İletişim Nedir

İletişim Nedir

İletişim duyguların, düşüncelerin ya da bilgilerin bir kişiden bir başka kişiye aktarılmasıdır. Karşısındaki insana duygularını anlatan, onunla bir düşünceyi tartışan ya da bir soruya cevap veren kimse, dil aracılığıyla iletişimde bulunuyor demektir. Dil, iletişimin en eski ve en önemli araçlarından biridir. Fakat duygu ve düşünceleri belirtmenin tek yolu dil değildir. İnsanlar davranışlar, bakışlar, resimler ya da yazı aracılığıyla da haberleşebilirler.

örneğin insan, bir duygu, istek ya da buyruğu, yüzü veya vücudunun bir bölümü aracılığıyla belirtebilir. Genellikle bir insanın duyguları yüzünden anlaşılır. Gülümseyen bir insanın mutlu olduğu, kaşlarını çatmış bir insanın ise ya bir şey düşünmemekte olduğu ya da sıkkın olduğu anlaşılır. Kızgın bir insan dişlerini sıkar ya da yüzü kızarır. Korkan bir insan ise yutkunur, sararır ya da titrer. Duyguları en iyi açığa vuran gözlerdir. Bir insanın gözlerinden sevgi, korku, acı, hayret, öfke okunabilir. Bir insan kafasını öne doğru sallıyorsa “evet”, arkaya ya da iki yana sallıyorsa “hayır” demek istiyordur. Birini yanına çağırmak isteyen bir kimse bunu el işaretiyle anlatabilir. Karşısındakine gözdağı vermek isteyen kimse yumruğunu sallar. Burun kıvırmak ise hoşnutsuzluk ya da küçümseme ifade eder.

Bazı vücut hareketleri de günlük yaşantıda belirli anlamlar kazanmıştır, örneğin bir trafik polisi
trafiği, bir dizi el ve kol hareketleri aracılığıyla yönetir. Her sürücü bu değişik hareketlerin anlamlarını bilmek zorundadır. Sürücüler polisin işaretlerine göre davrandığı sürece trafik düzgün bir biçimde akar.

Bir orkestra şefi de, orkestranın her üyesine ne zaman çalacağını anlatmak için el işaretleri yapar. Bazı işaretlerle de müziğin hızını ya da sesinin yüksekliğini belirtir. Orkestra şefi bunun için ellerini ya da ufak bir değnek kullanır.

Semafor Nedir
Birçok dilin ortaya çıkmasında el işaretleri kullanılmıştır, örneğin sağırlar, parmak ve el işaretlerinden oluşan bir dil aracılığıyla birbirle-riyle anlaşabilirler. Bu çeşit bir dil de, birbirini görecek kadar yakında, fakat işitemiyecek kadar uzaktaki insanlar arasında bağlantı kurmaya yarar. Semafor adı verilen bu dil, daha çok denizciler arasında kullanılır. Alfabenin her harfi için kol ya da kollar belirli bir duruma getirilir. Çoğu kez, haberi göndermekte olan kimse iki elinde birer bayrak tutar. Böylece, kolların durumlarının daha kolay görülmesini sağlar.

İnsanlar, çok eski çağlardan beri bir bilgiyi iletmek ya da karşısındakilere bir tehlikeyi haber vermek için işaretler kullanmıştır. Ağaçlara konan bir işaret ya da çimenlerin belli bir bölümünün kesilmesi,’ Kızılderili avcılara arkadaşlarının hangi yöne doğru gittiğini anlatmak için yeterliy-di. Bir suyun zehirli olduğunu anlatmak için de bir kurukafa kullanılırdı. Bugün ise, çeşitli haberleri iletmek için, yüzlerce değişik işaret ve simge kullanılmaktadır.
Dünyanın hemen hemen her ülkesinde ve hatta hayvanlar âleminde kırmızı renk tehlike belirtir. Uyarı işaretlerinde ve uyarı ışıklarında kırmızı kullanılır.

