BUDHA

bir din kurucusudur (I.ö. 563 -483). Uzakdoğu’da derin izler bırakmıştır. Kurduğu, dine Budhizm denir. Soylu bir ailedendi. Babası, Sakya prensliklerinden birinin başında bulunuyordu. Asıl adı Sithartha’dır. Daha küçük yaşta iken ağır başlı ve çok duyguluydu. Herkese derin bir sevgi ve şefkat gösteriyordu. Gençliğinde gösterişten, zevkten,’ eğlenceden uzak kalmaya çalıştı. O sırada, Ganj boylarındaki racalar birbir- leriyle savaşıyorlardı. Halk, kast denilen birinden ötekine geçilmez sınıflara ayrılmıştı. Brahmanlar, kendilerini her sınıftan üstün görüyorlardı. Dünyayı bırakarak bir köşeye çekilen kimselere saygı ve ilgi duyuluyordu. Halkın bu durumu, Budha üzerinde derin etkiler yaptı. Budha, bir gezinti sırasında bir cenaze, bir hasta ve birçok yaşlı adamla karşılaştı. Bu ona çok dokundu. Hayatın başka yönleri oduğunu da anladı. Duyduğu üzüntülerden kurtulmak ve ruhunu din-lendirmek için eşini, yeni doğmuş çocuğunu bırakarak evinden ayrıldı. Süslü elbiselerini çıkardı. Dünyanın her türlü bağlarından kurtulmuş olarak bir süre Brahmanların öğütlerini dinledi. Sonra yalnızlığa çekilenlerin yanma gitti. Orada oruç, açlık ve uykusuzlukla geçen bir hayata başladı. Fakat, gerçeğe erişmek için aç durmanın ve çile çekmenin işe yaramayacağını anladı ve bu yaşayıştan vazgeçti. Bir gün Neranca ırmağı kenarında bir incir ağacının altında her zamanki gibi düşünceye daldığı bir sırada kendisini nura boğulmuş hissetti. O, artık gerçeklere ermişti. Taraftarları ona ermiş anlamına Budha dediler.
Budha, bundan sonra ülkeyi dolaşarak düşüncelerini ve gerekli gördüğü ahlâk kurallarını yaymaya başladı. Bud- ha’nın amacı, insanları iyi duruma getirmek ve sonra toplumu yükseltmekti. O, şöyle diyordu: «Olgun bir kimse, eğer düşkünlerin yardımına, felâkete uğra-yanların tesellisine koşmazsa, o insan gerçekte hiç bir şey değildir. Benim mezhebim sevgi, yardım ve şefkat yoludur.» Budha, sınıf ayrılıklarına yani kast düzenine karşı çıkmıştır. Ona göre, «İnsanlar arasında doğumdan gelen bir ayrılık yoktur; herkes eşittir». Budha, insanlara şu öğütü de yapmıştır: «İyi davranışlarınızı gizleyerek, kusur ve kabahatla- rinızı ise göstererek yaşayınız. Başka insanları da, varlıkları da seviniz.» Budha’ nın ilkeleri arasında hayvanlara karşı da iyilik etmek vardır. O, hayvanlar için şunları söylemiştir: «Hayvanları kurban diye boğazlayacağınıza, zavallıları serbest bırakınız; istedikleri yere gitsinler. Onlar, kendilerine gerekli olan çimeni, suyu, taze sürgünleri bulabilirler.»
Budha’ya göre, dünya kuruluş yönünden kötüdür. Bu kötülüklerden kurtulmak için, kötülüklerle dolu toplumdan kaçmak değil, insanlar içinde ve kötüler arasında iyi olarak yaşamak, herkese iyilik yolunda örnek olmak gerekir. Budha, hayatın esasının elem olduğunu kabul eder. Ona göre, doğuş elemdir. Ağlayarak dünyaya gelinir. İhtiyarlık, hastalık, ölüm, aşırı istek, bütün bunlar elemdir, acıdır. Elemden kurtulmak için her türlü isteğin yok edilmesi gereklidir. Bunu başaran insan Nirvana’ya kavuşur. Nir- vana, ruhun rahatlığa ve dinlenmeye erişmesi demektir. Budha, dinle ilgili törenler yerine, ahlâk kuralları getirmiştir.
Budha, düşüncelerini yaymayı başarmış, hayatının son zamanlarına doğru çevresinde aydın, imanlı ve ahlâklı bir toplumun meydana geldiğini görmek mutluluğunu duyduktan sonra, seksen yaşında iken ölmüştür.
Tanrısız olan Budha dini, Doğu Asya’da yayıldıktan sonra oldukça değişmiş, Budha bir tanrı sayılmış, adına parlak dinî törenler yapılmaya başlanmıştır. Bugün ilk yayıldığı yer olan Hindistan’da Budha dininden olan (Budist) yok gibidir. Fakat, Budizm, Çin’de, Tibet’te, Çin Hindistanı’nda, Japonya’da, Avustralya’da geniş ölçüde yayılmıştır.

Yorum yazın