Ormanların Korunmasında Çevre Bilinci

Ormanların Korunmasında Çevre Bilinci

Ekoloji, günümüzde en önemli uzmanlık alanlarından biri haline gelmiştir. Bu bilim dalı canlılarla, canlıların içinde yaşadıkları çevre arasındaki ilişkileri inceler.
Orman beş kesitte ele alınır. Her kesit değişik bitki ve hayvan türlerini barındırır. Alt kesit orman tabanıdır. Burada dal, yaprak, çiçek yaprağı
ve hayvan artıklarından oluşan bir tabaka bulunur. Bu tabakayı topraktaki mantarlar, solucanlar, karıncalar ve bakteriler humusa (hayvan ve bitki artıklarının çürümesiyle oluşan toprak türü) dönüştürürler.
İkinci kesit yeşillik (ot) tabakasıdır. Burası yılanların, karakurbağaların, fare ve böceklerin barınağıdır. Bu hayvanlar yumuşak dallı yeşil bitkilerin ve bodur yabani çiçeklerin ve yosunların arasında yaşarlar.
Yeşillik kesitinden sonra çalı (funda) kesiti yer alır. Burada bulunan odunsu bitkiler, çalılardaki böğürtlenleri ve tohumları yiyen pek çok kuş ve küçük hayvanın sığınağıdır.
Dördüncü kesite yedek ağaç kesiti denir. Kısa ağaçlardan oluşur, bu ağaçlarda yuva yapmış çeşitli hayvanlar ve kuşlar vardır.
Ormandaki beşinci kesit, en uzun ağaçların tepelerinin oluşturduğu örtüdür. Ağaçların çok sık olduğu yerlerde güneş ışını ormanın alt kesitlerine ulaşamaz. Güneş ışını bir ormana ne denli çok girerse, o zamanda o denli çok sayıda bitki ve hayvan bulunur. En üst kesitte kartallar, diğer kesitte kuşlar, sincaplar, örümcekler ve ağaç yapraklarıyla beslenen binlerce tür böcek bulunabilir.
Sağlıklı bir ormanda bu kesitlerin tümü bir arada bulunur; gelişir, çoğalır, ölür ve yenilenirler. Bu karmaşık varlık bileşiminin bir kesiti değişikliğe uğradığında, tüm orman ciddi bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.
Buna en güzel örnek, ABD’de Kuzey Arizona’da bulunan Kaibab Ormanı’nın öyküsüdür. 1907 yılından önce Kaibab Ormanı görenlerin
“büyüleyici bir bölge” olarak tanımladıkları bir yerdi. Douglas köknarı, Ponderosa çamı ve Engelmann ladini bu büyüleyici ormanın başlıca ağaçlarıydı. Bu bölgede yerliler yüzyıllardan beri katır geyiği avlamaktaydılar. Bölgenin öteki hayvanları kurtlar, dağ aslanları ve Amerikan çakallarıydı.
1906 yılında Kaibab Ormanı’nda 4000 kadar geyiğin yaşadığı sanılmaktadır. Amerikan hükümeti o yıl geyik sayısını artırmak için bu ormanda 25 yıl geyik avını yasakladı. Ancak geyiklerin baş düşmanları olan aslan, çakal ve kurtlara avlanmak yasak edilemediğinden, bunların toplam 6000 kadarı öldürüldü.
Ama tasarı son derece başarılı sonuç vermişti. 1925 yılına gelindiğinde ulu çam ve ladinlerin altında yaklaşık 100.000 geyik dolaşıyordu.
Ne var ki, tasarı gereğinden çok başarılı olmuştu! Kaibab Ormanı’nın 100.000 geyiğini beslemenin olanaksız olduğu yetkililerce anlaşıldığında iş işten geçmişti. Ulaşabildikleri her bitkiyi ve çalıyı yemelerine rağmen, geyikler yine de aç kalıyorlardı. 1926 yılında yarısından çoğu açlıktan ölmüştü.
