Çevre Kirliliğine Karşı Alınacak Önlemler

Çevre Kirliliğine Karşı Alınacak Önlemler

Giderek artan sayıda insanın çevresel sorunlardan etkilenmesi karşısında birçok biyolog, sağlık uzmanı, tıpçı ve çevre bilimci (ekolojist) işbirliği yaparak konuya çözüm yolu aramaktadır. Herkes bu çalışmaların bir an önce olumlu sonuçlar getirmesini sabırsızlıkla beklemektedir.
Önce şunu söylemek gerekir: düzeltici önlemlerle çözüme gitmek o kadar kolay bir iş değildir. Çevre kirliliğini yaratan insandır. Öyleyse en etkin çözüm yolu önce, insanın yaşamında bazı değişiklikleri göze almasını sağlamak olmalıdır. İnsanın yaşamını kolaylaştıran alışkanlıklardan, örneğin, evinde, çalıştığı yerde her gün kullandığı ve yaşamının bir parçası haline gelen araç-gereçten kolayca vazgeçmesini beklemek gerçekçi bir tutum olmaz. Ona, otomobil kullanma, evinde yakıt tüketme, çöpünü atma ya da otomobile, uçağa binme demek, olmayacak şeyi istemektir. Bu, böyle olmakla birlikte bizim için şimdi o değin önemli sorun haline gelen çevre kirliliğinin hemen tüm nedenleri bizim kendi yaptığımız şeylerden kaynaklanmaktadır.
Çevre bilim (ekoloji) diliyle anlatacak olursak, bizim şimdi çözüm aradığımız sorunları yaşam eylemlerimizin sonucu olarak biz kendimiz oluşturmuşuzdur. Uzun çağlar boyunca yeni yaşama alışkanlıkları geliştirerek atalarımızın doğal yaşamlarından uzaklaştırmışız kendimizi.
Geliştirdiğimiz aletler ve araç-gereçler artık bizim için yaşamın vazgeçilmez öğeleri olmuştur. Şimdiki yaşamımız ve onun getirdiği sorunlar doğrudan doğruya bu yarattığımız aletlerle ilgili ve onların doğurduğu alışkanlıklarımızdan kaynaklanmaktadır. Biz kendi yarattığımız ve içinde yaşadığımız çevrenin ekolojik bakımdan sağlıklı olmadığını ancak yeni yeni öğrenmekteyiz.
Şimdiye kadar yaptığımız ve yapmakta olduğumuz zarar ve sakıncaları giderebilmek, özellikle çevre kirliliğini ortadan kaldırmak, belki kolay olmayacaktır, ama olanaksız da değildir. Bunun için temel alışkanlıklarımızda birtakım değişmeleri göze almak gerekecektir. İlk işimiz kullandığımız aletlerde değişiklik yapmak olmalıdır.

Öncelikle kirliliği oluşturan nedenleri ortadan kaldırmalıyız. Örneğin, otomobillerin, fabrikaların ve enerji üreten santralların havayı ve çevreyi kirleten artıklarını yok etmek ya da zararsız hale getirmek gibi… Şimdiden, otomobillerin yakıtı iyi ve temiz biçimde yakmasını sağlayan bir yöntem bulunmuştur. Fabrika ve konut bacalarına konan bir önleyiciyle yakıt dumanının havayı daha az kirletmesi sağlanmaktadır. Öte yandan enerji üreten santralların çıkardığı kirli duman ve gazların çevreye yayılmasını önleyici bir yöntem geliştirilmiştir. Hava kirliliğini ortadan kaldırma önlemlerini alırken, yaşamımıza girmiş ve onun vazgeçilmez parçaları haline gelmiş araç-gereçle makine ve aygıtlardan kendimizi yoksun edemeyiz.

