Güreşin Tarihi

Güreşin Tarihi

GÜREŞ i. (esk. türk. küreften). Spor, iki kişinin çeşitli oyunlarla birbirinin sırtını yere getirmek için yaptıkları mücadele: Bu merasim de bitip, başlayacak derdi güreş / Çarpınıp çırpınarak çıktı nihayet iki eş (M. Â. Ersoy). Güreş, Türklerin geleneksel sporudur. (Bk. ansİkl.) Bazı hayvanların birbiriyle mücadelesi: Deve güreşi, horoz döğüşleri, eşek yarışları tertipliyorlar (Kemal Tahir). Aba güreşi, güreşçilerin sırtlarına birer aba giydiği, belden aşağısı çıplak olarak yapılan güreşme çeşidi, (özellikle Hatay dolaylarında yapılır, yenişme ayakta olur, yer oyunu yoktur, judoya benzer karakucak güreşinin bir türüdür.) || Don-şalvar güreşi, güreşçilerin geniş şalvar giydiği, belden yukarısı çıplak olarak yapılan güreşme çeşidi. (Güreşte, şalvardan da tutulur, yerde ve ayakta oyun uygulanır, moğol güreşine çok benzer, karakucak’ın bir türüdür.) || Grekoromen güreşi («grekoromen stil» de denir), güreşçilerin belden yukarı oyun uyguladıkları minder güreşinin bir çeşidi. (Bk. ansİkl.) || Japon güreşi. Bk. ansİkl. || Karakucak güreşi, türk güreş sporunun ana stili olan karşılaşma ve rakibini tuşla yenme esasına dayanan güreş tarzının adı. (Güreşçiler genellikle bir çayırda veya harman yerinde tutuşurlar, oyunlar serttir.) [Bk. karakucak.] || Minder güreşi («alafranga güreş» de denir), 9 metre çapında, sunî köpükten yapılmış, daire biliminde minder üzerinde yapılan serbest veya grekoromen stilindeki güreşlere verilen ad. (Bk. ansİkl.) Serbest güreş («serbest stil» de denir), güreşçilerin ayaklar dahil vücudun her yanına tehlikeli oyun kabul edilen, sıkma, boğma, kol bükme, vurma v.b. davranışlar hariç oyun tatbik edebildikleri minder güreşinin bir çeşidi. (Bk. ansİkl.) || Pırpıt güreşi, güreşçilerin keçi kılından örülmüş, dar, paçaları kısa pantalonlar giydiği, üstleri çıplak olarak uyguladıkları güreş. (Bu panta- lonlara pırpıt adı verilir, bunlar ıslatılır, tutulmaz hale gelir, güreş böyle başlar.) |j Yağlı güreş, güreşçilerin, beli ve paçası iple bağlı deri pantalonlar giydiği ve zeytinyağı ile yağlanarak oyuna katıldığı güreş tarzı.

Eski Yunanlılarda pek tutulan güreş aşağı yukarı M.ö. 708*den itibaren beş başlıca spordan biri sayıldı. Güreşe hazırlık olarak yapılan alıştırma çalışmaları ağırlık kaldırmak ve atlarla yarışmaya çalışmaktı. Kroton’lu Milon gibi başarılı güreşçiler büyük bir ün kazanmıştı. Kum ve yağla ovulmuş çıplak vücutla güreşilirdi. Yumrukla ve ayakla vurmak yasaktı.
Güreşin pankreastan ve yumruk dövüşünden farklı olan yanı da buydu. Yunanlılar güreşe ayakta başlar; kollardan, bileklerden, vücudun herhangi bir yerinden tutarak ya da çelme takarak rakibi yere düşürmeğe çalışırlardı. Bundan sonra yerde devam eden güreşin amacı rakibin sırtını yere getirmekti. Güreş yunan dünyasında Roma devrine kadar çok tutuldu. Romalılar ise güreşe pek önem vermediler.