Bir haber iletmek ya da bir uyarıda bulunmak amacıyla ışık kullanmanın birçok örneği vardır. Limanlardaki şamandıraların üzerinde, doğru yolu gösteren ya da tehlikeli alanları işaret eden, yanıp sönen ışıklar vardır. Çeşitli makinelerdeki bozuklukları haber vermek, gemilere gece durumlarını bildirmek için de ışık kullanılır. Yanıp sönen ışıklar aracılığıyla ya da bir ayna kullanarak Güneş ışınlarının yönünü değiştirerek çeşitli haberler iletilir. Işıklı işaretlerin bir sakıncası, bunların ancak bulundukları yöne bakmakta olan biri tarafından görülebilmesidir. Bu nedenle bazı haber ya da uyarıların iletilmesinde genellikle ses kullanılır. Şamandıraların bir çoğunda yanıp sönen ışıkların yanısıra ziller de vardır. Zi!, sisli bir havada ışıkların görülememe olasılığına karşı kullanılır. Görüş alanı dar olduğu zaman gemiler düdük çalar. Hırsızlık ya da yangın anında, tehlikeyi haber vermek için çalan alarm zilleri vardır. Kapı zili de bir konuğumuzun geldiğini haber verir. Çalar saat ise sabahleyin bizi uyandırmak için çalar.

Bazı haberleri, koku ve tad duyuları aracılığıyla alırız, örneğin bozulmuş bir yemekteki koku, bizi onu yememek için uyarır. Yanık kokusu, yakın bir yerdeki bir yangını haber verir.

Körler, dokunma duyuları aracılığıyla haberleşirler. Braille adı verilen alfabeyi okurlar. Bu alfabede sözcükler çeşitli biçimlerde bir araya getirilmiş kabarık nokta kümelerinden oluşur. Kör bir kimse bunların üzerinde parmaklarını gezdirmek suretiyle bu sözcükleri okur.

Bir hayvanın beyni, bir insanınkine oranla daha basittir. Bu nedenle hayvanlar arasında haberleşme daha sınırlıdır. Hayvanlardaki haberleşmenin büyük bir bölümü üç nedenle yapılır. Bunlar beslenme, tehlike ve üremedir.

Hayvanların haberleşmesine iyi bir örnek olarak balansının dansını gösterebiliriz. Bir yerde bir besi kaynağı bulan balansı bir dizi vücut hareketiyle bu bulgusunu öbür arılara anlatmak ister.

Bazı bilim adamlarına göre, bazı hayvan türlerinin kendilerine özgü basit dilleri vardır. Belirli sesler belirli anlamlar ifade eder. Hırıltılar, cıvıltılar, çığlıklar ve havlamalar tehlike belirtmede, eş çağırmada ya da korku, acı veya mutluluk belirtmede kullanılır. Yunus balıklarının davranışlarını izleyip çıkardıkları sesleri dikkatle saptayan bilim adamları, yunusların kendilerine özgü bir dilleri olduğu sonucuna varmışlardır. Yine bilim adamları, şempanzelerin basit işaretleri okuyabildiklerini ve basit buyrukları yerine getirebildiklerini saptamışlardır. Balinalar birbirleriyle bazen çok uzak mesafelerden haberleşebilirler. Kediler ise yavrularıyla konuşurken özel sesler çıkarırlar.

Birçok hayvan, iletişim aracı olarak koku duyusundan yararlanır. Erkek hayvanlar, kendilerine ait olan bölgenin sınırlarını belirlemek için bu

sınırda kendi kokularını bırakır. Bu kokuyu alan diğer erkekler, bu alanların bir başkasına ait olduğunu anlarlar. Bazı hayvanların dişileri, üreme mevsiminin başlangıcında özel bir koku yayımlar. Bu koku aracılığıyla erkek, dişinin çiftleşmeye hazır olduğunu anlar.

Ağustos böceğinin, ateş böceğinin ve bazı balık türlerinin üreme mevsimindeki davranışları hay-vaalar arasındaki haberleşmenin en ilginç örneklerindendir. Üreme mevsimi gelince, belli bir bölgedeki bütün ağustos böcekleri bir ağızdan ötmeye başlar. Bilim adamlarına göre, ağustos böcekleri bu sesin yüksekliğine göre, kaç tane olduklarını anlarlar. Eğer sayı yüksekse, çiftleşmezler. Sayı alçaksa, çiftleşebileceklerini anlarlar. Ateş böceklerinin de buna benzer bir biçimde haberleştikleri bilinmektedir. Bunlar, hep beraber ışıklarını yakıp söndürürler. Işıkların sayısına göre çiftleşip çiftleşmemeye karar verirler. Balıklar ise sürülerinin büyüklüğünden çiftleşip çiftleşmeyeceklerini anlarlar. Böylelikle ağustos böcekleri, ateş böcekleri ve balıklar besin sıkıntısıyla karşılaşmazlar.

