DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU

ikiye ayrılan Roma imparatorluğunun, doğu ülkelerini içine alan bölümüdür (İ.S. 395 – 1453). İmparator Teodosius, ölümünden biraz önce Roma impara-torluğunu iki oğlu arasında paylaştırdı. Doğu ülkelerinin yönetimini büyük oğlu Arkadius’a verdi. Teodosius, İ.S. 395’te ölünce Roma imparatorluğu kesin olarak ikiye bölündü. Doğu Roma imparatorluğu, bütün Ortaçağ boyunca sürdü. Bu imparatorluğa daha sonra Bizans imparatorluğu denildi.
Doğu Roma imparatorluğunun payına Balkan yarımadasının büyük bölümü. Anadolu, Suriye, Filistin, Mısır ve Bin- gs.zi düşmüştü. Bu devlet, çeşitli mil • letlerin saldırısına uğradı. Zaman zaman iç karışıklıklar da çıktı. Fakat bin yıldan fazla bir süre varlığım koruyabildi. Arkadius ve ondan sonra başa geçen II. Teodosius, güçsüz imparatorlardı. Onlar zamanında imparatorluk, Germenlerin ve Hun Türklerinin saldırılarıyla çok güç durumlara düştü. Din kavgaları da imparatorluğu iyice sarsıyordu. Hıristiyanlığa göre Hz. İsa, Allah’ın ve Meryem’in oğluydu, öldükten sonra da göğe yükselmişti. Hz. İsa’ ran Allah mı, insan mı, yoksa her ikisi de mi olduğu yüzünden tartışmalar çıktı. İskenderiyeli bir papaz olan Ari- us, Hz. İsa’nın Allahlığmı kabul etmedi; onun bir insan olduğunu ileri sürdü. Kurduğu mezhebe Arianizm denildi. İznik’te toplanan ilk dinî meclis (İznik konsili), «Baba, Oğul ve Ruhulku- düs» olmak üzere üçlü bir kutsal sistem kabul etti. Arius taraftarları da mahkum edildi. İstanbul patriği Nestorius ise, İsa’daki tanrılık ve insanlık cevherinin birbirinden ayrı iki varlık olduğunu ileri sürdü. Hz. İsa’nın insanlık cevherine tanrılığından fazla değer verdi. Nestorius’a, İskenderiye patriği ve papa karşı çıktılar. Din kavgalarına son vermek için imparator II. Teodosius, Efes’te ikinci bir dini meclis (Efes kon- sili) topladı (431). Burada Nestorius ve tarahtarları aforoz edildi. Biraz sonra Ötekes adlı bir keşiş, Hz. İsa’da bir tanrı tabiatının var olduğunu ileri sürdü. Bu doktrine Monofisizm denildi. İstanbul patriği ile papa, monofisizm mezhebini kabul etmediler. 451 yılında toplanan Kadıköy konsili, monofisizmi kötüleyerek bu mezhepten olanları mahkum etti. Kadıköy konsilinde, papalığın inanışına uygun olarak Hz. İsa’da yalnız bir kişilik bulunduğu, bu kişiliğin hem Allahlık ve hem de insanlık niteliği olduğu kabul edildi. Kadıköy konsili kararının Doğu Roma İmparatorluğunda çok önemli sonuçları oldu. Mo- nofisizme karşı çıkılması, halkının büyük bir bölümü bu mezhepten olan Suriye ve Mısır’ı imparatorluktan uzaklaştırdı. Mısır kilisesi dinî ayinlerden Grekçeyi kaldırdı. Yerine Kopt dilini kabul etti. Daha sonra bu ülkeler kolaylıkla Arapların eline geçti. Halk da Müslümanlığı benimsedi.
Doğu Roma İmparatorluğunda din” kavgalarının önü alınamadı.- Bu anlaş-mazlığa imparatorların karışması gerginliği artırmaktan başka bir işe yaramadı.
