Budacılık Nedir

Budacılık Nedir

İ.Ö. IV. yüzyılda Hindistan’da bir din adamı tarafından kurulan Buddha dini ya da Buddhacılık, Asya kıtasının büyük bir bölümünde az çok değişik biçimlerle benimsendi: Tibet’te «büyük taşıt buddhacılığı»; Birmanya, Tayland, Seylan, Kamboç ve Laos’ ta «küçük taşıt buddhacılığı». Öte yandan Japonya’da da 10 milyonu aşkın buddhacı vardır. Buddhacılık, günümüzde müslümanlık ve hıristiyanlık- tan sonra üçüncü büyük dindir. Çelişkili bir durum olmakla birlikte, ortaya çıktığı ülke olan Hindistan’da hemen tümüyle bırakılmış, yerini
brahmacılık almıştır.
• Günümüzde, kurucusu Budd- ha’nın gerçekten yaşamış olduğu, artık tartışma konusu edilmemektedir; ama yaşamı konusundaki bilgiler hâlâ efsaneyle karışıktır. Soylu Gau- tama’lar ailesinden gelen Buddha, İ.Ö. 563 yılına doğru Benares yakınlarındaki Kapi- lavastu kentinde doğdu. Babası tarafından büyütülen çocuk, mutluluk içinde yaşıyordu. Genç bir prens olduğunda, bakışlarını insan yaşamının felaketlerine (yaşlılık, hastalık ve ölüm) çevirdi.
• 29 yaşında gezgin bir yaşam sürmeye başlayarak, yedi yıl boyunca, bedeni disiplin altına alma ve dünya nimetlerinden el çekme kurallarına uyan bir çilekeş gibi yaşadı.
• Buddha, ulaşmak istediği a- maca Patna yakınındaki Uru- vilva köyündeyken, bir incir ağacının altında dinlendiği sırada vardı. Ansızın yaşamın
keder ve sevinçlerinin, daha önceki yaşamların nasıl yaşanmış olduğuna bağlı olduğunu anladı. Acı, tutkulardan doğuyordu; ama tutkulardan, dolayısıyle de acıdan kurtulmak olanaklıydı. Bunu anlayan Gautama, kendini kurtulmuş hissetti ve o andan sonra «Uyanmış kişi» yani Buddha oldu.

