Brahmanizm Nedir

Brahmanizm Nedir – Brahmanizm Hakkında Bilgi

Brahmanizm, Hindistan’da iki bin yıl kadar eski metinlerden, Veda edebiyatından esinlenmiş bir dindir. Günümüzde Hindistan, Nepal ve Malezya’da 400 milyondan çok kişi tarafından benimsenen Asya’nın en büyük dini hindu dininin kaynağı olması açısından önemlidir.
• Dinin adı brahma sözcüğünden gelir; başlangıçta, hayvan ya da bitki her gerçeklikte bir kırıntısı bulunan mutlak varlığı belirten bu sözcük, sonradan özel bir tanrıyı belirtmek için kullanılmıştır; günümüzdeyse brahmacılığın rahiplerini belirtmektedir.
• Dinin kutsal kitapları Brahmana, Aranyaka ve Upanişad’ dır. Brahmanizm, «dogmalara bağlı» bir din sayılır. Gerçekten buddhacılığın ve caynacılığın tersine, Vedalar’ın otoritesini kabul eder ve eski Veda geleneğinin bir uzantısını oluşturur.
• Yazarı bilinmeyen Vedalar’ın anlattığına göre, Hindistan’ı istila eden (İ.Ö. 1800-1000) Arilerin dininde kurban büyük önem taşıyordu; yalnızca insanların mutluluğu değil, kurbanın sunulduğu tanrısal güçlerin mutluluğu da ona bağlıydı. Kurban, günümüzün brahmacılığında da önemini korur ve geleneğin bekçisi, dinin uygulayıcısı brahma rahipleri,
adağa ve adak sunulmasıyla ilgili ayin usullerine özel bir önem verirler.
• Bu ayin usulleri, Brahmana’yı oluşturan kutsal metinlerde inceden inceye anlatılmıştır. Rahipler metinleri inceleyerek, evrenin ve içindeki çeşitli güçlerin bütün karmaşıklığını anlar ve yorumlarlar. Brahma rahiplerine göre, ayindeki her davranışın, her kutsal formülün, tanrısal bir güçle ve doğanın gözle görülebilir yönlerinden birinde cisimlenişiyle kesin bir bağı vardır. Brahma rahibi, ayin usulünü inceleyerek evreni gözler; bir ayinin öğelerini birbirine bağlayan bağları çözümlerken, dünya düzeninin derin örgüsünü kavrar. Çünkü, ayin öğeleri ile evreni (ister tanrıların evreni olsun, ister insanların evreni) oluşturan öğeler arasında her zaman ilişkiler vardır. Her brahma rahibi, Eskiçağ Hindistanı’nın hem felsefesini, hem de bilimini kapsayan kutsal metinleri incelerken, bu derin bağları bulmaya çalışır. Bir örnek verelim: «Rüzgar yağmur getirin yağmur sayesinde bitkiler yeşerir ve büyür; inekler
bitkilerle beslenir, yağmur suyunu içer ve sütü bize böyle verirler; demek ki, bize sütü veren Vayu’dur (rüzgar tanrısı) ve ona adak olarak, bu sıvının sunulması gerekir».
• Brahmana’nın özünü oluşturan bu akıl yürütme biçimi, şeylerin benzerliği ilkesine dayanır. Bu ilke, «ilkel» olarak nitelenen düşünce biçimlerinin niteleyicisidir. Söz konusu ilke gereğince, aralarında herhangi bir benzerlik bulunan her şey arasında bir ilişki olması gerekir ve «ortak bir sayı» bulunması bu ilişkiyi daha da pekiştirir.
• Brahmacılığa göre, her varlığın, her nesnenin kendine özgü bir sayısı vardır ve iki ya da daha çok «şeyler» grubunun ortak sayısı, onların yaşam gücünü simgeler. Sözgelimi, beş davar türü vardır: Demek ki, beş sayısı, hayvanların koruyucu tanrısı Pusan’ ın sayısıdır ve beş sayısını taşıyan her şey, Pusan’ın tanrısal doğasına katılır.
• Tanrılara yöneltilen yakarılar, latince şiirler gibi hece vezniyle yazılıdır. Tanrı İndra’ nın gücünü simgeleyen mısralar on bir heceli yazılıyor, tanrıya sunulan adaklar on bir tabak üstünde on bir çeşit yemekten oluşuyordu; brahma rahipleri buna dayanarak, Indra’nın gücünün on bir üyeden oluşan her gruptan yayıldığını açıklarlar.
