Yüksek Bitkiler Nedir – Yüksek Bitkiler Konu Anlatımı

Yüksek Bitkiler Nedir – Yüksek Bitkiler Konu Anlatımı

Yüksek bitkiler olarak adlandırılan bitkiler spermatofitler ya da tohumlu bitkilerdir. Bunlar günümüzün en büyük, en çeşitli ve ekonomik açıdan en kullanışlı bitki grubunu oluşturmaktadırlar. Genelde tohumlu bitkiler, aşağı bitkilerden daha büyüktürler. Bunlara yüksek bitkiler denmesinin nedeni, sadece yüksek olmalarından değil, bu bitkilerin kara ve diğer çevrelerdeki yaşama daha kolay uyum sağlayacak üreme sistemleri ve yapılar geliştirerek, aşağı bitkilerden daha ileri bir düzeye ulaşmalarından kaynaklanmaktadır. Tohumlu bitkiler üç ana bölümden oluşurlar: gerçek kökler, gövde ve yapraklar. Birçok yüksek bitki, belirli hücreler tarafından salgılanan lignin adlı maddeyle selülozun bileşiminden oluşan odunsu gövdelere sahiptir. Odunsuz bitkiler, gelişimlerini yıllarca sürdüren çok yıllık bitkilerdir. Buna karşılık yalnızca bir ya da iki yıl yaşayan yıllık ve iki yıllık bitkiler ise, genellikle otsu olan ya da odunsu olmayan bitkilerdir. Spermatofitler iki alt guruptan oluşurlar: açıktohumlular (gimnosperm) ve kapalıtohumlular (angiosperm). Açıktohumlular, çam, ladin, sedir gibi kozalak veren ağaçlardır. Kapalıtohumlular ise, ot ve çalı gibi çiçek ve meyve veren ağaçlardır.

Gövde, herhangi bir bitkinin dallarını, yapraklarını, çiçek ve meyvelerini taşıyan ve bunlarla kökler arasındaki iletimi sağlayan en gelişmiş bölümüdür. Yeni biçilmiş kesitinin içi incelendiğinde, dıştan merkeze doğru, ilk olarak ağacın yaşı ve cinsine göre oldukça pürüzlü ya da tamamen düz olabilen kabuğun yeraldığı görülür. Daha sonra ince bir floem örtüsü ve bunun içinde de daha parlak renkli olan ksilem ya da odun bulunmaktadır. Merkez parlak bir renkteyse, öz’dür; karanlık olduğunda öz, odunkalbine dönüşür. En önemli tabaka olan kambiyum, ksilem ile floem arasında yer alır. Çıplak gözle görülemeyen kambiyum, canlı hücrelerden oluşan ince bir tabakadır. Bu tabaka her gelişme mevsiminde büyük çapta ksilemden oluşan yeni hücreler meydana getirir. İlkbaharda oluşturulan yeni ksilem hücreleri, yazın oluşanlardan daha büyüktür. Böylece biri açık, diğeri de koyu renkte olmak üzere her yıl bir çift halka oluşur. Oluşan bu halkalar yalnızca ağacın yaşını göstermekle kalmaz, bunların genişlikleri, halkanın oluştuğu yıla ait yağış ve diğer iklim koşullarının gelişmeye elverişli olup olmadığını da belirtir. Kabuğun dış bölümünde mantar kambiyumu adı verilen bir doku gelişir. Bu doku ksilem ve floem gibi hızla yayılamaz. Kalın kabuğun çoğunlukla çatlak ve kırışıklıklarla dolu bir yapıda olmasının nedeni de budur. Ksilem ve floemde, hücrelerden oluşan ağ şebekesi bulunur. Bunların bazıları gövdede olup, altlarında ve üstlerinde bulunan benzer hücrelere bağlanan uzun, dar ve dikey hücrelerdir. Yatay olarak bağlanan diğer hücreler, gövdenin merkezinden kabuğun dışına doğru yayılırlar, Ksilem ile floem boyunca, yatay olarak sıvı iletimini sağlayan bu borulara vasküler ışınlar denir. Ksilemde bulunan dikey hücreler ise, erimiş tuz içeren suyun köklerden yapraklara kadar iletilmesini sağlarlar. Kapalıtohumluların kanal hücrelerini birleştiren lifler, gövdefıin mekanik dayanıklılığıyla birlikte esnekliğini oluştururlar. Açıktohumlu ağaçlar bu liflerden yoksun olmaları nedeniyle, yumuşak odunlu ağaçlar olarak adlandırılırlar.

