Burjuvazi Nedir

Burjuvazi Nedir – Burjuvazi Anlamı – Burjuvazi Hakkında Bilgi

Ortaçağ’ın başlangıcında, Avrupa’da toplum yaşantısı kentlerde ortadan kalkarak, hemen yalnızca kırsal kesimlere kaymıştı. O dönemde, genellikle bir şato ya da bir manastırın çevresinde kent tipinde küçük topluluklar kuruldu; bu topluluklarda yaşayanlar el sanatlarıyla uğraşıyor ya da yerel yöneticinin (bir kont ya da bir piskopos) hizmetinde çalışıyorlardı.
• Derebey şatolarının surları dışındaki burg’larda (burjuvazi adı, almanca «tahkimli yer» demek olan bu sözcükten gelir) yaşayan, el sanatlarıyla ve günümüzde «hizmetler kesimi» adı verilen kesimin işleriyle uğraşan bu ilk topluluklar sonradan, Avrupa’da «burjuvazi» adı altında bütün Yeniçağ’ı niteleyecek olan sınıfın kökeni oldular. Burjuva (burgensis) sözcüğü ilk olarak 1007 yılında, bir yasada kullanıldı.
• Batı Avrupa’da feodal toplum gelişmesinin doruk noktasına eriştiğinde, bireyler arasındaki ilişkiler, yaşamları ve ekonomik durumları henüz çok ilkeldi. Ticaret büyük ölçüde mal değiş tokuşu biçiminde yapılıyordu ve özel ödeme biçimleri, bankaları, ekonomik devreleri olan bir mali sistem yoktu.
• Feodal dönemin tarımı kapalı bir sistemdi; toprak ürünleri, köylünün ve derebeyinin
ivedi gereksinimleri için yetiştirilirdi. Kurulmaya başlayan ticaret sistemi ise, bu ürünleri para karşılığında değiştiriyor ve elde edilen paralar, başka mallara ya da gelir getiren başka etkinliklere yatırılıyordu. Böylece, çağdaş toplum filizlenmeye başladı. Bu yenilenmenin ilk belirtileri, Fransa’nın güneyinde ve İtalya’da, yani Roma imparatorluğunun belediye geleneklerini korumuş o- lan bölgelerde görüldü.
• XIV. yüzyılın başında, bölgesel ya da uluslararası ticaretle zenginleşmiş tüccarların yanı sıra, yeni bir memurlar ve hukukçular sınıfı yavaş yavaş oluşmaktaydı. Bunlar, Roma hukuk geleneklerinde ve yerel örf âdet hukukunda var olan yasalara dayanacak noktalan araştırıyor, böylece bir hukuk tekniği oluşturuyorlardı. Özellikle krallara ve prenslere danışmanlık yaparak, onlara mutlakiyetçi krallığı oturtmak için gereksindikleri hukuksal dayanakları hazırladılar. Böylece, Güzel Philippe’in hukukçuları, burjuvazi içinde önemli bir yer edindiler.
• Daha o sırada, burjuvazi yerini sağlamlaştırmıştı: Artık, toprağa bağlı olmayan, ticaretten elden geldiğince çok kazanç sağlamaya çalışan bir toplumsal sınıftı. Geleneksel kan bağlarına ve savaşta gösterilen yararlıklara dayalı toplumsal aşama düzenine, hak eşitliği, toplumsal yükselme isteği ve maddi başarı peşinde koşmakla karşı çıkıyordu.
• Yüzyıl Savaşı’ndan XVI. yüzyılın ortasına kadar, burjuvazinin ekonomik zenginliği durmadan arttı. Saray yaşantısı, soylu sınıfın büyük servetlerini güneş altında kar gibi eritiyordu. Soyluların şatafat ve lüksüne uymak zorunda olmayan burjuvazi ise tersine, çalışma, iş çevirme ve sermaye birikimiyle sürekli zenginleşmekteydi. Modern kapitalizmin ilk belirtileri başlamıştı.
O dönemde burjuvazinin etkili bölümü, Almanya’da Kari V’e bile borç para veren Jacob Függer ya da Fransa’da Jacques Coeur gibi çok zengin kişilerdi. Aynı zamanda, Yeni Dünya’dan gelen altın ve gümüş dalgası Batı’yı kaplamaktaydı. Burjuvazi, kraldan satın aldığı görevler karşılığında saygınlık kazandı; bazı vergilerden bağışık oldu; çeşitli çıkarlar sağladı. Sonra bu görevler, kalıtım yoluyla babadan oğula geçmeye başladı. Böylece, kan bağına dayanan soylu sınıfın yanında, ayrıcalıklı ikinci bir soylu sınıf oluştu.
• Fransa’da, ekonomik gücün, bir sınıftan bir başka sınıfın eline geçişi, Louis XIV zamanında gerçekleşmeye başladı. Louis XIV, rejimin mutlakiyetçi özelliğini pekiştirmek amacıyla, soylu sınıfın temsilcilerini bütün kilit noktalarından uzaklaştırarak, yerlerine yeni sınıfın üyelerini yerleştirdi. Bunların en ünlüsü, Fransız ekonomisinde büyük bir reform yapan maliye bakam Colbert’tir. Colbert’in giriştiği reformlar, ekonominin tanıma ve kırsal kesime dayalı bir ekonomiden küçük ve büyük imalathaneler (dokuma, halı, mücevher, vb. imalathaneleri) ekonomisine, yani hemen hemen sanayi düzeyine ağır ağır ve dereceli geçişini büyük ölçüde etkiledi. «Devlet dış ülkelerden ne kadar az mal satın alır, ne kadar çok satarsa o kadar güçlenir» ilkesini koyan Colbert, deniz ticaretini, ticaret şirketlerini geliştirdi.
• İtalyan burjuvazisi, özellikle bir bankerler burjuvazisi oldu. Papalığa ve küçük katolik krallıklarına mali destek sağlayan Toscanalı bankerler, fetih savaşları için çok büyük paralar borç verdiler. Cenevizli bankerler ise, Flandres ve Anvers’in zengin tüccarlarıyla ilişki kurdular.
• Öte yandan Flandres bölgesinde, ticaretle zenginleşen bir burjuvazi gelişmişti. Bölgede protestan reformu, toplumu köklü biçimde değiştirdi. Bu arada reformun, önce Avrupa’da (Hollanda ve İngiltere), sonra da Kuzey Amerika’ da kapitalist bir burjuvazinin gelişmesinde oynadığı önemli rol üstünde durmak gerekir. Protestanlık, kişinin vargücüy- le çalışmasını, tanrının zorunlu kıldığı bir yükümlülük olarak görüyordu. Ama Protestanlığa göre, çalışmanın, ka- tolikliğin öngördüğü gibi öbür dünyada değil, bu dünyada maddi bir ödülü vardı. Çalışma tutkusunu buradan alan Flandres tüccarları, Amerika’ ya göçerek sonradan A.B.D’ni oluşturacak bölgelere yerleştiler ve ilk İngiliz ve Alman kapitalistlerinin kökenini oluşturdular.
• İngiliz-Amerikan burjuvazisinin tipik özelliği, dünyaya kol salması, «emperyalizmi» (yani siyasal ve ekonomik komutayı denetlediği zaman öteki ülkeler üstünde güç uygulama isteği) buradan gelir.

