DENİZ HUKUKU

denizci ülkelerin geleneklerine göre kurulmuş ölç hukuk düzeni olarak görülmektedir. Ancak, İkinci Dünya savaşından sonra ortaya çıkan sorunlar; bu geleneksel, düzenle çözümlenememektedir (Balıkçılık, maden, petrol), Klasik ‘deniz hukukunda «açık deniz serbestliği^ benimsenmiştir. İç denizlerde, kıyj, devleti, her türlü ta-sarrufta özgürdür. Yalnız devletler hukuku, yabancılara da haklar tanımıştır. Bunun dışında, yabancılara, ve vatandaşlara karşı her türlü önlemler uygu-lanabilir.
Birden çok devletin kıyısı olan denizlerde durum başkadır. Karasuları, gele-neksel olarak, kıyıdan üç mil uzaktan geçen ve ona paralel olan çizginin sı-nırladığı şerittir. Ancak bu da son yıllarda tarihe karışmaktadır. Karasularının dışında kalan kıyı bölgesinde de, ilgili devletler, güvenlik, gümrük, göç ve sağlık yönlerinden denetim ve gözetim yapmak, yani, kısmen veya tamamen kendi egemenliği altına almak ü- zere hak iddia etmekte, hatta kimisi bu hakkı kullanmaktadır.
Açıkdenizler, her çeşit ulaşım, uçuş, kablo döşeme ve balıkçılık etkinlikleri bakımından, uluslararası alanlardır. ,
Ancak, balıkçılığın gelişmesi, büyük balıkçı filolarının ve fabrika gemilerinin ortaya çıkması, maden ve petrol arama ve işletme olanaklarının sağlanması
(yeni teknik gelişmeler), devletler arasında, yeni hukuk sorunları ortaya çı-karmaktadır.
Klasik deniz hukukuna aykırı düşen ilk görüş. 1945’te A.B.D. başkam Truman tarafından ileri sürülmüştür. A.B.D. kı-
• ta sahanlığı denizlerinde ve denizaltında bulunan kaynakların A.B.D.’ne ait ve onun kontrolü altında olduğunu ve bunun açıkdeniz ulaştırmasını engellemeyeceğini açıklamıştır. Bunun üzerine, öbür Amefika • ülkeleri de aynı yolu tutmuş ve kimisi, karasuların, yani egemenlik ■ haklarını 200 mile çıkarmıştır. Böylece, söz konusu devletler, denizlerdeki egemenlik sınırlarını tek taraflı o- larak genişletmiş oluyorlardı. İlk tepki Malta’dan geldi. 19S9’da bu konu, uluslararası kuruluşların çözüm aradığı so-ranlar araşma girdi. Birleşmiş Milletler Genel kurulu, sürekli bir komisyon kur-du. .
3undan sonra, denizaltı kaynaklarının işletilmesinden zarar görebilecek ülkeler, ö .• İlikle kobalt cevherine sahip – Doğu Afrika ülkeleri, her türlü arama ve igîetmenin uluslararası kuruluşlar e- liyie denetlenmesi ve bütün insanlığın ortak malı olarak yararlanılması görüşünü savundular.
Deniz hukuku ve denizlerin kirlenmesi sorunları için 1958 yılında toplanan Cenevre konferansında, bu hukuk dalına, ilk kez, kıta önü ve kıta sahanlığı kavramları sokuldu. O zamana kadar hiç bir jeolojik ve zeofizik veriye da-yanmayan 200 millik sınır, deniz araştırmalarının ve işletme teknolojisinin ilerlemeleri göz önünde tutularak. gölgeli bırakıldı. Bu konferansta «kıta sa-hanlığı» terimi kullanılmakla birlikte, bilimsel ve hukuk yönünden tanımlamaları yapılmadı. Kabul edilen kıta sahanlığı «karasuları dışında kalan ve bu sulara bitişik 200 m. derinliğe veya bu. sınırdan sonra doğal kaynakların işletilmesine imkân veren derinliklere kadar olan deniz yatağı veya denizdibi bölgeleri» olarak kabul edildi.
Bu haliyle, kıta sahanlığına kesin bir sınır konulmamıştır. Eğer konulduğu söylenmek istenirse, bu sınır «denizaltı
doğal kaynakların işletilmesine olanak veren teknolojik smır»dır.

Yorum yazın