• Görüldüğü gibi, ayin öğeleri ile dünya olayları arasında sıkı bağlar vardır. Bu bağlar, rahiplerin ayinlerle ilgili eylemlerinin olaylara uyguladığı etkiyi açıklar; çünkü bu eylemler, tanrısal güçlerin doğa üstüne etkisini yeniden üretirler. Sözgelimi, Güneş batarken, ışınlarının sıcaklığını keçi ve ineklerin sütlerine bırakır, ocakları tutuşturur. Sütünü adak olarak sunmak için bir inek sağılıp bu süt adak olarak bir ateş üstünde sunulursa, yaratmış olduğu süt ve ateş Güneş’e geri verilmiş olur. Brahma rahipleri, evren ile öğeleri arasındaki bağların örgüsü üstüne derin düşüncelere dalmakla kalmayıp, bu bağların kökenini de araştırırlar. Brahmana’da dünyanın kökeni yaratılış olayı, «yaratıkların babası» tanrı Pracpati’nin katılmış olduğu ilk adakla bir tutularak açıklanır: «Pracpati adaktır-, adak sunan odur; bütün kutsal formüller odur». Adağın ilkesinde tek, onu oluşturan davranışlarda çok olduğu gibi, Pracpati tek ve çoktur, sınırlı ve sınırsızdır. Başlangıçta «yaratıkların babası» ve tektir; ama çok geçmeden çocuk sahibi olmak, çoğalmak ve yaratmak isteğine kapılır.
• Bazı metinlere göre, yaratma işini Pracpati tek başına tamamlamıştır; başka metinlere göreyse, çeşitli güçlerden, bu arada doğal arkadaşı Vac’ dan yani «söz»den (ayinde davranış, sözden ayrılmaz) yardım istemiştir: «Yeryüzü» dedi ve yeryüzü oldu; «Uzay-> dedi ve uzay oldu; «Gökyüzü» dedi, gökyüzü oldu.
• Başka metinlere göreyse, Pracpati, tapaların gücünden, yani dünyadan el çekip yaşamanın ürettiği iç sıcaklıktan yardım istemiştir. Çilekeşin tapalan serbest bırakırken bütün enerjisini tüketmesi gibi, Pracpati de gücünü, yaratma eylemi sırasında tüketir. «Varlıkların babası», işini tamamladıktan sonra bin parçaya bölünür; böylece başlangıçtaki teklikten, dünyanın görünüşteki çokluğuna geçişi de simgelemiş olur. Ona bütünlüğünü yeniden sağlamak için, tanrılar işe karışmak ve zaman ile ölümü yenecek yeni ayinler gerçekleştirmek zorundadırlar; çünkü zaman ve ölüm, başlangıçtaki tekliğin dağılmasını ve yadsınmasını temsil ederler. Yalnızca ayin usullerini bilen kişi, yeniden
bütünlüğe kavuşup ölümsüzlüğe erişebilir.
• Rahipler adak ve ayin usullerini incelerlerken, aynı kasttan başka kişiler de ormanda derin düşüncelere dalıp bir çilekeş ömrü sürüyorlardı. Bu «orman keşişlerinin düşünceleri Brahmana ile Upanişadlar arasında geçişi sağlayan Aranyaka’nın (ormanların kitapları) özünü oluşturur.
• Aranyaka ve Upanişadlardaki düşünce, Brahmanaîardakilere göre bir evrimi yansıtır. Artık söz konusu olan, ayin usullerini kesinlikle uygulayarak bütünlüğe ve tamlığa. ulaşmak değil, insanı kurtarmaktır. Bunun için insan, gerçek doğasını tanımayı ve evrenin ilkesini anlamayı öğrenmelidir.
• Bu araştırma yeni bir şey değildi; yeni olan, Upanişadlarda Brahman diye adlandırılan evrenin ilkesinin, insanın derin özüyle ya da atmanla bir tutulmasıydı. Çilekeş, kendi içindeki gizemci bir yolculuk sonunda, atmana ve brahmana ulaşır.
• Bu iki değer, tanımları bakımından sözle anlatılamaz olduklarından, atman ve brahmana ulaşan çilekeş, deneyimini başkasına anlatamaz. Usta, yani çilekeş, bu ruhsal eylemi gerçekleştirdikten sonra, çömezlerine ancak yolunu gösterebilir. İlkeyle bir olma, insana kusursuz mutluluk sağlar, onu ölümsüz kılar; bedenin maddi gereksinimlerinin, ahlak yasalarının ve zeka ölçütlerinin üstüne yükselterek, bütün maddi bağlardan kurtarır. Bu mutluluk haline, nirvana denir.
• Brahmacılığın panteonunda belli başlı üçlü, Brahma, Vişnu ve Siva’dır. Bu tanrıların ayrı dinleri, brahmacılığa birbirinden ayrı iki yön vermiştir ; Vişnu dini; Siva dini. Ruhun kurtularak tanrıyla karışması için, brahmanın ö-nünde üç yol vardır: Bedensel – ve ruhsal kendini tutma (yoga bir sevgi dini çerçevesi içinde gizemci hayranlık (bhakti); bilgi (cnana). Hindistan’ın ruhsal yönünü anlamak için, bu geleneği bilmek gerekir.

Yorum yazın