BAŞARIYA ULAŞAN BURJUVAZİ
• Fransız burjuvazisi ise tersine, kısa süre içinde yasaların ve yönergelerin koruyuculuğu altına sığınma alışkanlığını kazandı; bu arada da ekonomi siyasetini, kesinlikle ulusal bir çerçeve içinde görmeye başladı. Ama gene de, Gournay’in «bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler» ilkesiyle colbertçili ğe karşı çıkan fizyokratların öğretisinden etkilendi. Gournay’in etkisiyle, genç sanayiye ekonomik liberalizm girdi. Böylece, sanayi yoğunlaşmasının ilk taslakları başladı. 1720′ de Thomas Maslin, ilk tröstü kurdu. Fransa’da sanayi kapitalizminden önce ticari ve mali kapitalizm gelişti ve Fransa’nın dış ticareti, 1716-1770 yılları arasında üç kat arttı.
• Fransız girişimcileri her şeyden önce, «riski elden geldiğince az bir kazanç» peşinde koşuyorlardı. Bu, Fransa’da sanayileşmenin İngiltere’ye oranla geç başlamasını açıklar. İngiltere’de sanayinin gelişmesi «çit çekme» sorununa bağlıydı. İngiliz burjuvazisi ve soylu sınıfı, köylerin ortak topraklarını ortadan kaldırarak, topraklarını çitlerle çevirerek, o güne kadar görülmemiş bir tarım üretkenliğinden yararlandılar. Bunun sonucunda servetlerin büyük ölçüde artması, ilk sanayi işletmelerine yatırılacak yeni bir sermayenin oluşmasını sağladı.
• Fizyokratlığın ve sanayi devriminiri yanı sıra, Fransa’da düşünce yaşamının gelişmesinden, İngiliz örf âdetlerine ve özgürlüğüne düşkünlükten söz edilmezse, tablo eksik kalır. Kişilikleriyle soyluların ve zenginlerin konaklarındaki’ salonlara egemen olanlar, yeni düşünceler ortaya koymaktaydılar : Voltaire; Diderot; Rousseau; d’Alembert; vb.
• Bu zengin ve aydın burjuvazi, küçümsenmenin acısını çekmekteydi. XVIII. yüzyılın sonunda, yükselen yeni sınıfa karşı, soylular gerçek bir tepki gösterdiler. Aşağılanan, iktidardan uzaklaştırılan burjuvazi, halkın ve köylülerin hoşnutsuzluğundan yararlandı. 1789 Devrimi’yle sonuçlanan muhalefet hareketini kendi çıkarma çevirmeyi başardı. Toplumsal sınıf olarak gerçek gelişmesi, 1789 Devrimi’nden sonra gerçekleşti. O tarihten sonra siyaseti, ekonomiyi, bilimi ve edebiyatı kendi kalıplarına uydurdu.

