Duyu Ötesi Algı Testi

Duyu Ötesi Algı Testi

YETENEK SINAMA YOLLARI
Genç bir kız, bir pazartesi sabahı evinden çıkar ve bir daha geri dönmez. Kaybolduğu açıkça ortadadır. Bunun üzerine yüzlerce kişi kaybolan kızı bulabilmek için evinin yakınındaki ormana koşarak onu saatlerce ararlar. Ancak hiç kimse, kızın izine rastlayamaz. Boğulmuş olabileceği düşünülerek, yakındaki gölde bir balıkadama araştırma yaptırılır. Onun da bütün araştırmaları boşa çıkar.
Kızın evine yaklaşık 6 km. uzaklıkta Mr. Titus adında bir adam oturmaktadır. Kızın ortadan yok oluşundan iki gece sonra, bu adam uykusundan, karısının korkunç inlemeleriyle uyanır. Karısı hem uyumakta, hem de bir şeyler mırıldanmaktadır. Adam güçlükle de olsa sonunda, karısının ne dediğini anlar. Karısı, kaybolan kızın cesedinin nerede bulunduğunu şu sözlerle açık açık belirtmektedir:
“Onu, köprünün altında ve başı suyun içine girmiş olarak bulacaksınız”.
Balıkadam ilk araştırmasında, köprünün olduğu yere de bakmıştı. Ancak iyice emin olmak için söylenen yere bir kez daha dalar ve su yüzüne, kollarında kızın cesediyle çıkar..
Bu olay birçok yönden, Chaffin’in Vasiyetnamesi olayına benzemektedir. Yalnız bir noktada ondan çok ayrılmaktadır. Bu olayda da yitik bir şeyin aranışı, yerinin düşle açıklanışı vardır. Ancak, yanıt, görüntü tarafından verilmemektedir. Bu yüzden uzmanlar, Titus olayının bir görülmeyeni görme (görügücü) olayı olduğu görüşünde genellikle birleşmektedirler.
Uzaduyum ile görügücü yeteneğini birbirinden’ ayırmakta çoğu kez güçlük çekilir. Ancak görüntüler ile nesnel – sezgi arasında bir seçim yapmak, doğru karar verebilme konusunda yararlı olmaktadır. Uzaduyum ile görügücü yeteneğini ayırt etmede çekilen güçlüğe verilebilecek iyi bir örnek de Glastonbury Kilisesi’nin Gizemi olayıdır.

GLASTONBURY KİLİSESİ NİN GİZEMİ
İngiltere’nin Glastonbury yöresindeki kilise, Kral Arthur’un eski öykülerinde geçmektedir. Bir zamanların bu büyük yapısından günümüze yalnızca kalıntılar kalabilmiştir. Yapının, arkeolog Frederich Bligh Bond tarafından yapılanın dışında hiçbir planı yoktu. Bir kilise arkeologu olan Bligh Bond, bu planı yalnızca “sezgisini” kullanarak çizmiştir. Bligh Bond daha sonra kendi yaptığı plana göre kazısına başlamıştır.
On yıl kadar süren kazılarda ortaya çıkardığı buluntular son derece ilgi çekicidir. Kayıp kiliseyi bulacağını söylemiş ve eliyle koymuş gibi tam söylediği yerde bulmuştur. Derken bir kilisenin daha varlığını saptamış, çok geçmeden onun temellerini de gün ışığına çıkarmıştır. Üstelik temeller, önceden çizdiği plana tıpatıp uymaktadır.
“Anılar Kapısı” adını verdiği bir kitap yazarak buluşlarını nasıl gerçekleştirdiğini açıklamıştır. Açıklamasında, kilisenin rahiplerinin “ruhları” ile bağlantı kurduğunu ve yapıların planını kendisine onların verdiğini bildirmiştir. Arkeolog bu kitabı yayınlamakla, bilmeyerek kendisine büyük bir kötülük yapmıştır. Çünkü kitaptaki açıklamalara mimarlar, din adamları ve politikacılar büyük bir tepki göstermişlerdir. Bligh Bond’a öylesine öfkelenmişlerdir ki, bir daha kimse ona iş vermemiştir. O da aşağılanmaya ve alay edilmeye dayanamayarak sonunda ülkesinden ayrılmıştır.
Acaba Bligh Bond,kilisenin toprak altında bulunan kalıntılarını gerçekten “sezinlemiş” midir? Eğer sezinlemişse, bu bir nesnel-sezidir.. Yoksa kazılarını ruhların yönettiğini söylemekte haklı mıdır? Dikkate değer buluşlarını önceden bilmesi
başka nasıl açıklanabilir? Bu işin gerçek bir yanı varsa, o da şudur: Herkesin gülmesine ve inanılmamasına karşın, kayıp kiliseler gerçekten bulunmuştur. Heıfı de tıpkı önceden tanımlandığı gibi.
Şimdi biraz da görüntülere ya da hayaletlere ilişkin nesnel – sezi ile ilgili sorunları inceleyelim.