İnsanlar ve hayvanlar görme, dokunma, koku alma ve işitme duyuları aracılığıyla haberleşirler. Fakat bu duyuların en önemlileri görme ve işitmedir. İnsan için en önemli haberleşme araçları yazı ve konuşmadır. İnsanbilimciler insanın iki milyon yıl önce konuşmayı öğrendiği kanısında-dırlar. İlk dil, birkaç değişik hırıltıdan oluşuyordu. Fler hırıltı özel bir anlam taşıyordu. Tabii çeşitli insan boyları değişik sesler kullanıyordu. Böylece Dünyanın çeşitli yerlerinde değişik diller gelişti. Bugün Dünyada aşağı yukarı 5 000 değişik dil ve lehçe vardır.

İnsan konuşmayı öğrenmişti ama iletişim olanakları henüz sınırlıydı. Gerçekte haber iletme sorunu, ancak yazının ortaya çıkmasından
sonra çözüldü. İnsanın en eski yazılı haberleşme örnekleri, mağaraların duvarlarına yapılan resimlerdir. Bu resimler bize mağara adamlarının kullandıkları silâhları, giydikleri giysileri ve avladıkları hayvanları anlatır. Yüzyıllar geçtikçe, duygu ve düşünceleri belirten resimler de yapılmaya başlandı. Bu çeşit resimli simgelere hiyeroglif adı verilir. Orta Amerika’daki Maya uygarlığında, Amerikan Kızılderililerinde ve eski Mısır uygarlığında hep hiyeroglif kullanılmıştır.

Bundan sonraki aşama, her simgenin bir sözcüğü değil bir sesi belirttiği bir resim dilinin ortaya çıkması oldu. Bundan 3000 yıl kadar önce Fenikeliler 22 resimden oluşan bir yazı sistemi buldular. Fler resim, bir sesi simgeliyordu. Böylece 22 resimden herhangi bir sözcük yapılabilirdi. Fenikelilerin bu buluşu alfabeydi. Bizim kullandığımız alfabeyi Romalılar bulmuştur. Bugün yeryüzünün çeşitli yerlerinde kullanılan çeşitli alfabeler vardır.
İlk insanlar simgelerini taş ya da tahta üzerine çizerlerdi. Daha sonraki uygarlıklarda bu iş için balçıktan yapılma levhalar kullanılmaya başlandı. Mısırlılar ise papirüs denilen bir sazdan bir tür parşömen kâğıdı yaptılar. Kâğıdı ilk kez 2000 yıl kadar önce Çinliler yaptı. Fakat Batı dünyası bunu ancak 1000 yıl sonra, Marco Polo’nun gezileri aracılığıyla öğrendi.

Matbaanın bulunması

Yüzyıllar boyunca, okuma ve yazma ancak bilginler tarafından bilinen bir sanat olarak kaldı. Kitaplar elle yazıldığı için sayıları çok azdı ve pahalıydı. Çinliler, harflerin ve resimlerin kalıplarını çıkarıp kitap basmayı bi-, liyorlardı. Ama bu çok basit bir düzeyde kalıyordu. XV. yüzyılda haberleşme alanında büyük bir devrim oldu. Johann Cutenberg ilk kez dizgi yöntemi kullanan bir basımevi yaptı ve bunu geliştirdi. Küçük tahta parçalarının üzerine harfler tek tek oyuluyordu. Her bir parça değişik kitaplarda tekrar tekrar kullanılabiliyordu. Cutenberg daha sonra metalden harflerin döküldüğü kalıpları buldu. Matbaanın bulunması ile, bilgi, fikirler büyük bir hızla yayılmaya başladı. Gazeteler çıkmaya başladı. Kitaplar da halkın alabileceği bir fiyata indi.

