Ege uygarlığı özellikleri – Ege uygarlığı hakkında bilgi

Ege denizi çevresinde ve Ege adalarında gelişen ilk uygarlıklara denir. Buranın kara parçalarını batıda Yunanistan, kuzeyde Makedonya ve Trakya, doğuda Batı Anadolu kıyıları meydana getirir. Güneyde Rodos ve Girit adaları bulunur. Ege denizindeki adalar kıyıya ve birbirine çok yakındır. Denizin hemen her yerinde kara görünür. Deniz burada gidip gelmeyi kolaylaştıran iyi bir yol olduğu gibi, Ege uygarlığının bir bütün olmasını da sağlamıştır.
Buranın Tarihöncesi, Yenitaş Çağı’na kadar çıkar. Henüz Eskitaş Çağı’na ait kalıntılara rastlanmamıştır. Yenitaş Çağı’nda ilk tarımcılar, Anadolu’dan fiğe adalarına göç etmeye, toprağı işleme ve üretim yöntemleri, Balkan yarımadasına geçmeye ve yayılmaya başlamıştı. Arkeologlar, Makedonya’da Yeni Niko- medya çevresinde yaptıkları kazılarla İ.ö. 6000 yıllarında kurulmuş bir köyün . kalıntılarını bulmuşlardır. Bu köyün a- halisi, tahıl ve baklagillerden bazı türleri üretmişlerdi. Evcil hayvanları vardı; sepet örmeyi, topraklan çeşitli kaplar yapmayı ve bunları pişirmeyi biliyorlardı. Tıpkı Anadolu’da olduğu gibi (Bak. Çatalhöyük) bir anatannçaya tapıyorlardı Tarımsal yaşayışın başlangıcından Tunçça ğı’na kadar geçen yüzyıllar içinde, her alanda teknik ilerlemeler sağlamışlardı. Aynı gelişmeler Tesalya’ daki höyüklerde de görülmektedir. Onlar, geniş karınlı, renkli, çoğu süslü toprak kaplar yapımında usta idiler. Anadolu* daki örneklere uygun olarak, dikdörtgen evler de (megaron) yapılıyordu. Bu evlerin bir ön boşluğu ile ocağı kapsayan bir ana bölümü (büyük oda) vardı. Batı Anadolu uygarlığını, Balkan yarımadasına, Ege adalarına ve bu yoldan Yunanistan’a götürenler, hep aynı bölgenin kavimleri idi. Onlar, Anadolu’nun batı bölümlerinden göç etmişlerdi. Bu yargı, her yerde ele geçen yapıtların ve süslerinin örnek ve teknik bakımdan birbirine uygun olmasına dayanıyordu.
Trakya ve Makedonya’da, Mora yarımadasında ve Ege adalarında Tunçça- ğı, oralarda yaşayanların kendi ilerleyişleriyle değil, Anadolu uygarlığının etkisiyle başlamıştır.
Girit Uygarlığı: Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıkları alanları arasında bulunan Girit adası, bu ülkelerin etkisiyle özel bir uygarlık, merkezi olarak gelişti (Girit veya Minos uygarlığı). Giritliler, önce Mısır’dan esinlenerek, bir resim – yazıyı (hiyeroglif) kullandılar Sonra hece yazısına geçtiler. Girit’ln Î.Ö. III. ve II. binyıllar tarihi, hakkında kazılarda çıkan veya ele geçen kalıntılardan yararlanılarak bilgi edinilmektedir. İ.Ö. III. binyıldan II. binyıla geçişte Knossos. Faistos ve Malliya sarayları yapılmıştı. Adada, yüzyıllar boyunca barış, güven, dirlik ve düzen sürdürülmüştü. Dışarıdan (denizden) gelecek saldırılara karşı güçlü bir donanma meydana getirilmiştir. Anadolu. Doğu Akdeniz kıyıları (Suriye. Filistin) ve Mısır ile ticaret ilişkileri geliştirilmiştir.
Eski Knossos sarayının çevıesinde kurulup gelişmiş olan kentin nüfusunun 50 bin kadar olduğu anlaşılmaktadır. Burası, adanın en büyük kenti idi. Caddelerinde dört tekerlekli arabalar gidip geliyordu. Temiz su getirme ye pis suları akıtma döşemleri, akarsular üzerinde köprüler vardı. Bütün bunlar, Girit halkının teknik yetenek ve becerilerinin tanıklarıdır. Gelişmiş olan el sanatlarının başında toprak kaplar yapımı gelir. Bu kaplar üzerinde geometri şekilleriyle ve çiçeklerle süslemecilik çok gelişmişti En çok beyaz, kırmızı, turuncu renklerle siyah taban üzerine süsleme yapılıyordu. Toprak kaplarda daha sonra yapılan süsler, deniz hayvanlarıyle su bitkilerinin resimleri idi. Girit’te tunçtan, gümüş ve altın gibi değerli madenlerden de çok güzel kaplar yapıldı. Fildişinden, tunçtan ve topraktan yapılmış heykelcikler arasında çok güzelleri vardı.