GÖRÜNTÜLER
Eskiden görüntülerin, insanlar öldükten sonra da yaşadıklarını belirten bir kanıt olduğuna inanılırdı. Oysa araştırmacılar, yaşayan insanların da uzaduyumsal görüntülerinin oldukça yaygın olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Bu buluş hayaletlerin, ölümden sonraki yaşamın bir kanıtı olduğu görüşünü çürütmüştür. Dahası, bizi bir tehlikeye karşı uyarmaya gelen ölülerin görüntüleri bile yalnızca duyu ötesi algının önbili örnekleri sayılmıştır.
Yine eskiden, hortlakların da “ölümden sonraki yaşam” ın bir kanıtı olduğuna inanılmıştır. Görüntülerin tersine, bunları pek gören olmamıştır. Varlıklarını başka yollarla belirtmişlerdir. Sözgelimi nesneleri odanın ötesine berisine atmışlar, yangın çıkartmışlar, tabakları kırmışlar, insanların başlarına arkadan vurmuşlardır. Görüntülerden ayrı olarak, nesneleri ussal ya da ruhsal enerji ile harekete geçirilebilmişlerdir. Bu enerjiye zihnin doğrudan doğruya nesneyi etkileme gücü (psikokinesis) ya da kısaca PK denmektedir.
Dr. Rhine,atılan zarlar ve havaya fırlatılan paralarla bu konuda birtakım deneyler yapmış ve şans oranını matematiksel olarak saptamaya çalışmıştır. Dr. Rhine bu deneylerle, zihnin ve istemin (iradenin) deney sonuçlarını etkileyecek bir güce sahip olup olmadığını saptamak istemiştir. Dr. Rhine, bu PK deneylerinde bazı başarılar elde ettiğini ileri sürmüştür. Aşağıdaki bölümde anlatılan duyu ötesi algının, önbili türü ile ilgili deneylerini ilgilenen kişiler kendilerine uyguladıklarında, PK güçleri olup olmadığını anlayabileceklerdir.

NESNEL SEZİ
“Nesnel-sezi” ya da psikometri; medyumun geçmiş olayları yorumlamasında bir cismin odak işlevi gördüğü bir itip “görügücü” dür. Yani bir medyumun kendisine verilen bir nesneye örneğin, bir saate dokunarak, o nesnenin kimin olduğu konusunda bilgi verebilmesidir. Ancak bir insan zihni, öbür insanın zihninden, başka bir şeyin aracılığıyla nasıl “iletişimde” bulunabilir? Bu sorunun tek açıklaması şudur: Medyum, nesnenin kimin olduğu hakkındaki bilgiyi, yalnızca, onun olan bir nesneye dokunarak sezinleyebilmekte- dir.
Tüm nesneler, hatta en küçüğü bile, tıpkı bizler gibi enerji alanlarıyla çevrilidirler. Çekim,
bu alanlardan yalnızca birini oluşturur. Elimizde bir nesnenin çekim gücünü ölçümleyen aygıtlar bulunmaktadır. İşte nesnel—sezide insan vücudu, böyle bir aygıt yerine geçmektedir. Sözgelimi, fındık ağacından koparılmış çatallı bir dalı ele alarak, su için nerede kuyu açmak gerektiğini aramak, bir nesnel—sezidir. Böyle su arayan bir medyum, suyun olduğu yerden geçerken elindeki değnek sallanmaya ve bükülmeye başlar.
Görügücü yeteneğini ölçümlemek amacıyla, daha önce uzaduyum deneyleri için kullanılan duyu ötesi algılama kartlarından yararlanılabilir. Deneyler sırasında sevilen bir arkadaşın da bulunması, hiç kuşkusuz deneylerin daha zevkli geçmesini sağlayacaktır. Ayrıca birlikte olunan bu kişi, puanlamada yardımcı olabilir.
Bu deneylere başlamadan önce, yine önceki bölümde uzaduyum deneyi için girişilen hazırlıkların bir bir yapılması gerekir.

DENEY 1
Duyu ötesi algılama kartları iyice karıştırılır ve yüzleri kapalı olarak deney yapılan kişinin önüne konulur. Deneye başlarken kişinin kendini rahat bırakarak, gevşemesi gerekir. Deneye başlamaya hazır olunduğunda en üstteki kart alınır ve yine kapalı olarak masanın üzerine bırakılır. Ne olduğuna hiç bakılmaz.
Sonra, kartın hangisi olduğu düşünülmeye çalışılır. Yapılan işlem, az çok uzaduyumdakine benzemektedir. Ancak bu deneyde, aranan bilgiyi bilen hiç kimse yoktur. Yanıt, kayıt çizelgesinin birinci satırına yazılır ve işi biten kart bir yana konur. Sonra aynı işlem, kartlar bitinceye değin yinelenir.
Kartlar bittiğinde deste, ilk kart en üste gelecek ve yüzü dönük olacak biçimde çevrilir. Simgeler, yanıtların verildiği kolonun altına özenle yazılır. Bu sırada, kartların sırasını değiştirmemeye dikkat edilmeli ve yalnızca doğru yanıtları sayma girişiminde bulunulmamalıdır. Eğer bu deney bir arkadaşla birlikte yapılırsa, yanıtlar ona yazdırılır. Yanıtların yazım işi bittiğinde deney yinelenir ve böylece beş tur yapılır. Beşinci turdan sonra doğru yanıtlar sayılır. Sonra da beş turun toplamı bulunur, toplam sayı aşağıdaki tabloya bakarak değerlendirilir.
III. TABLO
DOĞRU RASTLANTI DEĞERLENDİRME
YANITLAR ORANLARI
0—16 20—1 Olumsuz
25 Şans oranına Tümüyle şansa bağlı
eşit
29 10—1 Ortada
34 20 -1 Çok iyi
36 100—1 Çok daha iyi
38 400 —1 Çok güçlü

