Botanik Nedir

Botanik Nedir – Botanik Hakkında Bilgiler

Botanik NedirBitki deyince, genellikle akla kırlarda dolaşırken görülen ağaçlar, çiçekler gelir. Oysa bunlar çeşitli bitki türlerinden yalnızca bazılarıdır. Yosunlar, ağaç kabuğunu yeşil bir tabaka halinde kaplayarak yaşayan bitkilerdir. Canlıların en küçük türlerinden biri olan su yosunu da bir bitkidir. Su yosunları çok küçük olduklarından ancak çok güçlü bir mikroskopla görülebilirler. Yeryüzünde yaşayan en büyük ve en eski canlılar bitkilerdir. Nitekim Kaliforniya’da yetişen sekoya ağaçlarının boyu 90 metreyi, çapı ise 4.5 metreyi bulur. Bitkiler üzerindeki çalışmalara ve bitkilerin büyüme ve üremelerinin tümüne birden botanik adı verilir Botanik, yeryüzünde bulunan binlerce çeşitli bitkinin her yönüyle ilgilenen geniş bir bilim dalıdır. Yeryüzünde 300 000 değişik bitki türü olduğu hesaplanmaktadır.

Hayvanlar bitkiye gereksinme duyarlar: Hayvansal yaşam tamamen bitkisel yaşama bağlıdır. Bitkiler olmasaydı hayvanlar da olamazdı. Bunun nedeni yaşamın Güneş enerjisine bağlı olmasıdır. Bitkiler, bu enerjiyi kullanabilen tek canlılardır. Bu enerjiyi, besinlerini sağladıkları fotosentez süreci sırasında kullanırlar. Hayvanların besinleri dolaylı veya dolaysız bitkisel malzemeden oluşur.

İlkel insan hayvansal yaşamın, bitkisel yaşama bağlı olduğunu farkedememişti. Bununla birlikte bitkiler onun için de son derece önemliydi. Bitkileri besin olarak kullanıyordu. Ayrıca odunlardan, saz ve yapraklardan barınaklar yapıyordu, ilkel insan giderek bazı bitkilerin ilâç yapmada, bazı bitkilerin ise giyim eşyası yapmada kullanılabileceğini de keşfetti.

İnsanoğlu ekin yetiştirmeyi öğrenince uygarlık da başlamış oldu. Yerleşik toplumlar çayır kenarlarında kuruldu, insanlar, çevredeki kırları yararlı bitkiler elde etmek için araştırmaya başladılar. Bu araştırmalar botaniğin başlangıcı oldu.

Başka bilimlerde olduğu gibi, botanikte de XVI. yüzyıla kadar büyük bir gelişme olmamıştı. Bu yüzyılda, insanlar, yaşamın bütün yönleriyle ilgilenmeye başladılar. Botanik bilimi büyük bir ilgi gördü, insanlar bitkileri incelemeye koyuldular ve gözlemlerini kaleme aldılar.

Güzel bahçeler ve parklar meydana getirmek için çalışmalar yapıldı. Ağaçlar, çiçek ve sebzeler yetiştirildi. Hastalıkları iyileştiren bitkilerin kullanımı yaygınlık kazandı, ilâç yapılabilen yüzlerce bitkinin geniş açıklamalarla tanımlandığı ciltlerle kitap yayınlandı.

XVIII. yüzyılda isveçli botanikçi Cari von Linné (genellikle Linnaeus denir) bitkileri adlandıran bir sistem geliştirdi. Bu sistem kullanılarak, her tür bitkiye (ve hayvana) bilimsel bir ad verildi. Bu bilimsel ad iki Latince sözcükten oluşmuştu. Başka botanikçiler de benzer bir sistem uygulamışlardı ama Linnaeus ilk olarak bu sistemi düzenli
ve sürekli bir biçimde kullandı. Linnaeus’un çalışması hayvan ve bitkilerin sistematik olarak adlandırılmasının başlangıcıydı.

XVIII. yüzyılın sonunda botanikçiler bitkilerin besinlerini nasıl sağladıkları konusunu incelediler. Bu arada bitkilerin üreme yöntemlerini buldular. Niteliklerin bir kuşaktan sonraki kuşağa nasıl geçtiği ise ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda anlaşıldı.

Bitkilerin adlandırılması ve sınıflandırılması bugün de çok önemlidir. Her geçen gün yeni bitki türleri bulunmaktadır. Bitkilerin tanımlanması ve sınıflandırılması ile ilgilenen botanik dalına tak-sonomi (bölümleme bilimi) adı verilir.

Bir taksonomi uzmanı, en basitten en karmaşığa doğru sıralamak suretiyle bütün bitkileri gruplar halinde düzenlemeğe çalışır. Linnaeus sistemine göre her bitki iki Latince adla belirlenir. Her bitki türünün bilimsel adı bütün ülkelerde aynıdır. Bu bilimsel adlar genellikle uzun ve hatırlanması zordur. Ancak buna karşılık karışıklıkları önlerler. Uzman olmayanlar bitkiler için basit adlar kullanırlar. Fakat bu adlar ülkeden ülkeye, hattâ bölgeden bölgeye değişir.

