Efes antik kenti hakkında bilgi – Efes antik kenti nerededir

Ege bölgesinde Küçükmenderes .ovasının batı yanında, Ege denizi (Kuşadası körfezi) kıyısından 9 km. içeride eski bir liman kentidir. Şimdi ilginç ve çok büyük bir açıkhava müzesi durumundadır. Milet gibi, Efes de Eski- çağ’da kıyıda bulunuyordu; çok önemli, zengin bir ticaret merkezi ve işlek bir limandı. Burası Sard’dan geçen Kral yolunun başlangıç noktası idi. Fakat,
Küçükmenderes ırmağı, dağlardan sürükleyip getirdiği kumlar ve topraklarla Kuşadası körfezini doldurarak ve yatağını sık sık değiştirerek ovayı batıya doğru genişletti; geride bataklık bir düzlük oluştu. Deniz, Romalılar döne- minde ancak bir dil halinde Efes önlerine kadar uzanabiliyordu. Gemilerin, limana kadar sokulabilmesi için, çalışmaları, aralıksız sürdürmek gerekiyordu. Ancak Doğu Roma imparatorluğu döneminde ilgisizlik ve bakımsızlık yüzünden gerekli önlemler uygulanamadı. Efes, yalnız liman olarak değerini yitirmekle kalmadı; siyasal ve ekonomik değerini de yitirmeye başladı. Kent, gittikçe boşaldı ve yıkıldı. Kalıntılar, kendi döküntülerinin ve ırmağın birikintilerinin altında gömülüp gitti. Toprak dışında kalan duvarların taşları, yeni yapılarda kullanılmak üzere parçalanıp götürüldü; mermerler, kireç yapımında kullanıldı. Doğu Roma imparatorluğu döneminde bile, ortada, elle tutulur bir şey kalmamıştı. Kalıntıların toprak altından kurtarılması için çalışmalar XIX. yüzyılda başladı.
Şimdiki Selçuk kasabasının hemen kuzeyinde ve eski kentin 2 km. kuzeydoğusunda bulunan tepede, bu yörenin en eski ahalisinin (Karlar ve Lelekler)’ korunaklı bir yerleşme yerinin bulunduğu sanılmaktadır. O çağda bu tepenin etekleri (kutsal liman), henüz denizin kenarında idi. Batı yamaçta Anadolu’nun büyük ve en eski tanrıçasına adanmış tapınak bulunuyordu. İyonlar, sonradan söz konusu tanrıçaya Artemis adını vermişlerdir. Tannça (Klbele veya Artemis), verimlilik sağlayıcı olarak kutlanmıştı.
Söylentilere göre, bu yerleşme yeri, l.ö. XI. yüzyılda uzun çarpışmalardan sonra İyonların eline geçmişti. Yabancılarla yerliler, Verimlilik tanrıçasına, kulluk etme ve onun buyruklarna uygun işler yapma yolunda birleştiler; kendilerinin Efesliler diye anılmasını uygun gördüler. Efes adının hangi dilden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Bu konuda değişik söylentiler vardır. Son araştırmalar, bu sözcüğün Anadolu dillerinden birinden geldiğini göstermiştir. Sonradan Grekçeye uydurularak Efesos denildiği anlaşılmaktadır.
Efes, önce krallar, sonra soylular, t.ö. VII. ve VI. yüzyılarda tiranlar tarafından yönetildi. Doğu ülkeleriyle yaptığı ticaret sayesinde zenginleşti. Daha î.ö. VIII. yüzyılda, Anadolu’nun para merkezi olmuştu. Babil geleneklerine göre çalışan bankerler, büyük güç kazandılar. Efesliler, özellikle erkek çocuklarını Lidyalı prenseslerle evlendirdiler ve Lidyalılarla ticaret ilişkilerinde bulundular. Efesliler, Şahin krallar (Mermanadlar) hanedanının başa geçmesinden sonra Lidyalıların baskısı altında kaldılar. İ.ö. 652 yıllarında da Kimmerlerin saldırısına uğradılar. Ar- temis tapmağı, Kimmer kralı tarafından yıktırıldı. Kimmerlerden sonra ticaret gelişti. Son Lidya kralı Kresüz (Kroi- sos), öteki iyon şehirleriyle birlikte Efes’i de vergiye bağladı. Sonra Efes’e saldırdı. Efes halkım tepe kalelerinden ayrılıp ovaya yerleşmeye zorladı. Kimmerlerin istilasından sonra yapımı sürdürülen Artemis tapmağı için geniş ölçüde para yardımında bulundu.
Efes’in yeriyle birlikte yönetim biçiminde de değişiklik yapıldı. Pers kralı
Keyhüsrev (Kiros), İ.ö. 546’da Krezüs’u yenip Lidya devletini yıktıktan sonra bütün Anadolu’yu yönetimi altına aldı. Efes de Perslerin tyonya satraplığına bağlandı. Efes, i.ö. 500 – 499 yıllarında Perslere karşı yapılan İyonya ayaklanmasına katılmadı. Onun için Millet gibi yıkılıp yakılmadı. AtinalIların Perslere karşı başarı sağlamaları üzerine Efes, Attik – Delos deniz birliğine katıldı. Peloponnes savaşlarında Ispartalı- lardan yana oldu.
Büyük İskender, Anadolu’ya girince Efes’te demokrasi yönetiminin yeniden kurulmasını sağladı. İskender’in ölümünden sonra, burası, birkaç kez el değiştirdi. Bu sırada Efes limanı bataklık haline gelmeye başladığından şehir daha batıya alındı ve güçlü surlarla çevrildi. Hellenistik dönemin birçok şehrinde olduğu gibi düzenli bir plana göre kuruldu. Halk buraya taşındı. Efes, bundan sonra bazen Ptolemlere bazen de Selevkilere bağlandı, i.ö. 190’da Bergama krallığının eline geçti. î.ö. 133’te Roma imparatorluğuna katıldı; Yeni Asya eyaletinin başkenti oldu. Augustus’ un barış döneminde büyük bir gelişme gösterdi. İskenderiye’den sonra Doğunun en büyük şehri haline geldi. Nüfusu 250 000’e yükseldi, imparator Had- rianus zamanında şehrin limanı temizlendi. Küçükmenderes ırmağının yatağı değiştirildi. Daha sonra Efes bir Hıristiyan merkezi haline geldi. Bir inanışa göre de Meryem burada öldü. Efes, I.S. 655’te Arapların saldırısna uğradı. 1090 – 1097 yıllarında Türklerin elinde kaldı. XIV. yüzyılın başlarında kesin olarak Türk yönetimine girdi.
Efes’te yapılan arkeolojik kazılar ve araştırmalar, bugün de sürdürülmektedir. Değerli sanat eserleri ortaya çıkarılmıştır. Başlıca kalıntılar, Artemis tapmağı, Artemis heykeli, büyük tiyatro, agora, kütüphane, Hadrianus tapmağı ve St. Jean kilisesidir. Efes kalıntılarını ve çevresini görmek üzere çok sayıda turist gelmektedir.

Yorum yazın