Aşağı bitkilerin çoğu sulu ya da çok nemli ortamlara gereksinme duyarlar. Ancak yüksek bitkilerin büyük bir bölümü de çok su alıp verirler. Bu bitkiler köklerinden aldıkları suyun yalnızca % 10’unu gelişimleri için kullanırlar,geri kalan büyük bölümünü ise buharlaşma sonucunda, yapraklarından kaybederler. Terleme adı verilen bu buharlaşma olayı, sürekli bir işlemdir,

Terleme, bitkinin gövde ve yapraklarında bulunan gözenekler (stomazj yoluyla oluşur. Bitki, bu gözenekler yoluyla atmosferden karbondioksit ve oksijen alıp, fotosentezle oluşan oksijeni dışarı vererek solunumunu gerçekleştirir. Tek bir mısır bitkisinin 100 günlük yaşamı süresince, terleme yoluyla 220 litreden fazla su kaybetmesi, bu olaya iyi bir örnek oluşturur. Terlemenin serin ve nemli atmosfer nedeniyle yavaşladığı zamanlar (örneğin geceleri) bazı bitkiler, yapraklarının kenarlarındaki özel gözenekler yoluyla su açığa çıkarırlar (buhar değil, sıvı). Bu olaya damlama adı verilir.

Yüksek bitkilerde besinlerin alınması, iletilmesi ve artıkların atılması için karmaşık bir sistem gelişmiştir. Aşağı bitkiler arasında yalnızca bazı algler ve pteridofıtler böyle bir sisteme sahiptir. Eşeyli üremenin yüksek bitkiler arasındaki yaygınlığı, bu bitkilere daha çok eşeysiz olarak üreyen aşağı bitkiler karşısında evrimsel bir üstünlük kazandırmıştır. Eşeyli üreme iki ayrı bitkinin kalıtsal özelliklerini karıştırarak, karakterlerde evrimsel değişme işlemini kolaylaştıran ve hızlandıran değişimlere neden olmaktadır. Yüksek bitkilerdeki tohumlama ve tohum dağıtımının geniş çeşitliliği, bunun bir sonucudur. Bu bitkinin tohumları, filizlenmenin en elverişsiz koşullarda bile çok yavaş ilerlemesine yetecek çoklukta besin depoları taşırlar. Bu tohumların soğuk ve kuruluğa karşı koruyucuları bulunmaktadır. Bu korunma, tohumların olağan dışı koşullarda bile yaşamlarını sürdürmelerini sağlamaktadır. Öyle ki, binlerce yıl önceye dayanan mezarlarda bulunan tahıl tohumlarının, filizlenme yeteneklerini korudukları belirlenmiştir. Aşağı bitkiler, yüksek bitkilerin geliştiği toprağın verimliliğinin sağlanması ve korunmasında büyük rol oynarlar. Yüksek bitkiler bir yandan toprakları için aşağı bitkilere gereksinme duyarken, bir yandan da küçük bitkilerce kullanılan alan, su, ışık ve besinleri sınırlama eğilimi gösterirler. Bununla birlikte yüksek bir bitki öldüğünde, küçük bitki organizmaları için eşsiz bir yetişme yeri oluşturmaktadır.