Justinianus’un (Jüstinien) uzun süren hükümdarlığı (İ.S. 527 – 565), Doğu Roma imparatorluğunun ilk parlak dönemidir. Justinianus (Bak.) MakedonyalI bir köylü çocuğu idi. Genç yaşta İstanbul’a geldi. İyi bir öğrenim gördü. Zeki ve çalışkandı.. Roma imparatorluğunu yeniden kurmak, Hıristiyanları Ortodoks mezhebinde birleştirmek istiyordu. Karısı Teodora’nın kendisine devlet işlerinde büyük yardımı oldu. Güçlü komutanları da vardı. Önce İstanbul’da çıkan Nika ayaklanmasını bastırdı (532). Bu ayaklanma sırasında 30 bin kişi öldürüldü. Para vermek karşılığında İran’ daki Sasani devletiyle barış yaptı. Bundan sonra seferlere başlandı. Kuzçy Afrika’daki Vandal krallığına son verildi. Bu devletin ülkesi, imparatorluğa katıldı (533). İtalya’da kurulmuş olan Ostrogot krallığı yıkıldı (555). İtalya da ileri gelen devlet adamlarıyle birlikte, ele geçirildi. Daha sonra İspanya’daki
Vizigot krallığına karşı bir sefer düzenlendi. Vizigotlar, ülkelerini şiddetle sa-vundular. Yalnız Akdeniz kıyısında bazı şehir ve limanlar alınabildi. Vizigot krallığı varlığını korudu. Justinianus zamanında sağlanan bu başarılar çok pa-halıya mal oldu. Doğu Roma imparatorluğunun ekonomik durumu bozuldu. Ya-pılan askerlik giderleri karşısında ö- nemli bir çıkar sağlanamadı. Sasanîlere ve Tuna boylarından gelen İslav ve Türk akmlarına karşı gerekli savunma yapılamadı. Alınan ülkeler de kısa bir süre sonra elden çıktı. Justinianus, ül-kesinin imarıyle de uğraştı. İstanbul’daki Ayasofya (Bak.) onun zamanında yapıldı.
Justinianus’un ölümünden sonra imparatorluk büyük tehlikeler geçirdi. Sa- saniler, doğudan saldırarak Kadıköy’e kadar İlerlediler. Macaristan’da bir devlet kuran Türk Avarlar da İstanbul sur larına kadar sokuldular.
Islavlar, VI. yüzyılın başlarında batıya doğru ilerleyerek Tuna ve Elbe boy-larına gelmişler, Avarların egemenlikleri altına girmişlerdi. Islavlardan bazı gruplar güneye inerek Doğu Roma imparatorluğu ülkesine girdiler. Mezya, Mekadonya ve Dalmaçya’ya yerleştiler. Bizans kilisesinin etkisiyle Hıristiyanlı-ğın Ortodoks mezhebine girdiler.
Germenlerden olan Lombartlar, Justinianus tarafından Doğu Alplere yer-leştirilmişlerdi. Onun ölümünden sonra, Alplerin geçitlerini izleyerek Po ovasına indiler ve hiç bir güçlüğe uğramadüar. Uzun çarpışmalarından sonra İtalya’da Lombart düka’ukları kuruldu. Doğu Roma imparatorluğunun elinde yalnız bu ülkenin kıyı bölgeleriyle adalar kaldı.
Herakleios (Herakllus) Sülâlesi (610- 717): VII. yüzyılın başlarında impara-torluk çok kötü bir durumdaydı. Doğudan Sasaniler, kuzeyden Avarlar ve Is- lavlar imparatorluk ülkelerine saldırıyorlardı. Başkent İstanbul, tam bir karışıklık içinde idi. Devletin ne yeteri kadar parası ve ne de ordusu vardı. İşte böyle bir zamanda Afrika valisinin oğlu Herakleios (Herakllus), bir donanma ile İstanbul’a gelerek imparatorluğu ele geçirdi (610).
Herakleios’un ilk. zamanlarında, Sasa- nîler Suriye ve Filistin’i aldılar. Hıris-tiyanların kutsal şehri Kudüs’ü yağma ettiler; kiliseleri yıkıp yaktılar. Sasanî ordusu, Anadolu’ya geçerek Üsküdar önlerine kadar geldi. Başka bir Sasanî or-dusu Mısır’ı aldı. Balkanlardan inen A- varlar ve onların yönetiminde bulunan Islavlar, İstanbul’a kadar ilerlediler. Herakleios, kısa bir duraklamadan sonra savaşa karar verdi. Avarlarla anlaştı. Hazırladığı güçlü bir ordunun başında Sasaniler üzerine yürüdü. Ermenistan’ı geçtikten sonra Tebriz’e girdi. Kudüs’e karşılık olmak üzere burada bulunan ünlü bir güneş tapmağını yıkıp yaktı.