Bunun yanısıra suların kirlenmesini önleyecek çalışmalar da ilerlemekte ve önlemler alınmaktadır. Fabrikaların kirli ve ilaçlı sularıyla artıklarını kirlilik yaratmayacak biçimde toplamaları öngörülmektedir. Lağımlardan toplanan artıklar birtakım işlemlerden geçirilerek zararsız hale getirilmektedir. Çöplerin yakılmasıyla havayı kirletmesi yerine, toprağa gömme yoluna gidilmesi de şimdilik çevre kirlenmesini önlemede daha uygun bulunmaktadır.
Bütün bu gelişmeler masraflı, pahalı işlemler olmalarına karşın gene de yeterli sayılmazlar. Bundan başka öteki kirlilik nedenlerini de henüz ortadan kaldıramamış durumdayız.

İnsanın kendi kullanımı ve yararı için ürettiği birçok madde, onun çevresinde zararlı kirliliklere neden olmaktadır. Örneğin, plastik, alüminyum, deterjan ve tarım koruma ilaçlarını bunlar arasında sayabiliriz.
Özellikle böcek ve asalaklara karşı geliştirdiğimiz koruyucu ilaçlar öteki birçok canlının ölümüne neden olmakta, üstelik zehirlilik niteliklerini uzun yıllar koruyabilmektedirler. İnsan ve bitkilerden beslenen asalaklara karşı kullandığımız DTT denizlere akıtıldıktan sonra uzun süre canlılar için tehlikeli olma niteliğini koruyarak yüzlerce kilometre uzaklarda başka canlıları öldürebilmektedir. DTT kalıntılarının arktik bölgelerde yaşayan kuş ve balıkları öldürdüğü anlaşılmaktadır. Bundan başka DTT’nin koyun ve sığır gibi besin sağlayan hayvanların organlarında yerleştikleri ve onlardan da insanlara geçerek hastalıklara neden oldukları saptanmış bulunmaktadır. Yediğimiz et ve içtiğimiz sütle, hatta ana sütüyle insanlara geçebilen bu dirençli ilacın yararı kadar zararı olduğunu gören uzmanlar birçok ülkede onun kullanımını yasaklamışlardır.
“Hamurun kiri böreği yerken temizlenmez!” Kirin önceden giderilmesi gereklidir. Çevre kirliliğiyle savaşımda tutumumuz bu olmalıdır. Aslında bu konuda işin ta başında yanlış adımlar atılmış ve önlem almada gecikilmiştir. Tutulacak yol
kirlilik ortaya çıktıktan sonra onunla savaşmak değil, kirliliği yaratan nedenleri ortadan kaldırmak olmalıydı. Bu nedenler ortadan kaldırılmadıkça çevre kirliliği savaşımını olumlu sonuca götürebilmek olanak dışıdır. Bu gerçeği son yıllarda anlamış bulunuyoruz. Ne var ki, çevrebilimcilerin çalışma ve uyarılarına karşın, çevrenin kirletilmesi süreci insan yaşamı için doğurduğu tüm dokunca ve sakıncalarıyla sürüp gitmektedir.