Tropik bölgelerdeki eğreltiotu ağaçlarının-dışında, tüm ağaçlar açık tohumlu ya da kapalı tohumlu ağaçlardır ve bunun sonucu olarak bunların tümü yüksek bitkilerin kapsamına girmektedirler. Bir ağaç, kalın yaprak kümelerinin oluşturduğu bir tepe ile dallanma ya da dalların düzenlemesini taşıyan odunsu bir gövdeye sahipse, çok yıllık bitki olarak tanımlanabilir. Yaprakları dökülüp her yıl yeniden oluşan ağaçlar geçici, yapraklarını yıllarca koruyan ağaçlar da yaprak dökmeyen ağaçlar olarak adlandırılırlar. Yaprak dökmeyen ağaçlar, gerçekte sürekli olarak yapraklarını döküp yeniden oluştururlar, ancak bu olay insanların algılayamayacağı kadar kısa bir zamanda gerçekleşir. Bazı ağaçlar yalnızca birkaç yıl, bazıları ise binlerce yıl yaşarlar. Bahçelerde yetiştirilen küçük gül ağaçlarından, 90 metreye kadar yükselen büyük sekoyalara ya da yaklaşık 30 metrelik bir çevreye sahip baobab ağaçlarına kadar değişen boyutlarda ağaçlar bulunmaktadır. Ağaç gövdeleri az çok silindirik ve düz olma eğilimindedir; bununla beraber prizmatik, düzleşmiş, şişmiş, tırmanan ve sürünen gövdeler gibi birçok gövde türü bulunmaktadır.

Amerika’ya özgü yaklaşık 300 kaktüs türü, yuvarlak sap ve gövdeden oluşan büyük bir çeşitliliktedir. Gövdeleri toprağın üzerine yatay olarak uzanan bitkiler (menekşe ve çilek gibi) sürünücüler adını alır. Tırmanıcı gövdelerin de birçok çeşitleri bulunmaktadır. Gündüzsefası ve tatlı patateste olduğu gibi sancıların gövdeleri, destekleri çevresinde dönerek bir sarmal oluşturma yeteneğine sahiptirler. Boston sarmaşığı ve üzüm bitkilerinde ise, asma denilen bağlantı organları vardır. Bu bitkilerden bazıları küçük çengelleri andıran ve aşağıya uzanan dallarıyla desteklerine tutunarak yükselirken, diğerleri gövdedeki saç benzeri gelişimlere ya da dış köklere tutunurlar. Oldukça güçlü tırmanıcılar olan liyanlar tropikal iklimlerdeki ağaç altı çalılarına tipik bir örnek oluştururlar.

Bazı bitkiler besin depolama ve üreme için özelleşmiş biçimlere sahip gövdeler geliştirmişlerdir.

Bu tür uyuma sahip gövdelerden biri soğanûıv (zambak, nergis ya da sümbül gibi bitkilerin toprakaltı gövdesini oluşturur). Altında kökleri ve gövdesinin tepesinde gelişen birçok etli yaprakları olan Soğan, küçük gövdeli ve büyük küresel bir tomurcuktur. Yapraklar, besin deçolarlar ve yeni bitkiler yetiştirmek için kullanılabilen yeni tomurcuklar verirler. Rizom (toprakaltı gövdesi), yatay olarak yeni bitkiler geliştirilen bir gövde türüdür. Rizomlu bitkilerin çoğu her yıl yeni bitkiler yetiştiren çok yıllık bitkilerdir. İris gibi bazıları, besin depolarıyla genişlemiştir. En iyi örneğini patatesin oluşturduğu yumru gövde, toprakaltı bir gövdenin şişmiş besin yüklü bir uzantısıdır. Kış boyunca toprakta kalan bu tür rizomlar canlılıklarını yitirirken, bunların yumruları baharda tomurcuklarından yeni sürgünler verir.