• Çeşitli güç sınavlarından sonra Benares’te ilk vaazını verdi ve anlattıklarını benimseyen ilk beş kişiyi rahip yaparak bir «topluluk» kurdu. Ondan sonra, bütün Ganj vadisini aşarak, vaaz verip dinini kabul ettirerek gezgin yaşamını sürdürdü ve İ.Ö. 483 yılında seksen dört yaşında parinirvana’nın (yani «bütünüyle yanıp kül olma») eksiksiz huzuruna kavuştu, yani öldü.
• Bütün eski yazıtlar, Budd- ha’yı gönlü yüce, son derece iyi bir insan olarak betimler. Bazılarında Buddha’nın lakabı Siddhartha’dır: «Amacına ulaşmış kişi».
• Buddha’nın ve çömezlerinin dile getirdikleri biçimiyle, ilkel buddhacılık öğretisi, kuramsal temellere dayanır. Bütün canlı varlıklar, sonsuza kadar bir yaşamdan ötekine, birbirini izleyen bir evreden ötekine (insan, tanrı, hayvan, hortlak, vb.) geçerler ve bu evrelerin her birini, bir önceki yaşamın nasıl yaşanmış olduğu belirler. Böylece geçmiş yaşamlarında iyi işler yapmış o- lanlar, mutlu bir ömür sürer; kötü işler yapmış olanlarsa, sıkıntı içinde yaşarlar. Buddha, öğretisinin özünü Benares’te verdiği vaaz sırasında dört kutsal «gerçek» biçiminde ortaya koymuştur. Bu gerçekler şunlardır : Acının gerçeği; acının kökeninin gerçeği; acının sona ermesi gerçeği; acının sona ermesine götüren yol gerçeği. Yaşamda her şey acıdır: Hastalık; yaşlılık; ölüm; istenmeyen kişiyle birleşme; sevilen kişiden ayrılma… Kuşkusuz yaşamda sevinçler de vardır, ama tümü kısa sürelidir; bugün mutluyuzdur ama, yarın acı bizi yeniden pençesine alır ve geçmiş sevinçlerimizin anısını bile siler.
• Hiç bir şey kalıcı değildir, her şey değişir ve dönüşür. Acı, olayların bu akıcılığından ve kurtuluşu bağışlayacak
sonsuz bir tanrı bulunmamasından gelir. Yaşamın her a- nında ağırlığını duyuran bu acının kökeni «susuzluktur», yani maddi varlık isteğidir. Bilgisizlikle birleşen bu «susuzluk», «kötülüğün üç kökü»- nü oluşturur: Tamah, kin ve yanlış. Bu üç kök, ikinci gerçeğin konuşudurlar.
• İyi ya da kötü her eylem (karman), kaçınılmaz olarak uzun ya da kısa sürede ödül ya da ceza getirir.
• Benares’te Buddha’nın öğretisini ilk benimseyen beş rahibin oluşturduğu topluluk (sangha), daha Buddha’nın sağlığında gelişmeye başladı Bu topluluk, her şeyden önce bir keşişler topluluğudur; çünkü, kurtuluşun yolu, aile yükümlülükleriyle ve maddi bağlarla bağlı, din adamı olmayan kişilerin benimseyemeyecekle- ri sert bir disiplin gerektirir. Ama din adamı olmayanlar da.
aynı manevi yasalara uymak koşuluyla ve para karşılığı her türlü çalışmaları yasaklanmış olan keşişlerin geçinmelerine yardımcı oldukları sürece, dinin dışına bırakılmazlar.
• Saç ve sakallarını usturayla traş eden, turuncu rengi bir kumaşa bürünen rahipler, yiyeceklerini dilenerek sağlar, ağaçlar altında ya da mağaralarda uyurlar; giyecekleri, usturaları ve birkaç önemsiz eşya dışında hiç bir mallan yoktur. Her kişi, hangi kasttan olursa olsun, bir Buddha topluluğuna girebilir. Bunun için «üç sığınak» formülünü söylemesi yeterlidir: Buddha’ya sığınıyorum; öğretiye (dhar- ma) sığınıyorum; topluluğa (sangha) sığmıyorum. Bu topluluğun bir kiliseye özgü hiç bir özelliği yoktur.
• Buddha dininin ilk misyonerleri, Hindistan’dan III. yy. ortasında imparator Asoka döneminde yola çıkmışlardır. Ama buddhacılık, her yerde yerel etkiler altında kalmış, öyle ki daha II. yy’da buddha- cılar, on sekiz okula bölünmüşlerdir.
• Sonunda, iki temel eğilim oluştu: Küçük taşıt (Hinaya- na); büyük taşıt (Mahayana). «Yana» ya da «taşıt», dindar kişinin yaşamın çalkantı (samsara) ırmağını aşarak nirvana kıyısına ulaştığı kayıktır. Kayık kuşkusuz, öğretinin (dharma) simgesidir.
• Günümüzde buddhacılık, ilk ortaya çıktığı ülke olan Hindistan’da aşağı yukarı bütünüyle ortadan kalkmış, Seylan adası dışında yerini brah- macılık almıştır. Buna karşılık Birmanya, Tayland, Laos ve Kamboç’ta resmi dindir. Çin Halk Cumhuriyeti’nde resmi bir varlığı yoktur, ama Japonya’da içe bakışa dayanan biraz farklı bir biçim (zen) altında 40 milyon kişi tarafından benimsenmiştir.
• İki bin yıllık bir gelişme boyunca, buddhacılığın tarihine birçok sanat akımı eşlik etmiştir. Bu akımlar önce Hindistan, sonra Seylan ve Afganistan, daha sonra İndonezya’dan Çin ve Japonya’ya kadar bütün güneydoğu Asya’da ortaya çıkmışlardır. Ama Buddha’nın ilk resim ve heykelleri, ancak İ.S. II. yy’da yapılmıştır.

Yorum yazın