkinden daha geniştir. Yüzün ve saçların nitelikleri de önemlidir.

Parmak izlerinin bile değişik ırklarda farklı şekiller aldığı saptanmıştır. Yine değişik ırklarda belirli hastalıklara yakalanma olasılığı da farklıdır. Örneğin, bazı tür kan hastalıkları Afrika ve Asya’da tropikal bölgelerde yaşayan insanlarda, daha fazla görülmektedir. Aslında bu hastalıklardan birine yakalanmak, bu sıcak ülkelerde çok görülen sıtmaya yakalanma olasılığını azalttığı için yararlı da sayılabilir.

Kan grubu adı verilen birkaç tür kan vardır. Bütün kan grupları bütün ırklarda bulunur. Ancak, “B” grubu kan Amerika’da yaşayan Kızılderililerle AvustralyalI zencilerde çok az görülür; AsyalIlarda ise çok yaygındır.

Tad alma duyusunda da bazı farklılıklar bulunur. Bazı insanlar PTC adı verilen bir maddenin tadını alamazlar. Bu “tad körlüğü” Afrikalılarda ve Amerikalı yerlilerde çok ender olmasına karşılık, batı Hindistan halkı arasında çok görülür. Eskimoların diğer insanlara oranla soğuğa çok daha dayanıklı oldukları bir gerçektir. Aynı şekilde, örneğin Afrikalıların fazla sıcağa ve neme AvrupalIlara oranla daha iyi dayandıkları da söylenebilir.

Bu niteliklerden hiç biri bir ırkı diğerinden kesin bir şekilde ayırmaz. Bir ırkta sadece bazı kimselerde bulunan bir özellik, diğer bir ırkın hemen hemen bütün üyelerinde bulunabilir Dolayısıy-le, ırkları katı çizgiler çizerek birbirlerinden ayırmak olanaksızdır. Bir diğerinden kesin şekilde farklı olan saf bir ırk yoktur. Irklar tarih boyunca evlilikler yoluyla birbirleriyle karışmış ve zamanla değişmiştir. Bu gibi süreçler ırklar arasındaki farklılığı çok kesin olmaktan uzaklaştırmıştı.

Bu nedenle bir antropoloji bilgini sadece “ırk tiplerini” tanımlar ve bir ırkın insanlarının çoğunun o ırkın özelliklerinin çoğunu taşıdığını varsayar. Örneğin, beyaz ırktan olan bir kimsenin beyaz ırkın her bir özelliğini taşımasını beklemez.

Beyaz ırktan olan kimselerin deri rengi açıktan kahverengiye, göz rengi ise maviden koyu kahverengiye kadar değişiklik gösterir. Düz veya dalgalı olan saçlar ince tellidir ve saç rengi sarı ile siyah arasında her renk olabilir. Boylar orta ve uzun, kafa şekilleri geniş veya uzun, burun ve ağızlar da oldukça incedir. Bu ırka bağlı pek çok insan topluluğu vardır. En uzun boyluları kuzey Avrupa’da, en kısaları ise Akdeniz bölgesinde yaşar. Deri rengi en koyu olanlar doğuda Hindistan’ a kadar uzanan bölgede bulunur. Beyaz ırk zamanımızda Amerika, Avustralya ve Afrika da dahil olmak üzere Dünyanın her yerine yayılmıştır. Siyah ırktan olan zencilerin renkleri kahverengi veya siyah, burun ve dudakları geniş, saçları ise koyu renkli, kalın telli ve kıvırcıktır. Boyları ve kafa şekilleri çok farklılık gösterir. Afrika’da Sahranın güneyinde bulunan bölgede, kuzey ve güney Amerika’nın birçok kısmında yaşayan insanlar siyah ırktandır. Orta Afrika’da, Asya’nın ve Büyük okyanusun bazı adalarında yaşayan kısa boylu Pigmeler de siyah ırka bağlıdır. Pigmelere genellikle İspanyolcada “küçük siyahlar” anlamına gelen Negrito adı verilir.
Sarı ırkta deri rengi sarımsı kahverengi ile kırmızımsı kahverengi arasında değişir. Saçlar koyu renkli, kalın telli ve düz, boy orta, kafa biçimi ise geniştir. Gözkapaklarının özel yapısı nedeniyle gözler çekiktir. Sarı ırka bağlı olanlar, doğu Asya’ da yaşayan, Çinliler, Dünyanın en kuzey bölgesinde yaşayan Eskimolar ve Amerikalı yerlilerdir.

Irklar Dünyada çok geniş alanlara yayılmışlardır. Kuzey ve güney Amerika’da yaşayan halk buna iyi bir örnektir. Amerika’ya ilk olarak, 25 000 yıl kadar önce Asya’dan gelen sarı ırka bağlı insanlar ayak basmıştır. Bunlar Amerika’nın bugünkü yerlilerini oluşturmuştur. Bundan çok sonra, 1500 yıllarında beyaz ırktan insanlar Avrupa’dan Amerika’ya göç etmeye başlamıştır. Sonra Afrika’dan zenciler getirilmiştir. İnsanların bu şekilde yer değiştirmesi günümüzde de sürmektedir.

Kalıtım ve çevre: İnsanların birbirlerinden değişik olmasının iki nedeni vardır. Bunların birincisi anne ve babadan çocuğa geçen değişik özelliklerin oluşturduğu kalıtsal farklardır. İkincisi ve daha önemlisi ise bir insanın içinde bulunduğu çevrenin oluşturduğu farklardır.