Sasanî hükümdarı II. Hüsrev Perviz de İstanbul üzerine bir ordu daha gön-derdi. Herakleios da donanma ile ordusunu Trabzon’a çıkardı ve İran’ı istilâya başladı. Sasanileri, Ninova önlerinde yenilgiye uğrattı. II. Hüsrev Perviz, bir süre sonra öldürüldü. Sasanîlerle barış yapılarak elden çıkan eyaletler geri alındı. Fakat, batı ülkeleri korunamadı. Tuna’nın güneyindeki topraklar, Islav- ların eline geçti. Ispanya’daki yerleri de Vizigotlar geri aldılar. Doğu Roma im-paratorluğu için asıl büyük tehlike A- raplardı. Bu sırada Arabistan’da çok önemli değişiklikler oluyordu. Tarihin en büyük simalarından biri olan Hz. Mu- hammed, yeni bir din ve yeni bir devlet kuruyordu. Herakleios da artık gücünü yitirmiş, ordularının başında görünmez olmuştu. Müslümanlarla yapılan Ecna- dlr, savaşından ve Şam’ın elden çıkmasından sonra, «Elveda Suriye, son defa elveda» diyerek Antakya’ya kaçtı ve umutsuzluk içinde öldü (641).
Herakleios sülâlesi zamanında Arap- lar, Suriye’yi, Mısır’ı. Güneydoğu Ana-dolu’yu, Afrika eyaletini ve Kıbrıs’ı aldılar. Bir Doğu Roma donanmasını Li- kia açıklarında yok ettiler, imparator IV. Konstantinus zamanında İstanbul’u uzunca bir süre kuşattılarsa da almayı başaramadılar. Fakat, her yıl Doğu Roma imparatorluğu ülkelerine akınlar yaptılar. Bu sırada Bulgarlar Dobruca’ ya yerleştiler. IV. Konstantinus, Bulgar- lara karşı yaptığı seferde yenilgiye uğradı (679). Tuna ile Balkan dağları a- rasmdaki bölgeyi onlara bırakmak zorunda kaldı.
İsavriya Sülâlesi (717-867): III. Leon’ un imparatorluğu ele geçirmesiyle İsavriya sülâlesi başlamış oldu (717). Bu sırada Doğu Roma imparatorluğu yine güç durumda bulunuyordu. Halk yoksulluk içinde idi. Manastırlar gün geçtikçe çoğalıyordu. Hıristiyanlık iyice bozulmuştu. Ne yapacağını şaşıran halk, dini bir çeşit puta tapıcılığa dönüştürmüştü. Araplar, karadan ve denizden İstanbul’u kuşatmışlardı. III. Leon, şehri Araplara karşı şiddetle savundu. Arap akınlarını önledikten sonra, devletin iç durumunu düzeltmeye çalıştı. Orduyu disipline soktu. Küçük mülk sahiplerini, zenginlere karşı korudu. 726’da çıkardığı bir fermanla Hz. Isa’nın, Meryem’in ve öteki Hıristiyan azizlerinin resimlerine taparcasına saygı gösterilmesini yasak etti. Kiliselerde, meydanlarda, saraylarda ikona denilen ne kadar kutsal sayılan resim varsa hepsini toplattı. Bunun üzerine halk, resim kıranlar ve resimlere saygı gösterenler olmak üzere ikiye ayrıldı. Aralarında büyük bir çarpışma başladı. Resimlerin yasaklanmasında Müslümanlığın etkisi olmuştur. Bu yüzden imparatorla papanın arası açıldı, imparator V. Konstantinus ve IV. Leon da resimlere karşı çıktı. İmpa- ratoriçe iren zamanında toplanan kon- silde, resimlerin yeniden kiliselere konulmasına karar verildi. Bundan sonra gelen imparatorlar da resimleri yasak ettiler. En sonunda imparatoriçe Teodora, kesin olarak resimlere saygı gösterilmesine izin verdi.
isavriya sülâlesi zamanında Araplarla savaş sürüp gitti. İmparatoriçe tren, Abbasî halifesi Harun Reşit’e vergi vermek koşuluyle barış yapılmasını sağladı. Bu sülâleden sonra, imparatorluğu bir süre Amorion sülâlesinden gelen imparatorlar yönetti.
