DEREBEYLİK

bir ülkenin sahibi olan kimsenin toprakları üzerinde yaşayan halkın da o kimsenin malı sayıldığı Ortaçağ rejimidir. Başka bir deyimle Ortaçağ’da’ Avrupa’da toprağın ve o toprak üzerinde yaşayan halkın, derebeyin malı sayıldığı yönetim şeklidir. Bu siyasal ve sosyal düzene feodalite de denir.
Batı Roma imparatorluğu V. yüzyılda* yıkıldıktan sonra yerinde kurulan barbar krallıklarda, kısa sürede iç karışıklıklar çıktı. Savaşlar ve yağmalar yü-zünden kendilerini güvenlik içinde göremeyen halk, güçlü olan soyluların ko-ruyuculuğu altına girdi ve onlara sadakat yeminiyle bağlandı. Koruyuculara,
yani güçlü olanlara süzeren, korunanlara da vassal denildi, öte yandan, büyük topraklan olanlar, topraklarını parçalara bölerek bir hizmet veya vergi kar-şılığında isteyenlere verdiler. Bir arazinin İşlenip ekilmek üzere bir başkasına verilmesine, toprak ayrıcalığı anlamına beneficium (tımar) denildi. Beneficium alanlar, zamanla kendilerine bu toprağı verenlerin vassallığını kabul ettiler. Böylece vassallarm sayısı çoğaldı.
Koruyanlar (süzerenler), korunanların senyörü yani derebeyi oluyorlardı. Şenyör, vassalını korur, besler ve giydirirdi. Vassal da senyörünün düşmanına düşman olur, senyör nereye giderse yanında bulunurdu.
Derebeyler, zamanla küçük hükümdarlar durumuna geldiler. Töprakle finin korunması kolay, yüksek *e sarp yerinde veya ırmak kıyılarında .yaptıkları şatolara yerleştiler. Birkaç yıllık yiyecekle gerekli savunma araç ve gereçlerini şatolarda bulundururlar, bu saldırı karşısında uzun süre düşmana karşı koyabilirlerdi. Derebeyliğin bir özelliği de bu idi. Ayrıca her ülkenin bir kralı vardı Derebeyler, istedikleri gibi hareket edebildikleri halde kralın vassalı sayılırlardı. Kral değiştikçe, gidip sadakat yemini ederlerdi.
Derebeylik rejiminde, halk arasında tam bir eşitsizlik vardı. Aynı ülke üze-rinde yaşayan insanlar, birbirinden ayrı sınıflara bölünmüşlerdi. Soylular, geniş topraklara sahipti. Bunlar, soylarının eskiliği ile övünürlerdi. Kendileri çalış-mazlar, köylülerin sırtından geçinirlerdi. Şatolarda otururlar, savaş yaparlar, ava çıkarlar, cirit oynarlardı. Okuma yazma bilmezlerdi. Çocuklarına, küçük yaşta ata binmeyi, zırhlı elbise içinde silah kullanmayı öğretirlerdi. Papazlar, kilise topraklarından yararlanarak sen- yörler gibi yaşarlardı. Halk üzerinde etkileri çok büyüktü. Dinsel görevlerinden başka, okullarda öğretmenlik yaparlar, yardım işleriyle uğraşırlar, yoksulları ve kimsesizleri korurlardı. Burjuvalar, şe-hirlerde otururlar, sanat ve ticaretle uğraşırlardı. Bunlar da senyörlere bağlı idiler. Zamanla ekonomik durumlarını güçlendirdiler ve zenginleştiler. Sen- yörlerden para karşılığında özgürlüklerini satın aldılar. Böylece serbestliğe kavuştular. Seriler, senyörlerin tarlalarında çalışırlar, kazandıklarını olduğu gibi bu efendilerine verirlerdi. Hiç bir hakları yoktu. Toprakla birlikte alınırlar ve satılırlardı. Senyör, her istediğini bunlara yaptırabilirdi. Yalnız, Eskiçağ’daki tutsaklardan ayrılıkları, ailece alınıp satılmalarıdır. Serbest köylülerin, serilere göre daha çok hakları vardı. Bunlar, senyör değiştirebilirler ve istedikleri yere gidebilirlerdi. Malları da çocuklarına kalırdı.
Derebeylik, Avrupa’da güçlü olarak IX. yüzyıldan XIV. yüzyıla kadar sürdü. Haçlı seferlerine katılan derebeylerin yollarda ve savaşlarda ölmeleri veya ülkelerinden uzak kalmaları, kralların işine yaradı. Bundan sonra krallar, kuvvetlerini artırdılar. O zaman pahalı bir silah olan toptan da yararlanarak dere-beylerin şatolarını ele geçirdiler. Derebeylik sona erdi. Onların yerini güçlü krallıklar aldı. Bununla birlikte, derebeylik döneminden kalan bazı haklar, ancak Fransız ihtilâlinde ortadan kaldırılmıştır.

Yorum yazın