Bir insan doğar, büyür ve belirli bir çevrede yaşar. İnsanın çevresini oluşturan etkenler, içinde yaşadığı iklim, aldığı besinler ve gördüğü eğitim olduğu gibi, ayrıca çevresinde bulunan insanlar ve meydana gelen olaylardır. Bütün bunlar bir insanı yaşantısı boyunca etkiler, vücudunun ve kafasının gelişme ve çalışma şeklini belirli bir biçime yöneltir.

İki insanın çevresi hiç bir zaman tamamen aynı olamaz. Bunun sonucu olarak da insanlar değişik şeyler öğrenirler ve çok değişik konularla ilgilenirler. İki insan aynı dili konuşmayabilir, aynı ölçüde sağlıklı olmayabilir veya aynı dini inançlara sahip olmayabilir. Bu farklar değişik aile, okul veya ülke koşullarının ortaya çıkardığı çevresel farklardır, örneğin, zengin ülkelerde yetişen insanlar genellikle yoksul ülkelerde yetişenlere oranla daha sağlıklı ve daha iyi eğitim görmüş olurlar. Yoksul bölgelerde doktor ve okul sayısı yeterli değildir.

Ancak, insanlar arasındaki bütün farklar çevreden ileri gelmez. Normal koşullar altında bir insanın saç ve göz rengini, kafa şeklini veya kan grubunu çevresi etkilemez. Bu tür nitelikler benzer çevrelerde yaşayan insanlarda bile farklı olabilir. Yani bu farklar çevre etkenleri ile açıklanamaz.

Aynı ailenin bütün çocukları eşit bir biçimde bes-lenseler bile genellikle boyları farklı olur ve dış görünüşleri birbirlerine benzemeyebilir. Bu tür farklar ayrıca benzer çevrelerde yaşayan ailelerde de görülür.

Bu gibi farklar kalıtım yoluyla meydana gelir, yani bir insan bu niteliklere doğuştan sahiptir. Bu nitelikler aileden gelir ve normal olarak çevre bunları değiştirmez. Buna göre, değişik ana babalardan doğan kimselerin kalıtım yoluyla edindikleri özellikler değişik olur.

İnsanlar arasındaki benzerliklerin birçoğu da kalıtım nedeniyle oluşur. İnsanın ana ve babasına benzemesi bundandır. Aynı ırktan olan kimselerin dış yapılarının birbirlerine benzemesine yol açan etken de kalıtımdır, insanlara, bağlı oldukları ırkın özellikleri kalıtım yoluyla geçer.

Belirli bir çevrede yaşayan bitkiler, hayvanlar ve insanlar o çevrenin koşullarına ve oradaki yaşama uyarlar. Bu süreç çok uzun sürede yavaş yavaş, kuşaktan kuşağa geçerek olur. Buna evrim adı verilir. Kaplan ve geyiklerin üzerlerinde ormanda görülmelerini zorlaştıran şekiller ve renklerin bulunması, avcı hayvanların göz ve kulaklarının çok keskin olması, su kuşlarının ayaklarının perdeli olması evrimin sonuçlarıdır. Aynı şekilde ırkların değişik özelliklerinin de yaşadıkları çevreye uyması gerekmektedir.

Irkların oluşumu
Antropoloji bilginleri değişik ırkların özelliklerinin nasıl ortaya çıktığını araştırmaktadırlar. Bu konunun incelenmesini zorlaştıran en önemli etkenlerden biri, insanların bir yerden bir yere göç etmeleridir. Bir ırk belli bir çevrede bazı özellikler edinmişken, bu özelliklerini de beraberinde götürerek başka bir çevreye göç etmiştir. Bu özelliklerin anlaşılabilmesi için, bu ırkın nereden geldiğini öğrenmek gerekir. Örneğin, koyu renkli deri bir insanı kuvvetli Güneş ışığından koruyabilir. Zenciler koyu deriyi tropikal Afrika’da yaşarken edinmiş olabilirler. Siyah ırktan olan Pigmeler genellikle çok az Güneş ışığının girebildiği ormanlarda yaşarlar. Buna göre Pigmelerin ormanlara çok Güneşli bir yerden göç ettikleri düşünülebilir.

Bazı antropoloji bilginleri ırklar arasındaki farkların insanlığın oluşumundan beri varolduğunu kanıtlamaya çalışmışlardır. Ancak uzmanların büyük çoğunluğu, bu farkların çok uzun olan insanlık tarihinin son zamanlarında ortaya çıktığı görüşünü savunmaktadırlar. Geçmişe doğru gittikçe bu farkları anlayabilmek zorlaşmaktadır. Bunun bir nedeni de binlerce yıl önce yaşamış olan insanların yüz ve saç özelliklerini veya kan gruplarını inceleme olanağının olmamasıdır. İnceleyebildiğimiz tek şey bu eski insanların fosilleşmiş kemiklerini değerlendirerek, vücut yapılarını ve büyüklüklerini saptamaktır.
Uygarlıkların gelişmesi insanın evrimini etkilemiştir. Uygarlık, bugün de içinde yaşadığımız kentler gibi, yapay çevreler oluşmasına yol açmıştır. Bunlarda kalıtımı etkilemiştir. Örneğin, değişik ırktan olan kimseler arasında evlilik şimdi çok artmıştır. Bunun da daha sağlıklı çocukların doğmasına neden olacağı düşünülebilir. Buna karşılık, geçmişte hasta bir insanın iyileşme olasılığı daha azdı. Böyle insanların çoğu çocukları olmadan ölürdü. Oysa bugün, aynı hasta insan doktorlar tarafından iyileştirilebilmekte ve çocuklarına hastalığını geçirebilmektedir. Bu şekilde geçen hastalıklara “kalıtım yoluyla geçen” hastalıklar denir. Böylece, zamanımızda kalıtım yoluyla edinilen hastalık veya kusurların sayısı çoğalmıştır.

Yorum yazın