Kalite Nedir – Kalitenin Tanımı

Kalite Kavramının Tanımı
Kalite sözcüğü kullanım amacına göre değişik anlamlar ifade edebilir. Bir¬çok kişiye göre kalite “pahalı”, “lüks”, “az bulunur”, “üstün nitelikte” ve benzeri kavramlarla eş anlamlıdır. Teknik formasyondaki kişilere göre ise kalite “standartlara uygunluk” ile öz-deştir. Tek bir cümle ile açıklamak gerekirse,
Kalite, istenen özelliklere uygunluktur.
Dikkat edilecek olursa, bu ifade iki öğeden oluşuyor;
1. İstenen özellikler
2. Bu özelliklere uygunluk
Bir ürün veya hizmetin istenen özelliklere sahip olması “tasarım kalitesi” ile ilgilidir. Örneğin, bir otonun otomatik ya da düz vitesli olması bir “tasarım” meselesidir. Aynı otonun döşemesinin deri ya da plastik olması da yine bir tasarım konusudur. Benzer şekilde, bir kol saatinin kayışı plastik, deri, çelik ya da altın olabilir.
“Uygunluk kalitesi” ise, müşteriye sunulan ürünün belirlenmiş olan tasarıma ne kadar uyduğu ile ilgilidir. Yukarıda sözü edilen otomatik vitesli otonun diyelim ki 30, 60,90 ve 120 km/saat düzeyindeki hızlarda kendiliğinden vites değiştirmesi tasarlanmış olsun. Eğer üretilen tüm otolar gerçekten bu hızlarda vites değiştiriyor¬sa, uygunluk kalitesi “mükemmel”dir Değilse (uygunluk) kalitesi düşük demektir. Diğer örnekler için de performans kriterlerine uygunluk ölçütleri söz konusudur. Kısaca özetlemek gerekirse, kalite:
1. Tasarım Kalitesi 2. Uygunluk Kalitesi
olarak iki bileşenden oluşur. Ancak burada bir özelliğe dikkat edilmesi gerekir. Her ne kadar uygunluk kalitesi sayısal olarak ifade edilebilirse de – örneğin tasarıma hangi oranda uyulduğu ya da üretilen ürünlerin % kaçının belirlenen normlar içinde kaldığı gibi – tasarım kalitesi için sayısal bir ifade kullanmak aynı derecede kolay de¬ğildir.
Mal ve hizmet üreten kuruluş açısından iki farklı durum söz konusu olabilir. Bunlardan biri, tasarım özelliklerinin üretici kurulusun inisiyatifi dışında oluştuğu durumdur. Mesela ürün özellikleri müşteri tarafından belirlenebilir, ya da sanayi sektöründe geçerli olan normlara (Standartlara) uygunluk gerekebilir (Özellikle, “ara malı” niteliğindeki ürünlerde belli standartların geçerli olması çok yaygındır). Kimi ürünlerde ise tasarımın özelliklerini kuruluş belirler. Nihai tüketime dö¬nük üretim yapan tekstil, elektronik, dayanıklı tüketim mallan vb. gibi ürünlerde tasarım büyük önem taşır. Bu gibi durumlarda kalitenin her iki bileşeni birleşip, müşteri açısından algılanan tek bir Kalite boyutuna dönüşür. Nitekim ünlü kalite üstadı Dr. Juran kaliteyi “kullanıma uygunluk” (Fitness for use) olarak tarif etmektedir Yani hem tasarım müşterinin ihtiyacını karşılayacak özellikte olmalı, hem de ürün tasarıma uygun şekilde üretilip müşteriye teslim edilmelidir (Kavrakoğlu, 1993).
Tercih edilen özelliklerin
ürün tasarımında yer alması