Bir tohum su alıp çimlenmeye ya da filizlenmeye başladığında, tohumdan çıkan ilk oluşum yerçekimine karşılık olarak aşağıya doğru gelişen kökçük olmaktadır. Kökçük, yan köklere ayrılan ana kökü oluşturur. Yan kökler ise daha sonra sırayla birçok dallara ayrılırlar. Kökün 4 işlevi vardır: bitkiyi tutmak, topraktan erimiş besinli mineraller içeren suyu emmek, bu suyu gövdeye iletmek ve bazı durumlarda da besin depolamak. Yaygın kök sistemleri, başlıca birimleri aynı boyutta olan birçok ince kökten oluşur; ana-kök sistemlerinde birincil kök, en hızlı gelişen köktür ve en büyük kök olarak kalır. Kökün ucunda, kök-başlığı (kapsül) bulunur. Kapsül üstündeki bölünen hücreler, ksilem hücreleri boyunca, kapsülü ittikçe bunlara koruyucu işlevini gördürür. Bu bölgedeki dış ya da epidermal hücrelerin çoğu, yatay olarak uzanarak kök tüylerini oluştururlar. Emme işleminin büyük bir bölümü, toprak parçacıkları arasında ilerleyen bu kök tüyleri tarafından gerçekleşti-rilmektedir.

Yüksek bir bitkide bulunan üçüncü temel öğe, çoğunlukla bitkiye çekici bir örtü oluşturan yapraklardır. Her yaprak bir yaprak tomurcuğu’ ndan çıkar. Bu tomurcuk açtıkça, yaprak belli bir oranda bükük, nemli ve açık yeşil bir renkte olur. Birkaç gün içinde açılan yaprak, son görünümünü alır. Yaprak ayası, gövdeye ya da dala bir petiyol (yaprak sapı) ile bağlanır. Petiyol, yaprak ayasını tutar ve yaprak ayasının üst yüzünü ışığa yöneltebilmesini sağlar. Gövdeye dolaysız olarak, yani petiyol olmadan bağlanan yaprak ayalarına sesil (sapsız) adı verilir. Değişik bitkilerin yaprakları çok farklı biçimlere

sahiptir (bkz. s. 92). Bunların ortak özelliği, klorofilin neden olduğu yeşil renktir. Yaprak ayasının üst yüzeyi, kalın dış duvarları olan epidermis hücreleriyle ve yapışkan bir kutin (yaprağın üst yüzüne su geçirmez özellik kazandırır) tabakasıyla örtülmüştür. Yaprak ayasının ince üst derisinin altındaki bölge, yaprağın terlemesini ve solunumunu gerçekleştirdiği stomalar’la kaplanmıştır. Yaprak ayasının içinde birçok kollara ayrılan damarlar’dan ya da vasküler demetlerden oluşan ağ, suyun ve minerallerin gövdeden, yaprağın tüm bölümlerine dağıtılmasını ve yaprakta oluşturulan besinin gövdeye iletilmesini gerçekleştirmektedir. Basit bir yaprak tek bir yaprak ayasından, bileşik bir yaprak ise birçok yaprakçıktan oluşmaktadır. Yapraklar, besin depolama, üreme (çanak yaprağı, taç yaprağı, meyve yaprağı), korunma (kaktüsteki dikenler) ve besin toplama (böcek kapanları) gibi özelleşmiş işlevler için kullanılan değişik renk ve yapılardaki organlar olarak gelişmişlerdir.