Makedonya SUlâlesi: Bu sülâle zamanında (867 – 1057), imparatorluk ikinci parlak dönemini yaşadı; askerlik ve ekonomik yönden güçlendi. Bilim ve sanat gelişti. Bu sülâlenin kurucusu I. Ba- sileios (I. Vasil) için siyasal durum oldukça elverişliydi. İslâm imparatorluğu gücünü yitirmiş, iç karışıklıklar ve ayak-lanmalar yüzünden parçalanmaya başlamıştı. öte yandan Doğu Roma impa-ratorluğu Bulgarlar, Ruslar ve Venediklilerle barış halinde idi. I. Basileios, A- ıaplar üzerine seferler yaptı. Güçlü komutanların yönettiği Doğu Roma orduları Erzurum, Malatya, Nusaybin ve Diyarbakır şehirlerini aldılar, imparator Nikeforos Fokas, Adana, Tarsus ve Antakya’yı ele geçirdi; Kıbrıs ve Girit a- dalannı da imparatorluğa kattı. Böylece Kilikya, Müslümanların elinden çıkmış, Suriye, Doğu Roma ordularına açılmış oldu. Nikeforos Fokas’tan sonra impa-rator olan Jan Zimiskes (lonnes Tsimis– kes), Suriye’nin büyük bir bölümünü aldı. II. Basileios (II. Vasil) zamanında iç ayaklanmalar ve Bulgarlarla savaş yapılması, İslâm ülkelerine saldırılmasına engel oldu. Bulgarlar, bu zamanda Trakya’dan Adriya denizine kadar uzanan ülkeleri ele geçirmişler, Doğu Roma .¡imparatorluğu için tehlikeli bir düşman olmuşlardı. II. Basileios, Bulgar kralı Samuel ile savaşa tutuştu. Bulgarlara karşı çok haince davrandı. Kendisine Bulgar öldürücü (Bulgarokton) adı verildi. Samuel, bu imparatorun buyruğu ile kör edilmiş on dört bin Bulgari görünce, üzüntüsünden öldü. Bundan sonra Doğu Romalılar, bütün Bulgaristan’ı ele geçirerek Bulgar krallığına son verdiler. Makedonya sülâlesi zamanında Ruslar, Hıristiyan olmuştur ve Bizans kilisesine bağlanmışlardır.
II. Basileios’un ölümünden sonra, imparatorluk yeniden gerilemeye başladı. İç karışıklıklar sürüp giderken, dıştan da saldırılara uğranıldı. Normanlar Güney İtalya’ya yerleştiler. Kuzeyden inen Peçeneklerle Uzlar, Dogu Roma impara-torluğunu güç duruma soktular. Fakat, asıl tehlike doğudan geliyordu. BU devleti çökertecek olan Oğuz Türkleri, Selçukluların yönetiminde Anadolu’ya a- kınlar yapmaya başlamışlardı.
Dükaslar zamanı (1057 – 1081), karışıklıklar içinde geçti. Birçok ayaklanma çıktı. Halk ağır vergilerle eziliyordu. Bu sülâlenin tanınmış imparatoru Romanos Diogeaes. Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan’a, Malazgirt savaşında (Bak.) a- ğır bir yenilgiye uğradı ve tutsak düştü (1071). Türkler, kısa sürede Marmara ve Ege denizi kıyılarına kadar olan Anadolu topraklarını ellerine geçirdiler. İmparatorluk, yine çok güç bir duruma düştü. Yıkılmak üzere bulunuyordu. Bu sırada Aleksios Komnenos (Aleksi Komnen) bir ihtilâlle imparator oldu (1081).
Komnenuslar (Komnenler) Sülâlesi: (1081 – 1204): Bu sülâlenin kurucusu o- lan Aleksios Komnenos (Bak.), Türk kuvvetlerini, Marmara denizi kıyılarından çekilmek zorunda bıraktı. Haçlı seferinden yararlanarak Batı Anadolu’yu eline geçirdi. Oğlu lonnes Komnenos (Jan Komnen), Anadolu’nun güneydoğu bölgesini aldı. Peçenekleri yenilgiye uğrattı. Manuel Komnenos, Bizans toprak-larını doğuya doğru genişletti. Haçlı seferi sonucunda kurulan Antakya prens-liğine üstünlüğünü tanıttı. Büyük bir ordu ile Anadolu Selçuklu devleti üzerine yürüdü. II. Kılıç. Arslan, Bizans’ın çıkardığı bu son kuvveti, Miryakefalon’ da ağır bir yenilgiye uğrattı (1176). Manuel Komnenos canını zor kurtarabildi.