YENİ YAŞAM İÇİN YENİ ARAÇLAR
Şimdiye değin geliştirdiğimiz alet ve makineler için gösterdiğimiz çabaların karşılığında sağladığımız yararların kendileriyle birlikte zararları da getirmesi üzüntü veren bir durumdur. Nasıl oluyor da yararlı bir şey zarar doğurabiliyor? Bir yandan insanı hastalık ve ölümden korumak için ilaç üreten bir fabrikanın, artıklarıyla çevreye ölüm saçmasına nasıl göz yumabiliyoruz? Otomobilin sağladığı bunca kolaylık ve yarara karşın, soluduğumuz havayı kirleterek insan için zararlı olabileceğini önceden düşünmemiz gerekmez miydi?
Gelişim süreci içinde ilerde ortaya çıkabilecek zararları önceden görmemiz her zaman mümkün olmayabilir. Ama bugün kullanmakta olduğumuz bir araç ya da alet eğer bize zarar veriyorsa onu değiştirmek elimizdedir. Bu da sonuç vermezse gereğinde, hiç değilse yenisini yapıncaya kadar, ondan vazgeçmeyi göze almalıyız. Ekolojik bozulmayı önlemek ve bozulanı kurtarmak istiyorsak yeni araçlar geliştirmek ve bunu gecikmeden gerçekleştirmek zorunluğu içindeyiz.
Gene de elde edileni atmadan sakıncalarını giderme olanağımız vardır. Örneğin, çok kullandığımız, ama çevre kirlenmesinde büyük payı olan, otomobilin havayı kirletmeyen başka tip bir motorla donatılması olanaklıdır. Böyle bir motor daha 19. yüzyıl başlarında bulunmuştu (Stirling). Sıcak hava devreli bu motor sessiz çalışan ve hava kirliliği yapmayan bir niteliktedir. Bundan başka şimdi deneyleri ilerlemekte olan ve giderek uygulamaya konan akımtoplarla (akü ile) yürüyen arabalar geliştirilebilir. Şimdiden bu tip arabalar bazı ülkelerde, az sayıda olsa da satışa çıkarılmıştır. Bunların sayısı çoğaldıkça şimdiki benzin istasyonları gibi, yol boyunca birçok akımtoplar (akü doldurma) merkezlerinin kurulması gerekecektir. Havayı kirletmeden, sessizce yürüyen ve bakımı da çok kolay olan bu tip bir arabanın şimdiki otomobillerden daha ekonomik, verimli ve zararsız olacağı şimdiden anlaşılmıştır.

DOĞAL KAYNAKLI OLMAYAN YAKITLAR
Alet yapma ve geliştirmemizin başka bir sonucu da enerji tüketiminin artması olmuştur. Ama burada da enerjiyi kullanışımız ve onu üretiş yöntemlerimiz yeni çevre sorunları doğurmuştur, örneğin, kömür ve petrol yakımı hava kirliliğinin başlıca kaynağıdır. Ayrıca petrol üretim süreci sırasında havaya karışan artık gaz miktarı da büyük alanları etkisi altına alacak yoğunluktadır. Ancak bu yeraltı doğal yakıt kaynaklarının yakın gelecekte tükenecekleri uzmanlarca saptanmış bulunmaktadır.
Bilim adamları şimdiden petrol, kömür ve doğal gaz kaynaklarımızın yığım miktarının hesabını yapmakla uğraşmaktalar. Bunların nerelerde, ne kadar kaldıklarını kesinlikle öğrenmeyi önemli sayıyorlar. Genellikle dünyada petrolün önümüzdeki otuz yılda tükeneceğinde birliktirler. Kömür çok daha bol olduğundan onu daha uzun süre kullanmayı sürdürebileceğimizi söyleyebiliriz. Ama uçak ve otomobil kömürle işlememektedir.
Bu durum karşısında yeni enerji kaynakları arama zorunluğu kendini göstermiştir. Şimdi birçok ülkenin bilim adamları yeraltı doğal kaynakları dışında başka tür enerjiler peşine düşmüşlerdir. Güneşin, rüzgârın ve gel-git olayının enerji kaynağı haline dönüştürülmesi yolunda yoğun araştırmalar yürütülmektedir. Şimdiden güneş ışığından enerji üretimine başlanmıştır. Bu aşamada çok pahalı olan bu işlemin yaygınlaşıp herkesin yararlanacağı düzeye getirilmesi için araştırmalara hız verilmiştir. Çok yakın gelecekte evlerimizi güneş enerjisinden üretilecek elektrikle aydınlatma ve ısıtma olanağına kavuşacağımızı umut edebiliriz.

