Çevre Kirliliği Nedir

Çevre Kirliliği Nedir

Çevre Kirliliği NedirBüyük bir kentte çevre gürültülü ve telaşlıdır. Sokaklar otomobiller ve yük arabaları ile doludur. Egzos gazlarının kokusu duyulur. Bazı yayaların kirli havayı solurken öksürdükleri görülür. Çevredeki yapıların çoğu fabrika bacalarından yayılan kurumla kararmıştır. Bir köprüden geçerken altında yavaş akan, nerdeyse durgun su gibi görünen ırmak farkedilebilir. Yıllar önce bu ırmaktan balık tutulabilirken, zehirli fabrika artıkları yüzünden balıklar ölmüştür.

Bütün bu olumsuz sonuçlar “çevre kirlenmesi” sonucu ortaya çıkmıştır. Çevre kirlenmesi zararlı kimyasal maddelerin ya da diğer artık maddelerin karaya, havaya ya da suya bırakılması yüzünden çevrenin kirlenmesi demektir. Buna sebeb olan herhangi bir maddeye “kirletici” denir.

Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan her kişi başına çevreye atılan artık maddeler bir tondan fazla tutar. Bu miktarın üçte birine yakın bir kısmı ambalaj malzemesidir. 1968 yılında, her Amerikalı yaklaşık 300 teneke kutu, 150 şişe ve 150 kilo kâğıt atmıştır. Yerleşme ve sanayi bölgeleri temiz suyu pis su haline dönüştürür. “Pis su” yiyecek artıkları, çöp, insan dışkısı ve kimyasal maddelerden oluşur. Yeryüzünün büyük kentlerindeki ırmaklara her gün çok miktarda pis su akar, örneğin, New York kentinin günlük ortalama pis su miktarı 3,5 milyar litre kadardır. Bunun çoğu halk sağlığına zararsız hale getirilmeden limana ve ırmağa akar.
Su kirlenmesi : Pis su sağlık için tehlikelidir. Çünkü içinde hastalık yapan, çoğu belirli bakteri türleri olan, küçük organizmalar türer. Az miktarda pis su, büyük bir su kütlesinin temizliğini çok etkilemez. Bunun nedeni, içinde dağıldığı temiz suyun insan sağlığı için hâlâ zararsız durumda olacak kadar çok olmasıdır. Pis sudaki çeşitli artıklar büyük su kütlesinin hareketiyle karışır. Bazıları erir, bazıları deniz ya da ırmak dibine çöker. Bir kısmı da akıntılarla daha büyük su kütlelerine sürüklenir.

Pis suyu daha basit ve zararsız maddelere ayrıştıran temiz sudaki canlı varlıklardır. Bunlar, yani bakteriler, organik artıkları (organik “canlı varlıklar tarafından üretilen” anlamına gelir) karbondioksit ve mineraller gibi zararsız maddelere ayrıştırabilirler. Bu organik artıklar bakterilerin besinidir. Bunları parçalayarak kendilerine gerekli enerjiyi elde ederler. Bu parçalama işleminde oksijen kullanırlar. Denizlerde, göllerde ve ırmaklarda doğanın kendiliğinden uyguladığı bu yöntemi insanlar da pis suyun içme suyu olacak kadar temizlendiği pis su temizleme işlemlerinde kullanırlar.

New York gibi milyonlarca insanın yaşadığı kentlerde, pis su, içine aktığı temiz su kütlelerinde artık yeteri kadar seyreltik hale gelemez. Temiz su, içine karışan pis sudaki artıkları yok etmek için içideki oksijeni kullanmak zorunda kalır. Zararsız bakteriler ve balıklar gibi suda yaşayan cani i var-iıkiâr oksijenle yaşadıklarından, sudaki oksijen azalınca ölürler. Yaşamını sürdürebilen tek canlı, oksijene gereği olmayan bir bakteri türüdür. İşte bu bakteri türü, çok sayıda pis su karışan temiz su kütlelerinde çoğalır, hastalığa ve suyun pis kokmasına neden olur. Suların, böyle pis suyla kirlenmesi günümüzün en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Bir başka sorun ise, suyun inorganik, yani canlı varlıklarca üretilmemiş artıklarla kirlenmesidir. İnorganik artıklara bir örnek olarak fabrikalardan ırmaklara dökülen kimyasal maddeler verilebilir.

Bu tip kirletici genellikle doğrudan doğruya suya boşaltılır. Sözgelişi, Detroit ırmağına, kıyısındaki şehirlerden ve sanayi merkezlerinden günde 6 milyar litreden fazla artık dökülmektedir. Detroit ırmağının suyu Birleşik Amerika Halk Sağlığı hizmetlerinde çalışan bilim adamlarınca tahlil edilmiş, içinde büyük miktarda demir, yağlar, amonyak, asitfenik, klorürler ve insana zararlı başka maddeler bulunmuştur. Kirleticiler gübrelenmiş ya da zararlı asalaklara karşı ilaçlanmış topraklardan da suya karışırlar. Bunlar topraktan suya fazla yağışla taşınır.
Gübreler, nitrat ve fosfat denen kimyasal maddelerden oluşur. Bu maddelerin her ikisi de yaşam için gereklidir. Toprağa karıştırılınca bitkilerin büyümesine yardımcı olurlar. Aynı maddeler temizleyicilerde ve pis sularda da bulunur.