Bir yaprağın petiyoluyla bitki sapı ya da dal arasındaki üst açıya koltuk, burada gelişen tomurcuğa da koltuk – altı tomurcuğu adı verilir. Koltuk – altı tomurcukları, sapın ya da dalın ucunda gelişen tepe tomurcuğu gibi, yeni gelişim oluşturma yeteneğine sahiptirler. Bazı bitkilerde yapraklı dalların oluşumunu sağlayan gövde ya da dal tomurcukları ve yalnızca çiçekleri oluşturan çiçek tomurcukları, bazılarında ise hem yaprak hem de çiçeklerin olduğu dalları oluşturan karışık tomurcuklar bulunmaktadır. Koltuk – altı tomurcukları çoğunlukla hareketsiz kalirlar ve yalnızca dallarındaki yaprak ya da tepe tomurcuğu alındığında sürgün verirler. Ilıman bölgelerde, odunsu gövdelerin üstündeki tomurcuklar üstüste gelen ve bu tomurcukları kuruluk, soğuk ve zedelenmeye karşı koruyan tomurcuk pulları ile kaplanmıştır. Çiçekler, doğadaki en güzel varlıklar arasında yer alırlar. Çiçeklerin hayranlık uyandıran renkleri ve kokuları, bunların başta böcekler olmak üzere hayvanları çekip, onları tozlaşma aracı olarak kullanmaları ve böylece döllenmeyi ilerleterek üremeyi kolaylaştırmaları sonucunda gelişmiştir. Çiçek, gövdenin ya da sapın, spor taşıma yeteneğine sahip oldukça değişime uğramış yapraklarının uzantısıdır. Bazı bitkilerde bu özelleşmiş yapraklar, görünürü olarak angiospermlerde ya da çiçekli bitkilerdeki kadar çekici değildir. Örneğin gimnospermlerde, tohum taslakları (ovulum) bir pul üzerinde ve açıkta bulunurlar. Çoğunlukla bu pullar birleşerek bildiğimiz kozalağı oluştururlar. Küçük olan erkek kozalak, çiçektozları (polen) biçimindeki erkek gametofitlere dönüşen sporları oluşturur. Çiçektozları, rüzgar yardımıyla daha büyük olan dişi kozalağa ulaşırlar. Böyle bir sistemde döllenmeyi sağlamak için hayvanlara gerek yoktur.

Çiçekler, çiçek tablası’ndan ya da çiçek taşıyan bir dalın ucundan, yani çiçek sapından gelişirler. Birçok angiosperm tam çiçeklere sahiptir. Tam bir çiçekte şu dört organ bulunur: sepal (çanak yaprağı), petal (taç yaprağı), stamen (erkek organ) ve karpel (meyve yaprağı). Bu dört organdan herhangi birinin yokluğunda çiçek, eksik olarak tanımlanır. Çoğunlukla yeşil renkte ve küçük olan sepaller yapı bakımından yapraklara benzerler .Çiçekteki diğer organları, gelişimleri süresince örtüp koruyan bu sepaller, birleşerek kaliks’i (çanak) oluştururlar. Kaliksin içinden çıkan petaller birleşerek, parlak renkte ve çoğunlukla güzel bir kokuya sahip olan korolla’yı (taç) oluştururlar. Her stamen ya da erkek üreme organı, üstünde bir başçık (anter) bulunan ince bir sapçıktan oluşmaktadır. Mikrosporların gametofit olarak gelişmesi ve gametofıtlerin kümeleşerek çiçek tozlarını (polen) oluşturması başçıkta gerçekleşir. Karpeller, tohum içeren organlardır. Bunlardan biri ya da birkaçı pistir i oluşturur. Bir bitkinin bir ya da daha fazla pistili olabilir. Her bir pistilin içinde, övül bulunan şişkin, küresel tohum taslaklar’ı vardır (burada yumurta hücreleri oluşur). Uzun ve ince olan boyuncuk (stilus), yumurtalıktan dişi organın ucundaki tepeciğe (stigma) doğru ilerler. Çiçektozu taneciklerinin yumurta hücresini döllemek için çimlendikleri yere tepecik denir.