Saraylar, aynı zamanda dinsel yapılardı. Krallar, başrahip görevini de yapıyorlardı. Bu nedenle siyasal ve ekonomik güçleri sınırsızdı. Halk spor yarışlarına, boğa güreşlerine, akrobatik hareketlere düşkündü. Tanrıça insanlara. yere, göğe ve hayvanlara egemendi. Ona karşı olan erkek tanrı boğa ile temsil ediliyordu (Bak. Çatallıöyük). Girit’te tapmak yoktu. Dinsel törenlerin açık havada, dağlarda, mağaralarda veya sarayın bir bölümünde yapıldığı sanılmaktadır.
Girit’te köyler, kentler ve saraylar, birkaç kez yıkılıp yerle bir oldu. l.Ö. 1900 yıllarına doğru, Knossos sarayında oturan kral, öteki kentleri egemenliği altına aldı. Saraylarını yıkıp yakarak adada birleşik bir krallık kurdu. Yıkılan saraylar, bir süre sonra yeniden kuruldu. İ.Ö. 1600 yıllarında Girit, korkun? bir depremle baştan başa yıkıldı. Giritliler, bu olaydan kısa bir Püre sonra saraylarını ve kentlerini daha büyük ve daha güzel olarak yeniden yaptılar. î.ö. 1400 yıllarında Peloponnes Akaları Girit, adasını ele geçirdiler. Saraylar bir kez daha yıkıldı. Yetmiş yıl kadar sonra, yeni bir doğa yıkımı oldu. Girit, yeniden yıkıntılarla doldu. Adanın 110 km. uzağında ve kuzeydeki Tera volkanı patladı. Volkan külleri çok uzaklara ve bu arada Girit adasına yayıldı. Adanın kuzey kenarındaki kentler ve saraylar, karaya çarpan dalgalarla yıkıldı. l.Ö. 1200 yıllarında Yunanistan’a giren Dorîar, buradan Girit adasına da geçerek her şeyi yıkıp yaktılar. Girit adası da artık önemli bir uygarlık merkezi olmaktan çıktı.
Girit sanatının en önemli yapıtları saraylarıdır. Ortasında büyük bir avlu bulunan ve çok katlı olan bu saraylar, birçok daire, oda, salon, sofa, koridor, depo ve atelyelerden oluşuyordu. Katları, geniş ve yatık basamaklı merdivenler birbirine bağlıyordu. Üst katta geniş pencereler, teraslar, balkonlar vardı. Duvarlar, renk renk freskler, veya boyalı alçı kabartmalarla süslenmiştir. Bu resimlerde saray hayatı ile ilgili sahneler, dinsel törenler, çok canlı olarak gösterilmiştir.
Miken Uygarlığı: İ.ö. 2000 yıllarına doğru Yunanistan’a gelen Akalar (Bak.), uzun çarpışmalardan sonra bu ülkede yerleştiler. Zamanla, Girit uygarlığının etkisi altında kalarak, her alanda önemli ilerlemeler gösterdiler. Büyük saraylar, sağlam şatolar ve anıtsal mezar yapıları meydana getirdiler, peloponnes’in doğusunda, Argolis bölgesinde bulunan Miken (Mykcnai) şehri, bu dönemin en önemli uygarlık merkezi oldu. Onun için Akaların Yunanistan’da yarattıkları uygarlığın adına Miken uygarlığı denilmektedir Bu zamanda Yunanistan’da kralların veya beylerin yönetimi altında bulunan şehir devletleri ve.rdı. Yüksek bir tepe üzerinde, surlarla çevrili şatolarda (kale) oturan krallar, bazen biı- bfrleriyle dost geçiniyorlar, bazen de savaşıyorlardı
Miken kralları. İ.Ö. 1400 yıllarına doğru Peloponnes’teki öteki krallıkları egemenlikleri altına, alarak güçlü bh devlet kurdular; komşu ülkelerle savaşlar yaptılar. Bu savaşlarla ilgili anılara Yunan destanlarında rastlanmaktadır. Homeros’un İlias (İlyada) destanında Peloponnes birliğinin başında bulunan Agamemnon’un, Truva’ya karşı savaş yaptığı ve bu şehri alarak yıkıp yaktığı anlatılmaktadır. Akalar, bundan sonra. Girit, Sisam, Rodos ve Kıbrıs adalarıyle Pamfilia’yı (Antalya yöresi) ele geçirdiler. Dalıa sonra Hitit, devletinin yıkıl masından yararlanarak, Anadolu’nun batı kıyılarına da geçmeye başladılar. Fakat bu gelişme dönemi uzun sürmedi. I.Ö. 1200 yılından sonra kuzeyden büyük dalgalar halinde gelen Dorlar, Aka krallıklarım ortadan kaldırdılar.