Çiftçilere daha çok ürün elde etme olanağı veren gübrelerin kirletici olabilmesi, konuyu bilmeyenleri şaşırtabilir. Gerçekten de, ırmak, göl ve yeraltı sularının nitrat ve fosfatlarla dolmasının, sonucu iki tehlike ortaya çıkar. Birinci tehlike, içme sularının kirlenme olasılığıdır. İçinde herhangi bir kimyasal maddeden çok miktarda bulunan suyu içmek zararlıdır. İkinci tehlikeyse birinciden de önemlidir. Çünkü çok daha yaygındır. Bu tehlike göllerin ve ırmakların aşırı nitrat ve I fosfat yüklenmesidir. Göl ve ırmaklarda büyük | miktarda nitrat ve fosfat toplanınca, buralardaki bitkiler, özellikle de yosunlar, çok büyük bir hızla büyüme olanağı bulurlar. Çürüyen yosunlar sudaki oksijeni tükettiğinden suda kısa zamanda] çok az oksijen kalır. Oksijen azalınca suda yaşa-1 yan hayvan ve bitki türlerinin çoğu ölür. Böyle | sularda ancak çok az miktarda dayanıklı hayvan ve bitki türleri canlı kalabilir. Çok sayıda ölü balık suyun yüzüne çıkar. Sonuç olarak su kokulu bir bataklık haline gelir.

İlaçlama sorunu : Aşağı yukarı 25 yıldan bu yana, birçok yırtıcı kuşa, sözgelişi, kartallara, atmacalara az rastlanır olmuştur. Bunun nedeni, yumurta kabukları çok dayanıksız olduğu ve erken çatladığı için, bunların çoğunun eskisine oranla çok| az yavru çıkarabilmesidir. Yetişmiş olanların,özellikle leş yiyen kuşların da ölüleri bulunmaktadır. Bilim adamları erken çatlamış yumurtaları ve vakitsiz ölmüş kuşları incelediklerinde, bunlarda böcek öldürücü bir kimyasal madde bulunduğunu görmüşlerdir. Bu madde DDT’dir. Peki yumurtalara ve kuşların gövdelerine nasıl ulaşmıştır DDT?

Her şeyden önce, çiftçiler ekinlerine hem karadan, hem havadan DDT püskürtürler ve DDT ekine zarar veren böcekleri öldürmekte çok etkili olur. Ama ne yazık ki bu ilâç ekinlere zarar veren böceklerden başka pek çok canlıyı da öldürür. Bunların çoğu ilâç bulaşmış tohumlardan yedikleri için ölürler.

Bunların başında DDT ile ilaçlanmış bitkileri yiyerek ölen otoburlar gelir. DDT bu hayvanların gövdelerinde tamamen parçalanamaz ve zamanla birikerek hayvanın ölümüne neden olur. Yaşamlarını başka hayvanları yiyerek sürdüren ve etobur adı verilen hayvanlar da, gövdelerinde DDT birikmiş hayvanları yiyince aynı sonuçla karşılaşırlar. Otoburlar bu besin zincirinin ilk halkasını oluştururlar. Zincirin en üstündeyse üst-etoburlar bulunur; örneğin, kartallar ve diğer yırtıcı kuşlar, kurtlar ve timsahlar. Üst etoburlardan örneğin dalgıç kuşu denen su kuşunda, besin zincirinin en altındaki otoburlarda bulunan DDT’nin 1000 katı DDT birikmiştir. Büyük miktarda DDT öldürücü olduğu gibi, az miktarda DDT de büyük zararlar meydana getirir. Sözgelişi, yırtıcı kuşların üremelerine ve giderek soylarının tükenmesine neden oıur. Çünkü ana ve babanın gövdelerindeki DDT yüzünden yumurta kabukları çok ince olur ve yumurta zamanından önce çatlar; erken çıkan yavrular da ölür.

Kuşların ve başka hayvanların hayatına zarar vermeden ekinlerin korunması için çeşitli yollar bulunmuştur. Bunların başında “biyolojik denetim” yöntemleri gelir. Bu yöntem, zararlı böceklerin dadandığı yerlere bunların doğal düşmanlarının getirilmesi ilkesine dayanır. Ayrıca, böceklere ve hastalıklara dayanıklı ekin türlerinin yetiştirilmesi, bir başka “ekin koruma” yöntemi olarak geliştirilmektedir.