Gül, lale, ıtırşahi ve orkide gibi erdişi çiçekler, aynı çiçek üzerinde hem dişi hem de erkek üreme organlarına sahiptirler. Bir eşeyli çiçekler, ya stamenli ya da pistilli olurlar. Söğüt, kavak ve toz ağacı gibi bitkiler ya stamenli ya da pistilli çiçeklere sahiptirler. Bunlar gibi, aynı bitki üzerinde iki cinsi birden bulundurmayan bitkilere, dioik (iki-evcikli) bitkiler denir. Meşe, ceviz, mısır gibi monoik (tek evrikli) türlerde, aynı bitki üzerinde hem pistilli, hem de stamenli çiçekler vardır. Çiçekli bitkiler, çoğunlukla bir bitkideki çiçeğin başçığında bulunan polenin, bir başka bitkideki çiçeğin tepeciğine rüzgar, bir böcek bazen de suyla taşınmasıyla çapraz tozlaşma olur. Bununla birlikte, çift cinsiyetli olan erdişi bitkiler, taç açılıp, tepeciğini çapraz tozlaşma öğesinin etkisine bırakmadan önce, kendi kendilerini tozlama eğilimini gösterirler. Bu olaya bezelye, tütün, buğday, arpa, yulaf gibi türlerde çok rastlanmaktadır. Kendi kendine tozlaşmadan sonra büyük miktarlarda tohum üretebilen çiçeklere kendine doğurgan; orkideler gibi yalnızca çapraz tozlaşmadan sonra tohum üreten çiçeklere de kendine kısır çiçekler denmektedir.

Çiçekler, çiçek sapı üzerinde yalnız olarak değil, çoğu zaman infloresanslar (çiçek durumu) yani çiçek kümeleri biçiminde bulunurlar. Her türün kendine özgü bir çiçek durumu vardır. Belirsiz çiçek durumunda, esas gövdenin ucu, gelişmesini sürdürür vé gövdeden sürekli olarak yeni çiçekler gelişir. Basit belirsiz çiçek durumunda, tek bir bitki sapı şu yapılardan birindeki çiçeklerden oluşmaktadır: salkım – çiçekler, bitki sapı üzerinde eşit olarak dağılmış ve eşit uzunluklardaki pediçeller (çiçek sapı) ya da tek tek gövdeler üzerinde yer alırlar (aslanağzı, sümbül); başak çiçekler, salkımda olduğu gibi, ancak sesilya da dolaysız olarak esas sapın üzerindedir (büyük sukamışı, Musa paradisiaca “bir çeşit muz”); basit şemsiye – çiçekler küresel ya da yarı küresel infloresansın tepesinden gelişen eşit boylardaki pediçeller üzerinde yer alırlar (sinseng, sarmaşık); korimb – salkıma benzer, ancak bu durumda alttaki çiçeklerin sapları, kümenin üstünü düz ya da tümsekli yapacak biçimde uzamıştır (kiraz, vahşi ortanca); tepe sapsız küçük çiçekler, disk biçimindeki infloresansın yüzeyinde toplanır (papatya, kasımpatı). Bileşik belirsiz çiçek durumlarında ise, her biri çiçeklerle dolu birçok esas dal bulunmaktadır (havuç ve yabani havuç bitkileri, bileşik şemsiye durumlarına sahiptir). Belirli ya da kimoz çiçek durumları daha az yaygındır. Böyle bir çiçek düzenine sahip

bitkilerde, esas sapın ucunda ilk çiçek ve daha aşağı düzeylerde ardarda gelişen diğer çiçekler bulunmaktadır (unutmabeni, floks).

Tozlanma ve döllenmeden sonra yumurta hücreleri, embriyon bitkilerine dönüşürler. Tohum taslağı dokusundan oluşmuş her bir yumurta hücresi, besin yüklüdür. Böylece her embriyon bitkisi kalın bir tohum örtüsüyle kaplanmış ‘olur. Birçok bitkide daha sonra karpogenez (karpo, meyve demektir) denilen bir işlemle, tohumların çevresinde bir meyve oluşur. Meyve, perikarp (meyve çeperi) olarak bilinen yumurtalık duvarından gelişmektedir. Meyve çeperi (perikarp) kalınlaşarak, 3 farklı doku tabakasına dönüşebilmektedir. Bunlar; eksokarp (dış tabaka), mezokarp (orta tabaka) ve endokarp (iç tabaka)’dır. Bu tabakalar türlere göre farklı olarak gelişirler.

Yorum yazın