Sırplar ve Bulgarlar, büyük birer devler kurdular. Latin Avrupa devletleri, ö- zellikie Venedikliler ve papa Bizans’a karşı her zamankinden daha çok düş-manlık besliyorlardı. İç karışıklıklar da olanca şiddetiyle sürüp gidiyordu. İm-paratorluktan indirilen Isak Angelos, yerine geçmek için Haçlılardan yardım istedi. Bunun üzerine, deniz yoluyla Dördüncü Haçlı seferini yapan ordu, yolu-nu değiştirerek Bizans’a geldi. Haçlılar, İsak Angelos’u yeniden imparator yap-tılar. Fakat çıkan bir ayaklanmayı bahane ederek şehre saldırdılar. Bizans imparatorluğunu (Doğu Roma imparatorluğu) yıkarak yerine Latin impara-torluğunu (Bak.) kurdular (1204). Haçlılar, Bizans’ı üç gün yağma ettiler. Bu arada birçok sanat yapıtı yok oldu. Şehrin bir bölümü yandı. Latinler, Bizans imparatorluğunu aralarında paylaştırdılar. Venedikliler, ticaret yönünden ö- nemli olan yerleri ellerine geçirdiler.- Bu olay, Bizans’ın sonu olduğu sanılıyor-du. Fakat, Bizans, bir süre daha varlığını koruyabildi.
Haçlılar, Bizans’ı aldıkları sırada, imparatorun damadı Teodoros Laskaris, bazı soylular ve din adamları Anadolu’ ya kaçarak başkent İznik olmak üzere yeni bir Rum imparatorluğu kurdular. Komnenoslardan iki prens de Trabzon’u alarak Doğu Karadeniz kıyılarıpda küçük bir devlet meydana getirdiler. Sonraları bu devlete Trabzon Rum imparatorluğu adı verildi. Balkanlarda da bazı devletler kuruldu.
Paleologoslar (Peleologlar) Sülalesi (1261 – 1453): İznik imparatorları, Sel-çuklularla dost geçindiler. Laskaris ailesinden imparatorluğu alan Mihael Pa-leólogos, 1261’de Bizans’ı ele geçirerek Latin imparatorluğuna son verdi. Bizans şehri yeniden başkent oldu. Paleologoslar (Paleologlar), imparatorluğun her yerine söz geçiremediler. Kale komutanları, istedikleri gibi davranabiliyorlardı. Selçukluların uç beyleri, Anadolu’nun batısına doğru yayılmaya başlamışlardı. Sırplar ve Bulgarlar da Rumeli tarafından Bizans’ı sıkıştırıyorlardı. Başkentte de hükümdar olma kavgaları sürüp gidiyordu. Sınırlarda beliren çok tehlikeli durumlar bile bu çatışmalara engel olamıyordu. Bursa’nln, Türklerin eline geçtiği günde III. Andronikos, büyük bir törenle düğününün şenliğini yapıyor, hipodromda cirit oyunları oynanıyordu. Osmanlı hükümdarları, imparatorlara her istediklerini kabul ettire- biliyorlardı. Orhan Beyin yardımıyle imparator olan Kantakuzenos (Kanta- kuzen), Rumeli’de Çimbi (Çimpe) kalesini OsmanlIlara vermek zorunda kaldı (1353). Türkler, kısa sürede Rumeli’ yi ellerine geçirdiler. Yıldırım Bayezit, İstanbul’u almak üzere idi. Fakat Avrupa’da büyük bir Haçlı ordusunun hazırlanması ve bu ordu ile Niğbolu savaşının yapılması (1396) ve arkasından Timur’un Anadolu’ya girmesi (1402), Bizans devletinin bir süre daha yaşamasını sağladı. Sonunda II. Mehmet, İstanbul’u kuşatarak fethetti. Böylece Doğu Roma imparatorluğuna (Bizans imparatorluğu) son verilmiş oldu (1453).
Devlet Yönetimi: Doğu Roma imparatorluğunun başında bir imparator bu-lunurdu. İmparatorluk babadan oğula geçerdi. Fakat çoğu kez ordu komutanları, zorla imparator olurlar ve yeni sülâleler kurarlardı. Kadınlar df imparatoriçe olarak devleti yönetirlerdi. İmparatorların çok geniş yetkileri vardı. Her istediklerini halka yaptırabilirlerdi. Büyük bir sarayda yaşarlar, çok ayrıntılı protokol kurallarına göre hareket e- derlerdi. İmparatorun dışarı çıkacağı, bir gün önce münadiler tarafından ilân edilir, sokaklar temizlenir ve çiçeklerle süslenirdi.