Japon güreşi, Japonların geleneksel güreşi; Sumo da denir. 4,5 m çapında bir ringde yapılır. Bedenin ayaklardan başka bir kısmı yere değer veya güreşçi ringin dışına düşerse yenik sayılır. Bu sebeple şişman olmak avantajlıdır. Bu güreşi yapanlar genellikle 1,80’den uzun, 130 kg’dan ağır olurlar. Tarihte ilk japon güreşi M.ö. 22’de yapıldı. Bu güreşi kazanan Sukune, daha sonra güreşçilerin ilâhı sayıldı, ilkin amaç, hasmın öldürülmesi veya pes etmesiydi. Fakat M.S. VIII. yy.da tehlikeli hareketler kaldırıldı. 858’de imparatorun iki oğlu taht için güreştiler.

Türkiye
Tarihin ilk çağlarından itibaren Türklerin şölenlerinde güreş tutmak bir töre halini almıştı. Güreş, Türklerin Orta Asya’dan göç etmeleri sonucu batıya yayıldı. Türk’ün millî güreşi «karakucak*»tı. Yağlı* güreşe ise önceleri, Etrüskler ile Eski Yunanlılarda rastlanır.
Müslümanlıkta da güreşin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Halife Ali’nin cenklerini anlatan menkıbelerde, savaşlar sırasında yapılan güreşlerden söz edilmektedir. «Allah’ın Arslanı» diye adlandırılan ve Uhud savaşında şehit düşen Hz. Muhammed’in amcası Hamza, «pehlivanların piri» olarak anılır. Osmanlı imparatorluğu devrinde de güreşe büyük önem verildi ve imparatorluğun çeşitli yerlerinde, birer güreş mektebi sayılabilecek pehlivan tekkeleri kuruldu. İstanbul’un Okmeydanı semtinde, bu tekkelerden sonuncusunun kalıntıları durmaktadır. Ayrıca ünlü gezgin Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde İstanbul’da güreşe verilen büyük önemden ve bu pehlivan tekkelerinden söz eder. Bu arada Pehlivan Şucca tekkesi adiyle Fatih Sultan Mehmed devrinde yapılmış güreş mekteplerini anlatır. Küçükpazar ile Zeyrek’teki tekkelerde üç yüzden fazla pehlivanın, usta güreşçilerin yönetiminde çalıştıklarını belirtir.
Fatih Sultan Mehmed devrinden itibaren İstanbul ve çevresinde düzenli olarak güreş müsabakalarının tertiplendiği ve burada a- lınan sonuçlardan, pehlivanlara kesei hümayun’dan ödenen bahşişlerin miktarına kadar her şeyin kaydolunduğu defterler, bugün Topkapı sarayı arşivlerinde bulunmaktadır. Bu arada Yıldırım Bayezid, Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman, Murad IV, Mahmud II ve Abdülaziz gibi padişahların da güreş sporuna karşı büyük bir ilgi gösterdikleri bilinir. (Sultan Abdülaziz ünlü pehlivanlarla halk huzurunda olmamak şartıyle güreşmiştir.) XIX. yy.da türk güreşi imparatorluğun sınırları dışına çıkmak imkânını buldu; pehlivanlar Avrupa ve Amerika’da yaptıkları güreşlerde Türk’ün bü spor dalındaki üstünlüğünü dünyaya tanıttılar. Bu devrede Koca* Yusuf, Kurtdereli* Mehmet, ilk Dünya şampiyonu Kara* Ahmed, 26 yıl Kırkpı- nar başpehlivanlığını elinden bırakmayan Aliço*, karakucak güreşinin büyük ustası Sicimoğlu* Halil, Adalı* Halil, Yörük* Ali, Filiz Nurullah*, yağlı güreş ustalarından Çolak Mümin Molla, Hergeleci İbrahim, saray pehlivanı Şamdancı* Kara Ibo, Katrancı* Halil gibi birçok büyük güreşçiler yetişti. Türk güreşinin en zorlu mücadelelerine sahne olan Kırkpınar* da türk güreş tarihindeki önemli mevkiini yine bu devrede kazanmıştır.