Aşağı yukarı 130 yıl öncesine kadar, iletişim oldukça ağırdı. Mektuplar ya at sırtında ya da gemiler aracılığıyla taşınıyordu. Bir başka ülkedeki biriyle haberleşmek bazen haftalarca sürüyordu. 1840 yıllarında iletişim alanında ikinci bir devrim oldu. VVheatstone ve Morse telgrafı buldular. Elektrik dalgaları hemen hemen ışık dalgaları kadar hızlı hareket eder ve telin gücü ve uzunluğu izin verdiği kadar da gider. Morse bir tel aracılığıyla bir dizi elektrikli işaret gönderdi ve bu işaretlerle bir haber iletti. Kullandığı yöntem bugün Morse Alfabesi olarak anılmakta ve hâlâ kullanılmaktadır. Morse alfabesinde her harf bir dizi nokta ve çizgi şeklinde belirtilir. Noktalar için kısa, çizgiler için uzun elektrik akımı geçirilir. örneğin e harfi tek bir nokta, t harfi tek bir çizgi, a harfi ise bir nokta ile bir çizgidir, ilk telgraf hattı Amerika’da Baltimore ile Washington arasına kuruldu.

Daha sonra bilim adamları teleks adı verilen bir makine buldular. Burada, gönderilen haber yazı makinesiyle yazılır, yazılanlar Morse alfabesine çevrilir ve alıcı makineye gönderilir. Burada haber tekrar normal alfabeye çevrilip yazı makinesiyle yazılır. Bugün gazetelerin haber servisleri de, bir yerden başka bir yere haber göndermek için teleks kullanırlar.

Bundan sonraki adım insan sesini telgraf telinden geçirmek oldu. Bunu da 1876 yılında Alexander Graham Bell başardı. Artık telefon da bulunmuştu. İnsan sesi havada titreşimler oluşturur. Bu titreşimler bir mikrofon aracılığıyla elektrik dalgalarına dönüştürülür. Telefon telinin öbür ucunda bu elektrik dalgalan tekrar titreşim haline gelir. Telefon ve telgraf çok yararlı birer iletişim aracı olmakla beraber bir sakıncaları vardır. Bu da, haberi gönderenle alanın bir tel aracılığıyla birbirine bağlanma zorunluluğudur. 1895 yılında Marconi, bir bağlayıcı tel aracılığına gerek göstermeyen bir haber iletme sistemi buldu. Bu sisteme telsiz telgraf adını verdi.
Telsiz telgraf ya da radyo sisteminde, konuşulan sözcüklerin havada oluşturduğu titreşimler elektrik titreşimlerine dönüştürülür. Sonra bu elektrik titreşimleri de elektromanyetik ışınıma dönüştürülür. Radyo dalgalarının hızı ışık hızına eşittir. Buniar atmosferin içinde hareket ettikleri için tele gereksinme göstermezler. Radyo, gemi, uçak ve otomobillerle haberleşme sağlamakta kullanılırlar. Hava alanlarının kontrol kulelerindeki radyolar uçakların pilotlarına iniş talimatı verir.

Halk için radyo yayını 1920 yılında başladı ve hızla çok sevilen bir eğlence haline geldi. Radyo 1940 yıllarına kadar kitle haberleşmesinde (yani aynı anda çok sayıda insana hitap etmekte) kullanılan en önemli araçtı. Bu yıllarda yeni bir buluş yaygınlaşmaya ve önem kazanmaya başladı. Bu buluş televizyondu.

1927 yılında bazı mühendisler sesin yanısıra görüntünün de radyo dalgaları aracılığıyla gönderilebileceğini buldular. Bazı teknik sorunlar bu konuda ilerlemeye engel oluyordu. Fakat 1940 yıllarında buniarm çoğu çözüldü. Televizyon en önemli haberleşme aracı haline geldi. Bugün artık her gün milyonlarca kişi televizyon seyretmektedir.

Uzay araştırmaları da uzak mesafe haberleşmelerine büyük katkıda bulundu. Bu, haberleşme uydularının bulunmasıydı. Bu uydular Dünyanın çevresinde döner ve bir röle istasyonu görevi görürler. Dağlar, ya da başka engebeler televizyon dalgalarının geçmesine engel olurlar. Dalgalar önce haberleşme uydusuna gönderilip buradan belirli bir açıyla tekrar Dünyaya yansıtılırsa, atmosferde ve uzayda rahatlıkla yol alabilirler. Bu dalgalara engel olan bir şey olmadığı için bunlar bir kıtadan diğerine gönderilebilirler. İlk haberleşme uydusu olan Telstar 1962 yılında uzaya fırlatıldı. Bugün, haberleşme uyduları sayesinde, uzak ülkelerdeki olayların görüntüleri hemen alınabilmektedir.

Yorum yazın