Akaların yaşayışları, saray duvarlarına yapılmış olan boyalı resimlerden (fresk) öğrenilmektedir. Akalar, Giritlilerin aksine cenkçi insanlardı. Tepeler üzerinde kurulmuş şatolarda oturmakta, en çok savaştan ve avdan hoşlanmakta idiler. Saray duvarlarındaki resimlerde, Girit saraylarında görülmeyen av ve savaş sahneleri bulunmaktadır. Silah olarak iki tarafı keskin kılıçlar, hançerler, uzun mızraklar, ok ve yaylar kullandıkları, atların çektiği savaş arabaları- olduğu anlaşılmaktadır. Giritlilerden almış oldukları yazıları henüz okunamamıştır. Dinleri de Giritlilerin dinine benzemektedir. öldükten sonra insan ruhunun yaşayacağına inanırlardı.
Miken şatosunda bulunan krallara alt «ıltı «Kuyu mezarı» içinden çıkan kalıntılardan, XVI. yüzyıl Miken uygarlığı hakkında bilgi edinilmektedir. Derine doğru kazılmış, çevresi taş duvarlarla örülmüş bu mezarlarda, yüzleri altın maskelerle örtülü erkek cesetleri, kadın ve çocuk iskeletleri, çok sayıda süs gereçleri ve günlük işlerde kullanılan eşya ve araçlar bulunmuştur. Bunların çoğu Girit eserleridir. Akaların, Girit’e yaptıkları akınlar sonucunda bunları ele geçirdikleri sanılmaktadır. Miken şatosunda daha sonra yapılmış dokuz kubbeli mezar vardır. Üzerleri, arı kovanına benzeyen taş kubbelerle örtülü olan bu mezarlar, Aka mimarlığının en dikkate değer yapıtlarıdır.
Miken şatosu hakkında yeterli bir bilgi yoktur. Bu şatodan, harçsız olarak büyük taşların üst üste konulmasından oluşan bir sur, arslan kabartmalı bir kapı (Arslanlar kapısı) ve tepenin en üstünde megaronlardan meydana gelen bir saray kalmıştır. Daha iyi durumda bulunan Tirins şatosu, bu devrin klasik bir kale örneğidir. Alçak bir tepe üzerinde kuvvetli bir surla çevrili olan şato, kapı binalarından, çevresinde direkli galeriler bulunan avlulardan, büyük ve küçük megaronlardan, çeşitli daireler ve bunlar arasında koridorlardan oluşmuştur. Bu binaların yapılışında ve süslerinde Girit etkisi görülmekle birlikte plan bakımından Girit saraylarından ayrılmaktadır.
Batı Anadolu Uygarlığı: Bu uygarlığın önemli merkezi, Çanakkale yakınında Hisartepe höyüğünde yapılan kazılarla ortaya çıkarılan Truva’dır. Burada üst üste kurulmuş dokuz kent kalıntısı bulunmuştur. Bunlardan birinci ve ikinci Truva, Ege uygarlığı ile ilgilidir. Birinci Truva l.ö. 3000’den İ.ö. 2600’e kadar sürmüştür. Bu kent, alçak bir tepe üzerinde kurulmuş ve surla çevrilmiştir. Evlerin arasında bulunan belgelerden, bu zamanda yaşayan insanların tarım işleriyle uğraştıkları, hayvan besledikleri ve avcılık yaptıkları anlaşılmaktadır. İkinci Truva, l.ö. 2500 yıllarında kurulmuştur. Bu kent, kaim ve kuvvetli surla çevrilmiş bir kaledir. Kalenin ortasında hükümdarın sarayı bulunmaktadır. Bu saray, megaronlardan meydana gelmiştir. Megaronlar, Ege bölgesinin en eski bir ev tipidir. Temelleri taştan, üst bölümleri, kerpiç ve tahtadandır. İkinci Truva döneminde, maden araçlar kullanılmıştır. Bunlar arasında hançerler, baltalar, bıçaklar, testereler, törpüler, ok uçları ve çiviler vardır. Bu araçların bir bölümü tunçtan yapılmıştır. Yine bu dönemde topraktan kap yapma sanatı İlerlemiş, pişirme yöntemi gelişmiş, siyah vazolar yanında kırmızı vazolar yapmak yolu bulunmuştur. Megaronlarda definelere de rastlanmıştır. Bu definelerden birinde 3 alınlık, 60 küpe, 6 bilezik, 15 altın ve gümüş vazo, çok sayıda boncuk çıkmıştır. İkinci Truva uygarlığı geniş bir alana yayılmıştır. Bu uygarlığın başlıca özelliği maden eşyanın çokluğudur. İkinci Truva kenti, l.ö. 2000 yıllarında bir yangın sonucunda bütünüyle harap olmuştur.

Yorum yazın