Grekoromen ve serbest güreş
Minder güreşi de denen bu iki güreş tarzında, rakipler değişik iki renkte (kırmızı ve mavi veya yeşil) güreş mayoları, özel güreş ayakkabıları giyerler, suspansuvar takarlar. Tırnaklarının u- zun olmaması, saç ve vücutlarının yağlı bulunmaması şarttır. Minderde; bir müsabaka hakemi, minder kenarında puanları yazan bir sayı hakemi ve bir de minder âmiri vardır. Müsabaka hakemi ile sayı hakemi ihtilâfa düşerlerse, minder âmirinin katıldığı tarafın kararı kabul edilir. Her iki daldaki müsabakalar 3’er dakikalık 3 raundda yapılır, toplam 9 dakikadır. Müsabakalar 9 metre çapında sunî köpükten imal edilmiş,
daire biçiminde minderde yapılır. Pasif güreşen veya faul yapan güreşçiye ihtar verilir. Üç ihtar alan güreşçi ihraç edilir ve hükmen (tuşa eşit puanla) yenik sayılır. Şampiyona ve turnuvalarda eliminasyon tatbik edilirken ceza puanlarında bir sınır konulur. Bu puanı dolan elenir. Ceza puanı müsabakanın kazanma şekline göre değişir. (Msl. tuşla galibiyet 0, mağlûbiyet 4 ceza puanıdır.) ittifakla galibiyet 1, mağlubiyet 3, beraberlik oyunla olursa 2’şer, o- yunsuz olursa her bir müsabıka 2,5 ceza puanıdır, iki müsabıktan biri diğerini 10 puandan farklı puanla yenerse galibe 0,5, mağluba 3,5 ceza puanı verilir.
Her iki stilde de 10 sıklet vardır. F.t.L.A. (Milletlerarası Güreş federasyonu) bu sıkletleri azaltıp çoğaltmakta, güreş süresini uzatıp kısaltmakta yetkilidir.

Sıkletler şöyledir: 48, 52, 57, 62, 68, 74, 82, 90, 100 kilo ve ağır. Her iki dalda da pek çok oyun tatbik edilir. Güreş dilindeki bütün ‘oyunların adları tuş terimi hariç öz türkçedir ve dünya güreş diline aynı tabirlerle girmektedir (karafül, sarma, kün- de, kurt kapanı, burgu, kılçık, kol kapma, çangal, tırpan, çırpma v.b.).
Güreş antrenörleri minder kenarından kendi güreşçilerine taktik vermekte serbesttirler. Başkası müdahale edemez. Kararlar ışıklı veya yazılı levhalarla, mayoların renklerine göre verilir ve orta hakemi tarafından hareketle (galibin kolu kaldırılarak veya beraberlikse her iki müsabıkın kollan kaldırılarak) açıklanır.• Minder giiresi. Türkiye’ye minder güreşi Batı’dan geldi (1900’e doğr.). Daha önceleri Koca Yusuf, Kurtdereli Mehmet, Kara Ahmed, Adalı Halil, Filiz Nurullah gibi ttirk pehlivanları Avrupa ve Amerika’da yaptıkları turnelerde bu güreşi tanımışlar ve o zamanlar «alafranga» adiyle anılan bu güreşte bazı karşılaşmalar yapmışlardır. Minder güreşinde ilk ciddî teşebbüs, 1903 yılında Beşiktaş Jimnastik kulübünde başladı. Maz- har Kazancı, Ahmet Fetgeri Aşeni ve Kenan Bey gibi gençler, İuery adındaki bir fran- sızdan öğrendikleri grekoromende bir varlık olarak ortaya çıktılar. Bunu Tatavla kulübünde Meneli’nin başlattığı güreş faaliyeti izledi; zamanla Anadolu, Fenerbahçe ve Kasımpaşa kulüpleri de bu spora faaliyetleri arasında yer verdiler.