Tasarım Kalitesi
Kalite

Uygunluk Kalitesi

Gerçekleşen üretimin tasarımda
belirtilen özelliklere uyması

Kalite Anlayışının Tarihsel Gelişimi
Kalite düşüncesinin gelişmesi incelendiğinde başlıca iki dönüm noktası göze çarpmaktadır.
İki, günümüz boyutlarında olmasa da büyük miktarlarda üretime imkan sağ¬layan Endüstri Devrimi, ikincisi ise kalite ve üretkenliğe yeni bakış açılan getiren ikinci Dünya Sâvaşı’dır. Bu iki olay bir önceki dönemin anlayışını değiştirecek ya¬pısal gelişmelere neden olmuştur.
Çağdaş anlamdaki sanayinin oluşmasından önce üretim, ustaların ellerinde, küçük atölyelerde ve el becerisinin izin verdiği hızda idi. Çıraklar bütün bilgileri us¬talarından öğrenirler, onların bilgisi dahilinde hareket ederlerdi. Kısaca ustalar hem eğitmen, hem de kontrolü yapan durumundaydılar. Zaten yöresel yapılan ticarette ürün kalitesi ustaların güvencesi altındaydı.
Üretim bu hızda ilerlerken, endüstri devrimi gerçekleşti. Bu tarihten İkinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemde kalite, değişik yaklaşımların etkisi altında kaldı.
Önceleri makinaların çalışmasında ustalardan yararlanıldı. Onlar artık fabri¬kanın “ustabaşı”larıydı. Ustabaşılar üretimden sorumlu olurken, yavaş yavaş mua¬yene (kalite kontrol) bölümleri de oluşmaya başladı. Bu bölümler direkt olarak üre¬tim sorumlularına bağlanmışlardı.
19. yüzyılın sonlarına doğru, belki de üretimde Amerika’yı dünya lideri
durumuna getiren bir sistem geliştirildi. Taylor sistemi. Sistemin özünde, planlama
ve yürütmenin birbirinden yarılması yatmaktaydı. Taylor, Adam Smith’in 1776’da
yayınladığı “Wealth of Nations” yapıtında açıkladığı yöntemi geliştiriyor ve işlet¬
melere uyguluyordu. Bu yöntem, işlerin temel parçalara bölünerek basitleştirilmesi
ve kişilerin uzmanlaşmasına dayanıyordu. Bu üretimde bir patlamaya sebep
olurken, kalitenin gelişmesine aynı ölçüde yardımcı olamadı.
Üretkenlikle birlikte kaliteyi de arzulayan şirketler çözümü bağımsız muayene bölümleri oluşturmakta bulmuşlardı. Hedef yine aynıydı; Kalitesiz ürü¬nün tüketiciye ulaşmasını engellemek, düşük kalitenin sebeplerim araştırmak yerine, bedeli ne olursa olsun üretim hattının sonuyla fabrika çıkışı arasındaki alanda kalitesiz ürünü tespit edip, ayırmak yeğlenmişti.
20. yüzyılın başlarındaki teknolojiyi geliştirme çabalan dahi kalitenin geliştirilmesine yeterli katkıda bulunamamıştı. Bu dönemde yöneticiler teknolojiye yatı¬rımı, erişilmesi daha pahalı gibi gözüken kaliteye tercih etmişler ve giderek kalite
yönetiminden uzaklaşmışlardı.
İstatistiksel Proses Kontrol’ün (IPK) kalite kontrol kavramına etkisi de hemen bu yuların ardından oluşmuştur. 1920lerin ortasında küçük bir grubun çalış¬malarıyla başlatılan İPK daha ziyade 2. Dünya Savaşı yıllarında ilgi görmüştür.
Bu dönemde üretim daha çek savaş malzemelerine kaydırılmıştır. Bu malze¬melerin çoğu zaman karmaşık ve hassas yapıda olması kalite ihtiyacını da berabe¬rinde getirmiştir.
Ayrıca kalifiye işgücünün savaş nedeniyle dağılması, yerine gelen çok daha az verimli üretimin bir şekilde desteklenmesi gereğini doğurmuştur. Özel¬likle o günlere kadar tecrübeye dayanan kalite kontrol konusunda belirli standartla¬rın oluşturulması zorunluluğu önem kazanmıştır.
İlk çözüm üretilen her malın kontrolü yönünden olmuşsa da olasılık kuralları¬na dayanan ve giderek kendim ispatlayan bir metotla kontrol daha ön plana çıkmış¬tır. Bu da ikinci bir İPK akımını doğurmuştur.
Devlet desteğinde gerçekleşen İPK çalışmaları, ortaya yeni bir mühendislik dalı da çıkarmıştır. Kalite Kontrol Mühendisliği. Hatta daha da ileri gidilerek, şirket organizasyonu içinde bağımsız kalite kontrol mühendisliği bölümleri kurulmuştur. Yavaş yavaş oluşturulan kalite kontrol toplulukları da deneyim alışverişi açısından oldukça önemli olmuştur. Savaşın bitmesiyle birlikte değişen dengeler kalite ve ka¬lite geliştirmesi üzerindeki düşünceleri de etkilemiştir.
Savaştan galip çıkan Amerika, hızla günlük yaşam için gerekli ürünlerin tü¬ketimine geçmiştir. Fakat, dört yılı aktif olarak geçirilen altı yıllık bir savaş döne¬minde üretimin büyük bir bölümü savaş ihtiyaçlarına kaydırıldığından savaşın biti¬miyle birlikte gerçekle yüzyüze gelinmiştir. Arz açığı. Normal yaşantının her ala¬nında ürünlere talep çok yoğundur. Bu, belki de o güne kadar kurulmak istenen bü¬tün kalite anlayışını yıkmış, kalite bir anda arka plana itilmiş ve daha büyük miktar¬da üretim esas alınmıştır. Önemli olan artık istenilen miktarda ürün vermektir.
Devletin savaş sırasında desteklediği İPK çalışmalarım da pek önemseme¬mesi, bu çalışmaların pahalı ve maalesef yanlış kullanımından ötürü gereksiz bulun¬masına sebep olmuştur. İPK çalışmaları tam olarak durdurulmasa da oldukça yavaş¬latılmıştır.
Bununla beraber savaş yıllarının Kalite Güvencesi kavramına etkisi de ol¬dukça önemlidir. Kalifiye olmayan işgücüne sahip müteahhitlerle Amerikan Hava Kuvvetleri arasındaki, bütün konulan belirli talimatlara göre yönlendirme, prose¬dürler ışığında gerçekleştirme isteği Kalite Güvencesi kavramının güçlenmesi ve günümüze kadar çeşitli değişikliklerle gelmesini sağlamıştır. Bu konudaki en yeni örnek de Avrupa’da ISO 9000 serisi adı altında yürütülen bir standardizasyon hare¬ketidir (Kavrakoğlu, 1993).

Yorum yazın