İstanbul’da, imparatorun çevresinde çeşitli devlet işlerine bakan merkez ör-gütü vardı. Saray memurlarıyle en yüksek sivil ve asker memurlar imparator tarafından atanırdı. Senato, bir danışma meclisi idi. önemli kanunlar senatoda görüşülür, büyük davalara burada bakılırdı. Senato, patrik seçimine ve din işlerine de karışırdı. İlk zamanlarda imparatorluk ülkeleri «diocèse» denilen e- yaletlere ayrılmıştı. Daha sonra eyaletlerin örgütü değiştirildi. Ülke asker! ve sivil yönetimin bir elde toplandığı «tema» denilen bölgelere ayrıldı. Temalar, hem komutan ve hem de vali olan olağanüstü yetkili kimseler tarafından yönetildi. Bu örgütün kurulması, Arap saldırılarını durdurmada yararlı oldu.
Justinianus, eski Roma kanunlarım toplatarak bunları bir araya ve düzene koydurdu. Aile hukukuna önem verildi. Zamanla anne ve çocuklara yeni hakini- tnnındı Cezalar da şiddetlendirildi
Ölüm ve para cezasının yerine burun, dil ve ellerin kesilmesi, gözlerin kör edil-mesi, saçların yakılması gibi acı çektiren cezalar kondu.
Ordu: Doğu Roma ordusunda dışarıdan getirilen ücretli askerler bulunurdu. Ordu, çok kez iyi yönetilemezdi. Yolsuzluklar da olurdu. En çok savunma sa-vaşlarına önem verilirdi. Sınırlarda pek çok kale yaptırılmıştı. İstanbul’un batı yönünde ve kırk mil uzağında, Karadeniz’den Marmara denizine kadar uzanan bir sur vardı. BizanslIların en önemli silahı Rum ateşi (grejuva) idi. Bunun bileşimi bir sır olarak saklanırdı. Rum ateşi, karada ve suda nereye düşerse yanar ve yakınında bulunan her şeyi yakardı. BizanslIlar, düşmanın durumunu zamanında öğrenmek için sınır boylarından birbirini görür şekilde İstanbul’a kadar uzanan ateş kuleleri yapmışlardır. Bu kulelerde yakılan ateşle işaret verilir, düşmanın durumundan ve davranışlarından lr:sa sürede hükümetin haberi olurdu. Buna göre hemen gereken önlemler alınır, ordu hazırlanır, kaleler güçlendirilirdi.
Güzel Sanatlar: Doğu Roma imparatorluğunun başkenti olan İstanbul (Bi-zans), Ortaçağ’da dünyanın en büyük şehri idi. Ancak, Bağdat’la karşılaştırı-labilirdi. Gösterişli sarayları, büyük ve yüksek kiliseleri, hipodromu, dikilitaşları, zafer takları, sağlam surları, suke- merleri, zenginliği ve kalabalıklığı ile herkesi çok etkilerdi. Burada güzel sanatlar da gelişmişti.
İstanbul, en çok Justinianus zamanında imar edilmiştir. Justinianus, İs-tanbul’da ve imparatorluğun öteki yerlerinde pek çok kilise, manastır, saray, köprü, sarnıç, su kemeri, hamam, hastane yaptırmıştır. Makedonya sülâlesi döneminde de güzel sanatlar gelişmiştir. Doğu Roma imparatorluğundan kalan en değerli yapı Ayasofya kilisesidir (Bak.). Bu bina hem yapısı ve hem de süsleri bakımından ölmez sanat eserlerinden biridir. Bin yıldan çok süren Doğu Roma imparatorluğunda, bu değerde başka bir yapı meydana getirilememiştir. Mozaikleriyle tanınmış Hora kilisesi de (Kariye camisi) değerli sanat eserlerinden biridir. İçinde bugün de su bulunan Yerebatan sarnıcı, Binbirdirek (Bak.), İstanbul surları, Tekfur sarayı, Yedikule’de büyük Yaldızlı kapı, su ke-merleri, zamanımıza kadar kalan eserlerdir. BizanslIlar, yapılarının duvarlarını ve tabanını mozaiklerle süslemişler ve bu sanatta ileri gitmişlerdir.

Yorum yazın