Hitler’in İnönü’ye Mektubu

Hitler’in İnönü’ye Mektubu

Almanlar tarafından Kayseri’de kurulması daha önce kararlaştırılan ve yapımına başlanan uçak fabrikası, yarım kalmıştı. Ülkedeki Almanlar memleketlerine gönderilmiş, Almanya’da yüksek öğrenim yapan öğrencilerle diğer bazı görevliler geri çağırılmıştı. Ancak,Almanların Türkiye’ye ve Türk kromlarına büyük gereksinmesi vardı. Artan savaş üretimi sırasında krom, hemen her araç ve gerecin yapımında kullanılıyordu. Türkiye’den sağlanan bu maddenin satışı kesilince büyük bir açık ortaya çıkmış, üretim aksamıştı. İşte özellikle bu nedenle Almanya Türkiye’den kopamıyor, ilişkilerini sürdürmeye gerek duyuyordu. Her fırsatta yeni açıklamalar yapılıyor, Türkiye’ye saldırılmayacağı güvencesi veriliyordu.
İşte bu dönemde Hitler tarafından Cumhurbaşkanı İnönü’ye gönderilen mektup, Türkiye’ye duyulan gereksinmenin ve verilen güvencelerin en açık örnekleri arasında yer aldı. Doğrudan doğruya Hitler’in yazdığı 4 Mart tarihli mektupta Türkiye’ye herhangi bir saldırının düşünülmediği konusu üzerinde duruluyor, Alman ordularının Türk sınırlarına en çok 60 kilometre yaklaşacağı, bu hattın kesinlikle aşılmayacağı açıklanıyordu.
Savaş döneminin en önemli belgelerinden biri olan Hitler’in bu mektubuna, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün yanıtında ise şöyle deniliyordu:
“Cumhuriyet Hükümeti’nin sürdürdüğü Balkan politikası, hiçbir zaman yarımadayı savaşın yıkımından uzak tutmanın dışında bir amaç gütmemiştir. Ekselanslarının yetkili temsilcisi tarafından bize pek çok kere verilen güvenceler nedeniyle Almanya’nın da aynı amacı taşıdığına ve bu nedenle Avrupa’nın güneydoğusu ile ilgili Türk- Alman politikaları arasında güven verici bir denge bulunduğuna haklı olarak inanıyoruz. Ekselansları kabul ederler ki bu durumda ortaya çıkan değişiklik, Türkiye’nin durumunun ve politikasının tümüyle dışında kalan nedenlerden kaynaklanmaktadır ve Yunan – İtalyan Savaşı’nın çıkmasından bu yana Balkanlardaki gelişmelerde ülkemin hiçbir sorumluluğu yoktur.
Türk Ordusu’nu Alman Orduları ile karşı karşıya getirecek hiçbir nedenin ortada bulunmadığına ve Almanya, Türkiye’nin güven ve bağımsızlığının zorunlulukları karşısında anlayış gösterdiği sürece böyle bir yıkımın görülmeyeceğine inanıyorduk, hâlâ da inanmaktayız. Gerçekte Alman
Hükümeti,Türkiye’den bu amaçla yüklendiği sorumluluklarla bağdaşmayan hiçbir şeyi istemeyi düşünmediğini bize sürekli olarak yinelemiştir. İşte bunun içindir ki bu konuda her türlü yanlış anlamaların önüne geçmek kaygısı ile Ekselansları tarafından verilen güvenceleri büyük bir kıvançla senet saydım ve uyanıklık içinde nöbetini eskisi gibi sürdürecek olan Türk Ordusu’nun, Alman Hükümeti bu durumu değiştirmeye zorlayacak kararlar almadıkça, Alman kıtalarına karşı davranış tarzının korunacağını ben de Ekselanslarına bildirmek isterim.
İnönü’nün yanıtı şu sözlerle son buluyordu:
“İnanıyorum ki Ekselansları, yanıtımın içeriğinde ülkelerimiz arasında karşılıklı iyi ilişkilerin sürdürülmesi, yalnızca onun temelleri üzerinde mümkün olan bu aynı dürüstlük kaygısının belirtisini bulacaklardır.”
Bu arada ülkedeki sıkıntılar iyiden iyiye artıyor ve yaşam giderek güçleşiyordu. Gıda maddelerinin çoğu bulunmuyordu. Dışarıdan mal gelmesi tümüyle durmuştu. Karaborsa baş göstermişti. Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından tahıl stoklarına el kondu, vurgunculara karşı savaş açıldı, denetimler artırıldı.
Ancak Türkiye’yi güç durumda bırakan olaylara sürekli yenileri katılıyor, bunların zarar vermeden önlenmesi ya da azaltılması kolay olmuyordu. İşte bu türden bir güçlük, nisan ayı başlarında Irak’ta gerçekleşen bir hükümet darbesi sonucu ortaya çıktı. Almanya yanlısı olarak tanınan Raşit Ali Geylani bu ülkede yönetimi ele geğirince kurulan yeni hükümetle ilgili sorunlar, dolaylı şekilde ülkemizi de etkiledi. 5 Nisandaki bu darbeden sonra Almanya, Irak’a yardım gönderme kararı aldı. Ancak bu yardım, en çabuk ve en güvenilir şekilde yalnızca Türkiye üzerinden ulaştırılabilirdi. Bu nedenle Ankara’ya başvuruldu ve geçiş izni istendi. Savaşın en duyarlı döneminde böyle bir iznin verilmesi, tarafsız kalma çabalarına gölge düşürecek nitelikteydi. Üstelik bu tarafsızlık, çok güçlükle dengede tutulabiliyordu. istek kesinlikle reddedildi. Almanlar gene baskılara başladılar. Heyetler gidip geldi, ama sonuç alınamadı. Kısa bir süre sonra da bu Almanya yanlısı hükümet, İngilizler tarafından düşürüldü ve sorun kendiliğinden ortadan kalktı. Türkiye böylece, çok önemli bir sıkıntıyı daha geçiştirmiş oluyordu.