Bitkilerin tanımlanması ve sınıflandırılmasında botanikçilere yardımcı olan ayrıntılı baş vurma kitapları vardır. Bu kitaplara “floras” (bir bölgede yetişen bitkilerin topuna ait eser) denir. Botanikçiler, her bölgeye ait farklı bitkileri toplamak için sık sık seyahat ederler. Topladıkları örnekleri daha sonra laboratuvarda inceleyebilmek için saklamaları gerekir. Bunun için bitkiyi kurutma kâğıtlarının arasına sıkıştırırlar. Kâğıt, bitkinin suyunu emdiğinden bitki kurur. Kuruyan bitki çürümez ve görünüşünü uzun süre korur. Botanikçiler ayrıca, taşılları yani milyonlarca yıl önce kayalarda kalıplaşarak iz bırakan bitkileri inceleyerek bu bitkilerin aşıtları hakkında bilgi edinirler. Botaniğin bu dalı paleobotanik (bitki paleontolojisi) adını alır.
Yıllardan beri insanlar bitkilerin yapılarını incelemektedirler. Günümüzde botaniğin, bitkilerin yapılarını inceleyen dalma bitki morfolojisi denir. Bilim adamları, bazen çıplak gözle bitkiyi incelerler. örneğin çiçeği baştan başa kesebilir ve taç yapraklarının, çanak yapraklarının ve üreme organlarının biçim ve yapılarını incelerler. Bitkinin yapısının ayrıntıları üzerinde çalışırken ise mikroskop kullanırlar. Bitkiler de öbür canlılar gibi, mikroskop altında incelenebilen bir çok hücreden meydana gelmiştir. Hücrenin ayrıntıları mikroskopda açık bir şekilde görünmezse, hücre renkli bir sıvı ile boyanır. Hücrenin çeşitli kısımları, sıvıyı belli bir miktar emerek çok daha açık görünürler.

 

Bitkiler nasıl besin yaparlar

Bitkide bulunan farklı hücre cinsleri, farklı dokular meydana getirir. Yapraklar, taç yapraklar, kökler ve saplar çeşitli dokulardan oluşmuşlardır. Örneğin, sap dokusu bitkiye destek olur ve suyu yukarıya, yaprağa doğru taşır. Sap dokusunun hücresi kalın çe-perli, uzun ve boru şeklindedir. Yaprak hücreleri ise yassıdır ve Güneş enerjisinden yararlanarak şeker yapımını sağlar.

Bitkilerin, besinlerini elde ediş yolları yüzyıllardır bilginlerin ilgisini çekmiştir. İlkel insanlar, bitkilerin besinlerini topraktan emerek sağladıklarını düşünmüşlerdir. XVII. ve XVIII. yüzyıllarda bilginler bu düşüncenin yanlış olduğunu ortaya koydular. Bitkiler topraktan sadece mineraller ve su sağlarlar. Besinlerini fotosentez denilen yolla elde ederler. Havada bulunan karbondioksit ve suyu birleştirmek için Güneş enerjisini ve yapraklarda bulunan klorofil denilen yeşil bir boyar maddeyi kullanırlar. Bu yolla şeker elde edilir. Bu işlem sırasında oksijen gazı açığa çıkar.

Hayvanlar, bitkilere yalnız beslenme yönünden bağlı değildirler. Bitkiler ayrıca, hayvanların solunumu için gerekli oksijeni de sağlarlar. Hayvanlar da bitkiler için gerekli karbondioksidi solunum sırasında havaya katarlar. Eğer yeryüzünde yeterli bitki olmasaydı doğanın dengesi altüst olurdu.

Hiç bir organizma tek başına yaşayamaz. Organizmanın yaşamı, diğer bitkilerin ve canlıların yaşamlarına bağlıdır. Her bitki, bir bitki ve hayvan topluluğunun parçasıdır. Bundan başka bir bitkinin yaşamı sıcaklık, Güneş ışığının miktarı ve yararlanılan su gibi etkenlere de bağlıdır.
İyi cins bitki yetiştirmek: Bitki kalıtımı önemli botanik dallarından biridir. Kalıtımcılar bitkilerde kuşaktan kuşağa geçen özellikler ve bunların hangi yolla geçtikleri konusunda da çalışmalar yaparlar. Elde edilen verüeri kullanarak, daha iri ve daha iyi ürünler elde edebilirler.

Günümüzde üretilen mısırların bir kısmı melezdir. Yüksek verim, besinli taneler ve hastalıklara karşı direnç gösterme gibi özellikler elde etmek için melez ürünler yetiştirilir. Melez buğday cinsleri 1960’larda geliştirilmiştir. Bunların kısa ve sağlam sapları vardır. Hasat mevsiminden evvel dökülmezler. Hastalıklara geleneksel buğday türlerinden daha çok direnç gösterirler. Çok değişik iklimlerde de iyi bir şekilde yetiştirilebilirler, örneğin, yeni buğday türleri Meksika’da daha taneli sonuçlar vermiştir; ayrıca tohumların proteini daha fazladır. 1970’de Dr. Norman Borlaug’a melez buğday üzerinde yaptığı çalışmalar nedeniyle Nobel Barış ödülü verilmiştir.

İnsanlar botaniğin dallarından çeşitli şekilde faydalanırlar. İktisadi botanik, bu bilimin pratik uygulanma alanlarını inceler.

Etiketler: ,

Yorum yazın