Türkiye idman Cemiyetleri ittifakının kurulmasıyle Türkiye Güreş federasyonu resmen teşekkül etti (1923) ve ilk federasyon başkanlığına getirilen Ahmet Fetgeri Aşeni’- nin de çabasıyle olumlu bir çalışma devresine girildi. Bu arada Macaristan’dan getirtilen Raul Peter ile daha sonraları Finlandiya’dan getirtilen Omni Pellinen adındaki güreş Öğretmenlerinin de türk güreşinin gelişmesinde büyük rolleri oldu. Minder güreşinde ilk dış temas 1924 Paris Olimpiyat oyunlarıdır. Bunu Türk Millî Güreş takımının 1927 Avrupa Grekoromen şampiyonasına katılması izledi. Türk güreşçileri yurt dışında ilk dereceyi 1928 Amsterdam Olimpiyat oyunlarında aldılar ve Tayyar Yalaz, 79 kiloda dördüncü oldu. 1956 Berlin
olimpiyadı ile türk güreşinde yeni bir devir açıldı; 79 küoda Mersinli* Ahmed Kireççi serbest güreş üçüncülüğünü aldı. Sonra grekoromen 66 kiloda da Yaşar Erkan, ilk olimpiyat şampiyonluğunu kazandı. İkinci Dünya savaşından sonra türk güreşi güreş âleminde en yüksek noktaya ulaştı; savaş sonrasının ilk Avrupa şampiyonasında (1946 Stockholm, serbest) dört altın, iki gümüş ve iki bronz madalya almak suretiyle takım halinde dereceye girip parlak bir şampiyonluk kazandı. 1948 Londra Olimpiyat oyunlarında .6 altın, 4 gümüş, 1 bronz madalya ile bu başarılar daha da yükseldi ve türk güreşinin bu parlak devri 1960 Roma olimpiyat oyunlarının sonuna kadar devam etti. 1960’tan sonraki devrede ise türk güreşi,’ büyük şampiyonlar çıkarmasına ve parlak dereceler almasına rağmen eski ezici üstünlüğünü iekrar elde edemedi.

Yağlı güreş
«Karakucak»ın dışında en yaygın güreş türiidür.Bizans kanalı ile Eski Yunan’dan gelmiştir. Bugünkü Türkiye’de olduğu kadar eski türk topraklarında (Bulgaristan, Yugoslavya ve Romanya’da) yaygındır. Biı tür güreşte pehlivanlar beli ve paçası iple bağlı deri pantolonlar giyerler. Buna kispet denilir.. Kispet yumuşak deriden yapılır. Uçkurluk çevresine kasnak veya peskuvaz, paçasına ise siraze adı verilir. Pehlivanlar zeytinyağı ile yağlanarak güreştikleri için en önemli şey dengedir. Yağlı güreşte 5 kategori vardır. Bunlar küçükten büyüğe doğru deste, küçük orta, büyük orta, basattı ve bastır.