DÜZEN VE KAZANÇ

• Burjuva sınıfı, büyük işletmelerin ve liberal ekonominin başarıya ulaşmasıyla olgunlaştı. Miras kavramını bile reddederek, toprak mülkiyetinden çok, sanayi işletmesini saygınlık ve kazanç kaynağı olarak gören Saint-Simon’un düşünceleri, bunu çok iyi dile getirir. Saint Simon’a göre sanayi sınıfı «temel sınıftır, toplumu besleyen sınıftır». Aynı zamanda üretim on kat arttı; Dokuma sanayisi ve metalürji gelişirken, makineleşmeyi destekleyen buhar makineleri çoğaldı. Asıl «sanayi devrimi», XIX. yüzyılın ikinci yarısında kesin bir gelişme gösterdi; bu gelişme, 1870-1890 yıllarında başlayan işletmeler arasında birleşmeler ve anlaşmalar süreciyle, XX. yüzyıl boyunca sürdü. Üretimin yeni aracı sanayi, burjuvazinin maddi zaferini sağlamlaştırıyordu.
• XX. yüzyılda gerek Avrupa’da, gerekse Amerika’da güçlerini kuşaktan kuşağa aktaran büyük sanayi aileleri (Rothschild, Krupp, Vanderbilt, Astor, Morgan, Ansaldo) kuruldu. Bu ailelerin gücü, kuşkusuz ekonomik ve parasaldı; ama dolaylı olarak da siyasaldı. İngiltere’de ilk sanayi devrimiyle, emek ve istihdamın modern düzenlenişinin temelleri atıldı. İlk çok büyük fabrikalar da İngiltere’de kuruldu. Kraliçe Victoria’nın uzun dönemi boyunca, İngiliz geleneklerine uzun süre damgasını vuracak olan ağırbaşlı ve ahlakçı İngiliz burjuvazisi, toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel görüş açısından doruğuna ulaşmıştı. Ama sanayi devriminin zorladığı çalışma koşullarına itilen işçi sınıfı, çok geçmeden hak isteklerine başlayacaktı. Fabrikalarda binlerce proleter, hiç bir iş güvenliği olmaksızın, sağlığa elverişsiz yerlerde çok düşük ücretlerle çalışıyordu : Sanayileşmenin bedeli buydu. Emekçilerin bu duruma başkaldırmaları, önce tek tek, sonra biraz örgütlü savaşımları başlattı; ama bunların çoğu sertlikle bastırıldı. Grev hakkı ancak 1864’te, sendikalaşma hakkı ancak 1884’te tanındı. Özellikle Karl Marx’ın düşüncelerinin etkisiyle, işçi sınıfı arasında yeni bir anlayış gelişmekteydi. Bu koşullar altında «sınıf bilinci» doğdu ve burjuvazi «ezici sınıf» olarak suçlandı.
• XX. yüzyılda burjuvazi, komünist olmayan ülkelerin çoğunda gerçek iktidarı elinde tutmayı sürdürmektedir. Ama artık eski burjuvaziden çok farklıdır. Gerçekten, bir yandan sanayileşmiş toplumların egemen sınıfı ön plandan çekilmekte ve ekonomik, askeri, siyasal güçlerin karıştığı daha karmaşık bir sistemle kaynaşmaktadır. Öte yandan, bütün toplum yapısı üstünde, eski burjuvaziye yeni üyeler kazandıran yukarı doğru bir baskı uygulanmaktadır.
• Burjuvazi ile üretim araçlarına sahip olma arasındaki temel ilişki bir an için bir yana bırakılırsa, serbest meslekleri ve yöneticileri içine alan «orta sınıflar»dan söz edilebilir. Aynı zamanda hizmetler (üçüncü kesim) ekonomisinin gelişmesi, küçük memurların sayısını artırmaktadır. Bu, konfor düşkünlüğü, tutuculuk, bir konut sahibi olma gibi «burjuva anlayışı» taşımasına karşılık, tutarsız bir bütündür.
• Söz konusu orta ve küçük burjuvaziye oranla, varlıklı sınıf, genellikle burjuva kökenli aydınlardan oluşan bir yönetici sınıfa dönüşmüştür. Son yarım yüzyılın gelişmesi, yönetici sınıfın yenilenmesini büyük ölçüde desteklemektedir. Sonuçlarsak, daha açık bir sınıf haline gelen burjuvazi, yöneticilerini orta sınıflardan seçmektedir; ivedi gereksinimleri karşılanan işçi sınıfı da, günümüzde yaşam düzeyinin yükseltilmesini istemektedir.

Yorum yazın