Ancak yazgısı kötü olan yalnızca geyikler değildi. Geyikler ormandaki her şeyi yemiş, ormanı iyice kısırlaştırmışlardı.
Avlanma yasağı kaldırılınca, 1942 yılında geyik sayısı 8.000’e kadar indi. Ancak geyiklerin yedikleri bitkiler artık ormanda yetişmediğinden, beslenmeleri gene yetersizdi. Pek çok ağaç yok olmuş, yerlerine başka otlar yetişmişti. Kaibab Ormanı’nın ekolojik yapısı bir kez değişmişti ve bundan böyle hiç bir zaman eskisi gibi olamayacaktı.
Kaibab Ormanı’nın acıklı öyküsü, insanların doğa yasalarına aykırı davranışlarda bulunmalarının nelere yol açabileceğini bir kez daha göstermiştir.
Doğanın yaşam dengesini yalnızca insanlar bozmaz. Örneğin, yirmi yıl önce ABD’de Kolo- rado’daki Engelmann ladin ormanın bir özelliğini de, yaşlı ladin ağaçlarıyla beslenen kınkanatlılar oluşturmaktaydı. Ağaçkakanlar ve böcekler bu kınkanatlıları yiyip, böylece çoğalmalarını önlü- yorlardı. Sayıları da genç ağaçlara zarar verecek kadar çok değildi. Yaşlı ağaçlara üşüşerek ölmelerine neden olurken, bir yandan da yeni yetişen ağaçlara yer açıyorlar ve böylece ormanın gençleşmesine yardımcı oluyorlardı.
Derken orman büyük bir fırtına yaşadı. Ladin ağaçlarının kökleri toprağın çok derinliklerine kadar inmediğinden, pek çok ağaç kökünden çıkarak yerlere devrildi. Düşen yaprakların ve dalların altına giren ve böylece ağaçkakanlardan saklanmayı başaran kınkanatlılar için bu bir şölendi. Sonuç olarak, kınkanatlılar çoğaldıkça çoğaldılar. Sayıları öylesine arttı ki, genç ağaçlara da dadanmaya ve onları kurutmaya başladılar. Bunu izleyen altı yıl içinde Engelmann ladinlerinin büyük bir bölümü yok olmuştu bile. Çünkü ormanın ekolojik dengesi bozulmuştu.
Kuşkusuz insanlar, bir ormanın doğal varlığına zarar getirmeden, gelişmesine katkıda bulunabilirler. Bunun için önce ormanın ekolojik yapısını öğrenmeli ve ondan sonra bu yapı ile bağdaşan çalışmalarda bulunmalıdırlar.
Türkiye’de de ormanların korunmasını sağlamak amacıyla bir takım düzenlemeler yapılmış, insanlara orman sevgisinin aşılanmasına çalışılmış ve orman yasaları konulmuştur.
Ne yazık ki, Türkiye’de orman suçları çok sık yinelenmektedir. Bu gerçeği görerek, orman suçlarını doğuran nedenlere eğilmek ve onları kökünden çözümlemek daha yerinde bir yaklaşım olur.
Orman içinde ya da kıyısında yaşayan köylüler, ağaçları bilinçsizce kesmekte ve çok kolay alıcı bulan yakacak odun, kereste, çıra gibi orman ürünlerini kaçak yoldan satarak geçimlerini sağlamaktadırlar. İnsanları bu suça iten nedenlerin başında, nüfusun iş alanlarına oranla hızla artması; odun, kömür ve kereste fiyatlarının yüksek olması gelir. Kolay ve fazla kazanç elde etme hırsı da kaçakçılığın bir başka nedenidir. Ormanların denetlenemeyecek kadar büyük oluşu, ormanda kuru ağaç, rüzgâr devriği ve düzensizliğin varlığı, orman cezalarının yetersiz kalışı, köylülere orman ürünlerinden yararlanma hakkının verilmiş olması gibi zincirleme nedenler de kaçakçılığın artmasında büyük rol oynarlar.

Yorum yazın