Yağlı güreşte, güreşi kendine has bir destan ve dua ile başlatan adama cazgır* denir. Güreşin hakemleri meydanda gezerler, eskiden kararı genellikle seyirci verirdi. Yağlı güreşte altı türlü yenme kabul edilmektedir: çivi yukarı (ayakları yukarı kaldırıp, tepesi üstü dikerek sırtını çevirme); sırt üstü ya yerde iken çevirerek veya ayakta iken düşürerek sırtını yere getirme); pes etme (yenileceğini anlayan pehlivanın ya söyleyerek veya rakibinin kispetine vurarak güreşi bırakması); açık düşürmek (gerek rakibinin oyunuyle, gerek kendi hatası ile kıç üstü veya yan üstü sırtı yere değmediği halde göbeği meydana çıkacak kadar açılanı yenik saymak); tartılarak (herhangi bir surette ayakları yerden kesilerek üç adım kucakta taşmanı yenik saymak); kispet çıkararak (ayağından kispeti çıkan veya boydan boya yırtılanın yenilmiş sayılması). Yağlı güreşte 33 çeşit oyun vardır. Yağlı güreş özellikle profesyonel güreştir. Bir pehlivan yense de yenilse de çevredeki seyircilerden parsa toplar. Kazanan, ortaya konulan ödülü (bu. nara, mal, hayvan olabilir) alır.
Olimpiyat, Dünya, Avrupa, Akdeniz ve Balkan şampiyonalarında türk güreşçilerinin kazandıkları madalyalar (S, Serbest; GR, grekoromen):

• OLİMPİYAT
1936 Berlin: Yaşar Erkan (61 kilo, GR);
1948 Londra: Mehmet Oktav (62 kilo, GR); Mersinli Ahmet Kireççi (ağır sıklet, GR); Nasuh Akar (57 kilo, S); Gazanfer Bilge (62 kilo. S); Celâl Atik (67 kilo, S); Yaşar Doğu (73 kilo, S);
1952 Helsinki: Haşan Gemici (52 kilo, S); Bayram Şit (62 kilo, S);
1956 Melburn: Mithat Bayrak (73 kilo, GR); Mustafa Dağıstanlı (57 kilo, S); Hamit Kaplan (ağır sıklet, S);
1960 Roma: Müzahir Sille (62 kilo, GR); Mithat Bayrak (73 kilo, GR); Tevfik Kış (87 kilo, GR); Ahmet Bilek (52 kilo, S); Mustafa Dağıstanlı (62 kilo, S); Haşan Güngör (97 kilo, S); İsmet Atlı (87 kilo, S);
1964 Tokyo: Kâzım Ayvaz (70 kilo, GR); İsmail Oğan (98 küo, S);
1968 Meksiko: Mahmut Atalay (79 kilo, S); Ahmet Ayık (97 kilo, S).
• dünya. 1950 Stockholm: Muharrem Can- daş (87 küo, GR);
1951 Helsinki: Ali Yücel (52 kilo, S); Nasuh Akar (57 küo, S); Nurettin Zafer (62 küo, S); Celâl Atik (73 kilo, S); Haydar Zafer (79 kilo, S); Yaşar Doğu (87 kilo, S); 1954 Tokyo: Hüseyin Akbaş (52 kilo, S); Mustafa Dağıstanlı (57 kilo, S);
1957 İstanbul: Hüseyin Akbaş (57 kilo, S);
Mustafa Dağıstanlı (62 kilo, S); Hamit Kaplan (ağır siklet, S);
1958 Sofya: Hüseyin Akbaş (57 kilo, S); İsmail Oğan (73 kilo, S); Haşan Güngör (79 kilo, S);
İ958 Budapeşte: Rıza Doğan (67 kilo, GR); Kâzım Ayvaz (73 kilo, GR);
1959 Tahran: Hüseyin Akbaş (57 kilo, S); Mustafa Dağıstanlı (62 kilo, S);
1962 Toledo: Hüseyin Akbaş (57 kilo, S); Kâzım Ayvaz (70 kilo, GR); Tevfik Kıs (87 kilo, GR);
1963 Sofya: Cemal Yanılmaz (52 kilo, S); 1963 Helsinborg: Tevfik Kış (87 kilo, GR);
1965 Manchester: Ahmet Ayık (97 kilo, S);
1966 Toledo: Mahmut Atalay (78 kilo, S);
1967 Yeni Delhi: Ahmet Ayık (97 kilo. S):
1967 Minsk: Sırrı Acar (78 kilo, GR);
1970 Edmonton: Ali Rıza Alan (52 kilo, S>.
# dünya kupasi. 1956 İstanbul: Dursun Ali Eğribaş (52 kilo, GR); Yaşar Yılmaz (57 kilo, GR); Hüseyin Akbaş (52 kilo, S); Mustafa Dağıstanlı (57 kilo, S); İbrahim Zengin (73 kilo, S); İsmet Atlı (79 kilo, S); Adil Atan (87 kilo, S); Hamit Kaplan (ağır sıklet, S).