JEOTERMAL ENERJİ
Jeotermal enerji, yerin içinden gelen sıcaklıkta elde edilen enerji demektir. Yeryüzünün derinliklerinden gelen bu yüksek sıcaklık dünyanın çeşitli bölgelerinde yüzeye fışkırmaktadır. Bunlara gayzer denmektedir. Ülkemizin bazı il sınırları içinde böyle gayzerler görülür. Uzun çağlar boyunca fışkırmakta olan gayzerler bol ve tükenmez bir sıcaklık kaynağıdır. Bu sıcaklığı insana yarar sağlayan biçimlerde kullanma olanağı varsa da ürediği yerlerin sınırlı olması bakımından şimdilik yaygın bir kullanım bulamamıştır. Gayzer sondajları geliştirilip yeni kaynaklar açılması halinde buralardan yayılacak şebekelerle konutlara, fabrikalara ve okullara ucuz ısınma olanağı sağlanmış olacaktır. Hem de çevre üzerinde hiçbir olumsuz etki yapmadan…

YENİ İŞTE ESKİ ALET
Gelecekte, en bol ve sağlıklı enerji kaynakları olarak sıcaklık ve elektrik kullanımı yaygınlaşacaktır. Sağlıklı ve temiz bir çevre için en uygun enerji kaynağı çevre kirlenmesine neden olmayanıdır. Bu iki kaynağı kullanabilir hale getirmek için yeni makine ve araçlar yapımına gidilebileceği gibi Stirling tipi makinelerin yeni bir uyarlamayla geliştirilmesi de ele alınabilir.
Eğer yakın bir zamanda güneşten enerji üretme süreci masraflı olmaktan çıkıp ucuz düzenlemelerle uygulanabilirse sokaklarımızda otomobiller, demiryollarımızda trenler, denizlerimizde vapurlar çok az masrafla ve çevreyi kirletmeden sessizce gidip gelebileceklerdir. Böylece yeni enerji kaynaklarımızla eski alet ve araçlarımızdan temiz bir çevrede daha sağlıklı biçimde yararlanabileceğiz.

ÇEVRE KİRLİLİĞİ SAVAŞINDA CANLILARLA İŞBİRLİĞİ
Çevre bilimciler (ekolojistler) bir yandan da lağımlardan akan artıkların yok edilmesi yolunda doğa ile işbirliği etme yöntemleri geliştirmektedirler. Bunu yaparken doğal çevreyi olumsuz yönde etkilememeye ayrı bir özen göstermektedirler. Bakınız, doğanın işbirliği nasıl sağlanıyor: Kentin lağım şebekesinden toplanan artıkların dönüşümle zararsız hale getirilmesi için su sümbülü denilen bitkinin yardımı sağlanır: Su sümbülü çabuk üreyip büyüyen bir su bitkisidir ve sıcak iklim bölgelerindeki akar sularda, kanallarda tıkanmalara neden olacak derecede yaygın üreme gücüne sahiptir. Bu yüzden nehir ve kanallarda mavna ve motor trafiğine engel olur. Bu bitkilerin temizlenip kanalların yeniden trafiğe açılması için her yıl milyonlarca dolar harcanmaktadır.
işte şimdi kanalları tıkayan bu “doğal” sakıncanın zararını yararlı bir varlığa dönüştürmenin yolu bulunmuştur. Amerika Ulusal Havacılık ve Uzay Yönetim uzmanları Mississippi ırmağı ağzında yaptıkları deneylerde su sümbülünün lağımlardan gelen zararlı artıkları özümseyerek ortadan kaldırdığını kanıtlamışlardır. Bu işlemden sonra toplanan bitkilerin de çok değerli gübre, hatta sığırlar için besleyici niteliği yüksek bir yem olarak kullanılabileceği anlaşılmıştır.
Gördüğümüz gibi çevre kirliliğiyle savaşımda doğal kaynakların da bize yardımcı yönleri bulunabiliyor. Buna benzer doğal işlemlerden yararlanma yollarını bulmak bize kalmış bir şeydir. Doğadaki canlılarla işbirliğimiz ilerlediği oranda çok yönlü yararlar sağlayacağımız kuşkusuzdur. Böylece belki de yaşamımızın vazgeçilmez parçaları olmuş bazı “alet”lerden uzaklaşmamıza gerek kalmayacaktır.

Yorum yazın