Hava kirlenmesi: Dünyanın her yerindeki evlerin ve fabrikaların bacalarından, her gün büyük miktarda kurum ve zararlı gaz dışarı atılmaktadır. Binlerce taşıttan çıkan egzos gazları da, bu büyük kirlenmeye eklenmektedir.

Çoğunlukla kömür ve yağ yanmasıyle oluşan sülfür dioksit havadaki nemle birleşince sülfürik asi-te dönüşür. Bu asit taşı, tuğlayı, hattâ metali bile aşındırır. Doktor bu asitin yıllarca bu havayı soluyan insanların akciğerlerine de mutlaka zarar vereceği görüşündedirler.

Hava kirlenmesinin etkileri genellikle hemen görülmez. Bununla birlikte, seyrek de olsa, çok yoğun sisler görülür. Bunlardan biri Pensilvanya’da (A.B.D.), Donora kentinde gerçekleşmiştir. Kentin kurulduğu vadi çelik işletmelerinden ve kimyasal madde fabrikalarından çıkan dumanlarla yıllar yılı dolmuş, 1948 Ekiminde bir gün, hava koşulları sisin akşam olunca çekilmesini önlemiştir. Sis üç gün kentin üstünde kalmış ve bu süre, içinde yaklaşık 6 000 kişi hastalanmıştır. 60 ve daha yukarı yaşlardaki insanların % 60’ının hastalığı çok tehlikeli olmuş, 20 kişi ölmüştür. Sonunda sis, bir sağanakla dağılmıştır.
Birçok kentte hava kirlenmesinin başlıca nedenlerinden biri içten yanmalı motorlardır. Otomobiller, kamyonlar ve otobüsler karbondioksit gazı çıkarırlar; bu gaz kapalı bir yerde çok miktarda bulunursa insanı öldürebilir. Sözkonusu taşıtlar karbon dioksitin yanısıra hidrokarbon ve azot oksitleri de oluştururlar.

Hidrokarbon ve azot oksitleri parlak güneş ışığında başka tehlikeli kimyasal maddelere dönüşür. Bunlardan biri insanın gözlerini rahatsız ederek sulanmasına neden olur. Bir başkası kanser hastalığının nedenleri arasındadır.

Taşıtlar, gaz çıkardıktan başka, tekerlek lastikleriyle yollardan aşındırdıkları lastik ve asfalt parçacıklarını, fren balatalarından dökülen asbest taneciklerini havaya dağıtırlar. Bütün bu maddelerin karıştığı hava soluma yoluyle akciğerlere gider ve büyük zarar verebilir.

Karaların kirlenmesi: Karaları çöpten kurtarmak evrensel bir sorundur. Bu sorun her köyde, kasabada ve kentte görülür, özellikle büyük kentlerde çöp düzenli olarak toplanmalıdır. Bazı çöp türlerinden yararlanılabilir. Sözgelişi bunlar açık maden ocağı çukurlarının doldurulmasında kullanılabilirler. Bu çukurlar doldurulduktan sonra üzerlerine evler yapılabilir.

Çevre kirlenmesinin en büyük sorunlarından biri de çöpe atılan plastik maddelerdir. Odun ya da kâğıt gibi maddelerin çoğu, atıldıktan bir süre sonra çürüyerek zararsız basit maddelere dönü-şürler.Örneğin odun ve kâğıt, hava ve bakterilerin etkisiyle karbon dioksit ve suya dönüşürler. Odun, oksijen olmayan biryerde gömülü kalırsa milyonlarca yıl sonra kömür haline gelir. Fakat plastik maddeler hiç değişmezler, oldukları gibi kalırlar. Atılan bütün plastik maddeler birikerek çevreyi kirletirler.

Doğal olarak parçalanabilen bir plastik ya da onu zararsız maddelere ayrıştıracak başka bir madde bulmak için araştırmalar sürmektedir. Şimdiki halde plastik maddelerin çevreyi kirletmesi büyüyen bir sorun oluşturmaktadır.

Işınım kirlenmesi: Atom santralları çok büyük miktarlarda zehirli ışınım artıklar üretirler. Bu artıkların, yer altına ya da deniz dibine, sızma tehlikesi olmamasına dikkat edilerek gömülmeleri gerekir. Fakat bazı bilim adamları bu artıklar konusunda yeterli özenin gösterildiğinden kuşkuludurlar. Bilim adamlarını endişelendiren başka bir konu da, nükleer güç merkezlerinde olabilecek bir kaza sonucunda ölüm saçan ışınımların havaya yayılmasıdır.
Nükleer silahların atmosferde denenmesi sonucu çok miktarda zehirli ışınım havaya yayılmaktadır. Bu durum bütün dünyayı, özellikle de Kuzey yarım küresini tehdit etmektedir. Çoğu ülkeler nükleer silahların denenmesini yasaklamışlarsa da, şimdiye kadar dünyanın her yerindeki hayvan ve insan gövdelerinde radyoaktif maddelere rastlanmasına yetecek kadar deneme yapılmıştır.

Etiketler: , , ,

Yorum yazın