• AVRUPA. 1946 Stockholm: Nasuh Akar (57
kilo, S); Gazanfer Bilge (62 kilo, S); Celâl Atik (67 kilo, S); Yaşar Doğu (73 kilo, S); 1947 Prag: Yaşar Doğu (73 kilo, GR);
İ949 İstanbul: Ali Yücel (52 kilo, S); Nasuh Akar (57 kilo, S); Servet Meriç (67 kilo, S); Celâl Atik (73 kilo, S); Yaşar Doğu (79 kilo, S); Adil Candemir (87 kilo, S);
1966 Essen: Tevfik Kış (87 kilo, GR);
1966 Karlsruhe: Mehmet Esenceli (52 kilo, S); Haşan Güngör (87 kilo, S);
1967 Minsk: Sırrı Acar (78 kilo, GR);
1967 İstanbul: Mehmet ESenceli (52 kilo, S); Haşan Sevinç (57* kilo, S); Nihat Kabanlı (63 kilo, S); Ahmet Ayık (97 kilo, S);
1968 Wester as: Sırrı Acar (78 kilo, GR);
1970 liogu Berlin: Ahmet Ayık (100 kilo, S).
•akdenİz. 1951 İskenderiye: Haşan Gemici (52 kilo, S); Cemil Sar ıhacak (57 kilo, S); Bayram Şit (63 kilo, S); Tevfik Yüce (67 kilo, S); Bekir Büke (73 kilo, S); İsmet Atlı (79 kilo, S); Bektaş Can (87 kilo, S); Kemal Dişiçürük (ağır sıklet, S);
1955 Barcelona: Ahmet Bilek (52 kilo, GR); Mustafa Dağıstanlı (57 kilo, GR); Rıza Doğan (62 kilo, GR); Bekir Büke 179 kilo, GR); Süleyman Baştimur (87 kilo, GR); Hamit Kaplan (ağır sıklet, GR);
1959 Beyrut: Mehmet Kartal (52 kilo, S); Bayram Uysal (57 kilo, S); Mehmet Go- cur (62 kilo, S); Hilmi Gezici (67 kilo, S); Mahmut Atalay (73 kilo, S); Ziya Doğan (79 kilo, S); Bekir Büke (87 kilo, S); Hamit Kaplan (ağır sıklet, S); Ünver Beşergil (57 kilo, GR); Metin Alakoç (63 kilo, GR); Yavuz Selekman (79 kilo, GR); Bekir Aksu (ağır sıklet, GR);
1967 Tunus: Bekir Aydın (57 kilo, S); Sami Pehlivan (63 kilo, S); Basri Yılmaz (87 kilo, S); Hüseyin Gürsoy (97 kilo, S); İsmail Topçam (ağır sıklet, S); Metin Çıkmaz (52 kilo, GR); Metin Alakoç (63 kilo, GR); Ömer Topuz (97 kilo, GR); Gıyasettin Yılmaz (ağır sıklet, GR).
• balkan. 1932 İstanbul: Mustafa Çetinkale (56 kilo, GR); Abbas Sakarya (61 kilo, GR); Saim Arıkan (72 kilo, GR); Nuri Boytorun (79 kilo, GR); Mustafa Çakmak (87 kilo, GR);
1933 İstanbul: Yaşar Erkan (61 kilo, GR); Saim Arıkan (72 kilo, GR); Nuri Boytorun (79 kilo, GR); Mersinli Ahmet Kireççi (87 kilo, GR); Mehmet Çoban (ağır sıklet, GR).