Avrupa’da iyice yayılan Almanya,o güne dek dostça ilişkiler sürdürdüğü Sovyetler Birliği için başka istekler besliyordu. Bu isteklerin başında, bu ülkeye de savaş açmak vardı. Bunun gerçekleşebilmesi için ise Almanya’nın, Sovyetler Birliği’ ne en yakın ülke olan Türkiye yönünden kendini güvence altına alabilmesine gerek vardı.
Bu konuya açıklık kazandırmak amacı ile Türkiye’ye yeniden başvuruldu. Türkiye, Almanya’ ya karşı savaşacak mıydı? Oysa verilecek yanıt tekti. Savaş hiç bir şekilde düşünülmüyordu. Ama kendisine nasıl davranılırsa, aynı şekilde karşılık verilecekti. Almanya bu yanıt üzerine, bir “Saldırmazlık Anlaşması” yapılması önerisinde bulundu, öneri kabul edildi. 18 Haziran 1941 günü törenle imzalanan bu anlaşma, iki ülke arasında çıkacak her türlü soruna, güç kullanmaya gerek kalmadan, karşılıklı görüşme olanağı getiriyordu. Anlaşma, İngiltere ve Fransa’nın çok sert tepkisiyle karşılanırken, Almanya 22 Haziranda Sovyetler Birliği’ne tüm gücüyle saldırdı. Üç gün sonra toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi anlaşmayı onayladı. Bu arada Türkiye, Almanya ve Sovyetler Birliği’ne başvurarak, iki ülke karşısında tarafsız kalacağını bildirdi. Bu anlaşma, İngiltere ve Fransa’dan başka, Birleşik Amerika ile ilişkilerin de gerginleşmesine yol açtı. Türkiye’ nin Alman saldırısı ile karşılaşabileceğini düşünen Birleşik Amerika, ürettiği savaş araç ve gereçlerinden Türkiye’ye de veriyordu. Anlaşma üzerine bu yardım kesildi. Sovyetler Birliği’nin de en büyük korkusu, Türkiye’nin Almanya yanında savaşa girmesi ve ülkesine yürümesiydi. Böyle bir olasılığı engellemek için büyük bir propaganda kampanyası açtı. Sovyet yayın organları tarafından dünyaya yayılan bazı belgelerde, Türkiye’de gizli Alman askeri kuruluşları bulunduğu şüphesi uyanıyordu. Alman savaş esirlerinin üzerinden çıktığı ileri sürülen gerçeğe çok benzer haritalar, umulan ilgiyi görmedi. Sovyetler bu başarısızlıklarına karşın, gene de yeni fırsatlar kollamaktan geri kalmadılar. 9 Temmuz günü Boğazlardan Karadeniz’e geçen bir Alman gemisi, bu tür suçlamalara olanak sağladı. Ruslar bu geminin, bildirildiği gibi ticaret gemisi olmadığını açıkladı. Onlara göre, gerçek bir savaş gemisiydi. Ruslara göre Türkiye, bu geminin geçişine izin vermekle tarafsız kalmıyor ve Almanlara yardım ediyordu.
Bu arada ülke içinde Almanlarla işbirliği yapılmasını isteyen, bu yolda çalışanlar da yok değildi. Bazı yazarlar, Almanlarla dostluğun artırılması görüşünü savunuyor, Sovyetler Birliği parçalanırsa, bir ya da birkaç Türk Devleti kurulabileceğini düşünüyorlardı. Hükümet dış baskıların yanında, bu iç baskılarla da uğraşmak zorunda kalıyordu.
Savaşa girmemesine karşın, içinde bulunduğu olağanüstü dönem nedeniyle Türkiye’nin gereksinimleri çok artmıştı. Birleşik Amerika, kendi büyükelçisinin çabaları sonunda kesilen askeri yardımı yeniden başlattı ama, tutarını oldukça azalttı. 9 Ekim 1941’da Almanya ile 100 milyon marklık bir ekonomik anlaşma yapıldı. Bu anlaşma gereğince Türkiye 90 bin ton krom göndermeyi kabul etti. Karşılığında ise savaş araç ve gereçleri alacaktı. İngiltere, Fransa ve Birleşik Amerika yeniden şiddetli tepkiler gösterirken, Türkiye’yi bir kez daha protesto ettiler. Almanya ile 1 Haziran 1942’de 45 bin tonluk ikinci bir krom anlaşması imzalandı.
Açıklama yapan Birleşik Amerika, bu iki anlaşma ile Almanya’nın daha çok savaş araç ve gereci üretmesi için desteklendiğini ileri sürdü. Türkiye’ye karşı davranışlar iyice sertleşti, yardımlar yeniden kesildi. Ancak içinde bulunulan kritik dönem nedeniyle aynı yardım, bu kez İngiltere aracılığı ile gönderildi. Birleşik Aıtjerika, Almanya’nın Türkiye’yi ele geçirmesinden korkuyordu. Başkan Roosevelt 3 Aralık 1941 günü Washington’da bir konuşma yaparak Türkiye’nin savunmasına önem verdiklerini, bunun kendi güvenlikleri açısından çok önem taşıdığını açıkladı. 7 Aralık günü de Birleşik Amerika,savaşa girme kararı aldı. Böylece Türkiye, Birleşik Amerika’nın “Borç Verme ve Kiralama Yasası” uyarınca yardım alan ülkeler arasına katıldı.

Yorum yazın