DENEY 2
Bu deney için, altı tane resimli posta kartına gerek vardır. Eğer deney bir arkadaşla birlikte yapılıyorsa, kartları birbirlerine göstermemek için ayrı ayrı alınmalıdır. Karttaki resimlerin basit ve anlaşılır olmasına dikkat edilmelidir. Çünkü resimde bulunacak nesnelerin ve renklerin çokluğu, bir karışıklığa yol açabilir. Sözgelimi, koyu yeşil ile mavi renk ayırımında bir güçlük çıkabilir. Bu deney için en uygun olanlar, mavi bir gökyüzünde ve kırmızı damlı evlerin üzerinde uçan beyaz bir kuş gibi basit resimlerdir.
Kartlar birer zarfın içine konur. Ancak zarflar, içindeki kartın resmini göstermeyecek kalınlıkta ya da koyulukta olmalıdırlar. Sonra zarfların her birine bir sayı verilmeli ve karıştırılmalıdır.
Deneye destenin en üstündeki zarfı alarak başlanır. Zarfın numarası bir kâğıda yazılır. Sonra ya parmaklar yavaşça zarfın üzerine de gezdirilir ya da zarf elde tutulur. Bu arada, zarfın içinde ne olduğu düşünülerek resmin hangisi olduğu bulunmaya çalışılır. Bu deneyde, zarfı eline alan kişi, resmi tanımlarken, yardımcı olan kişi de bu tanımlamayı, daha önceden not aldığı zarf numarasının altına yazar.
Resmin ne olduğunu çıkartmaya çalışırken, önce akla bazı renkler gelir. Renkler giderek nesnelere dönüşmeye başlarlar. Bir ev, bir sandalye, bir insan, bir tarla gibi… Sonunda nesneler, resmin tümünü ortaya çıkarırlar.
Her zarf için beş dakikadan daha fazla zaman harcanabilir. Yorulunca, dinlenmek için deneye ara verilir. Bu deneyde, resimdeki ayrıntılar insanı daha fazla yorar. Resmin tümünü algılamakta güçlük çekilir. Ancak, resmin yalnızca bir bölümünü bile bilebilmek, görügücü yeteneğinin işlediğini gösterir.

DENEY 3
Bu deney için, elli ikilik bir deste oyun kâğıdı alınır, içinden dört as (birliler) çıkarılır ve masanın üzerine kapalı olarak konur. Öteki kâğıtlar karıştırılır. Daha sonra, en üstteki kâğıdın ne olduğu sezinlenmeye çalışılır. Eğer kâğıdın bir maça olduğu düşünülüyorsa, o yine kapalı olarak maça asının yanına konulur. Sonra ikinci kâğıtlar cinslerine göre ayrılırlar. Karolar karo asının, sinekler sinek asının, maçalar maça asının, kupalar da kupa asının yanına gelecek biçimde yerleştirilir.
Tüm kâğıtların ayrılması bittiğinde kâğıtlar açılır ve baştaki asın cinsine uygun olan kâğıtlar sayılır. Sonra da tüm bilinenlerin ne kadar olduğu bulunarak, toplam sayı yazılır. Bu deney aynı biçimde dört kez yinelenir. Her deney sonunda elde edilen doğru yanıtlar toplanır. Görügücü yeteneğini değerlendirmek için dördüncü tabloya başvurulur.

IV. TABLO
DOĞRU
RASTLANTI
DEĞERLENDİRME YANITLAR ORANLARI
0-20
20’de 1
Olumsuz
60
Şans oranına
Tümüyle şansa
eşit
bağlı
80
10-1
Ortada
90
20-1
İyi
95
100-1
Çok iyi
100
400-1
Çok güçlü
Daha önce üzerinde durulan uzayduyum yeteneği ile görügücü yeteneği, genel çizgileri yönünden birbirlerinden fazla bir ayrım göstermezler.
Yukarıda da belirtildiği gibi, Nesnel-Sezi ya da Psikometri dediğimiz şey, medyumun geçmişte olayları yorumlamasında bir cismin odak işlevi gördüğü bir tip görügücüdür.
Görügücü ile uzaduyum arasında büyük bir paralellik olduğu için medyumların genellikle bu iki yetiye de sahip olabilecekleri görülmektedir.

Yorum yazın