1934 İstanbul: Hüseyin Erkmen (56 kilo, GR); Yaşar Erkan (61 kilo, GR); Saim Arı- kan (66 kilo, GR); Hüseyin Yılmaz (72 kilo, GR); Nuri Boytorun (79 kilo, GR); Mustafa Çakmak (87 kilo, GR); Mehmet Çoban (ağır sıklet, GR).
1935 İstanbul: Yaşar Erkan (61 kilo, GR); Saim Arıkan (66 kilo, GR); Nuri Boytorun (79 kilo, GR); Mustafa Çakmak (87 kilo, GR); Mehmet Çoban (ağır sıklet, GR);
1937 İzmir: Yaşar Erkan (61 kilo, GR); Yusuf Arslan (66 kilo, GR); Hüseyin Yılmaz (72 kilo; GR); Mersinli Ahmet Kireççi (79 kilo, GR); Mustafa Çakmak (87 kilo, GR); Mehmet Çoban (ağır sıklet, GR);
1940 İstanbul: Hüseyin Erkmen (56 kilo, GR); Yaşar Doğu (66 kilo, GR); Mersinli
Ahmet Kireççi (72 kilo, GR); Mustafa Çakmak (87 kilo, GR); Mehmet Çoban (ağır sıklet, GR);
1959 İstanbul; Burhan Bozkurt (52 kilo, S); İzzet Büyük (57 kilo, S); Hayrullah
tahin (67 kilo, S); Kâzım Ayvaz (73 kilo, ); Haşan Güngör (79 kilo, S>; Hamit Kaplan (ağır sıklet, S); Dursun Ali Eğribas (52 kilo, GR); Yaşar Yılmaz (57 kilo, GR); Rıza Doğan (67 kilo, GR); Kâzım Ayvaz (73 kilo, GR);
1960 Bur gaz (Bulgaristan): Hüseyin Akbaş <57 kilo, S); Mustafa Dağıstanlı (62 kilo, S); 1962 Atina: İbrahim Karakuş (52 kilo, GR); Ünver Beşergil (57 kilo, GR); Satılmış Tek- taş 52 küo, S); 1963 İstanbul: Ünver Beşergil (57 kilo, GR); Yavuz Selekman (78 kilo, GR); Necdet U- çar (87 kilo, GR); Gıyasettin Yılmaz (97 küo, GR); Mehmet Kartal (52 küo, S); Bekir Aydın (57 küo, S); Yunus Pehlivan (63 küo, S); Mahmut Atalay (70 kilo, S); Hamit Arslan (97 kilo, S); İbrahim Karabacak (ağır sıklet, S); 1964 Spilit: Mehmet Esenceli (52 kilo, S); Nihat Kabanlı (63 küo, S); İsmail Oğan (78 kilo, S); Ahmet Ayık (87 küo, S); Is- maü Topçu (97 küo, S). Türk güreşçileri Olimpiyat oyunlarında 23 altın, 11 gümüş, 6 bronz; Dünya şampiyonasında 30 altın, 28 gümüş, 29 bronz; Dünya kupasında 8 altın, 3 gümüş, 3 bronz; Avrupa şampiyonasında 21 altın, 14 gümüş, 10 bronz; Akdeniz oyunlarında 45 altın, 8 gümüş, 4 bronz; Balkan şampiyonasında 63 altın, 32 gümüş, 17 bronz madalya kazanmışlardır. Böylelikle türk güreşçüeri dünya güreşinin en büyük 6 ayrı şampiyonasında 190*1 altın, 106*sı gümüş ve 69*u bronz olmak üzere 305 madalya almışlardır; bu da türk güreşinin güreş dünyasındaki parlak durumunu ifade etmektedir.

Yorum yazın