Aşağı Bitkiler

Aşağı Bitkiler Nedir – Aşağı Bitkiler Konu Anlatımı

Botanikçiler, kolaylık sağlamak için bitki dünyasının üyelerini aşağı ve yüksek bitkiler diye ikiye ayırırlar. Sınıflandırmanın diğer yönleri gibi, burada da bu iki gurubun nasıl tanımlanacağı konusunda bazı görüş ayrılıkları vardır. Bazı botanikçiler “aşağı” terimini, yalnız tallofitler’le sınırlarlar. Bunlar kök, sap, yapraklar gibi özelleşmiş dokuları olmayan ve tohumları yumurtalık gibi karışık bir yapıda gelişmeyen (bkz. s. 69) bitkilerdir. Bu sistemde, diğer tüm bitkiler “yüksek” bitkiler olarak ele alınırlar. Bazı botanikçiler ise tallofit ve briyofit’leri kuru toprakta yaşamak üzere dolaşım sistemleri evrim geçirmiş olan pteridofit ve spermatofit’lere göre daha “aşağı” sayarlar. Yine de diğerleri tallofitleri, briyofitleri ve pteridofitleri (tohum bitkileri), spermatofitlerden daha “aşağı” sayarlar. İşte, bizim aşağı ve yüksek bitkileri ayıracağımız temel budur. Aşağı bitkilerin o denli değişik cinsleri vardır ve bunlar biçim ve işlev yönünden o denli çeşitlilikler gösterirler ki, biz ancak değişik gurupların ana özelliklerinden en göze çarpanları ele alabiliriz.

Algler birbiriyle ilgisiz yedi tallofit gurubunu içerir. Bunlar klorofile sahiptirler ve yiyeceklerinin fotosentezini kendileri yaparlar. Boyutları, tek hücreli bitkilerden, 30 m.’ye kadar büyüyen dev vareklere kadar değişiklik gösterir. Algler, yeryüzünün, soğuktan yüksek sıcağa, tatlı sulardan tuzlu sulara kadar her yanında bulunurlar. Dünya oksijeninin % 90’ından fazlasının deniz alglerinin türleri tarafından üretildiği sanılmaktadır.

Cyanophyta ya da mavi-yeşil algler tek hücreli bitkiler olup, çekirdekten yoksundur. Fisyon ile ürerler ve toprakta ya da suda, ıslak kayalar ve çiçek saksıları gibi yerlerde yalın ya da koloniler biçiminde yaşarlar. Klorofile ek olarak, fikosiyanin denen mavi bir boya maddesi içerirler, bu da onların belirgin renklerini verir. Bazen de fıkoeritrin denen kırmızı bir boya maddesi, algleri kırmızı yapar (Kızıldeniz’e rengini bu türlerden biri verir).

Tek hücreli organizmalardan olan Euglerophyta’da belirgin bir çekirdek ve yüzmelerini sağlayan bir ya da üç kamçı vardır. Zoologların, bitkiden çok protist olarak sınıflandırdıkları bazı türlerde ise gırtlak vardır. Bu da katı yiyecekleri sindirmelerine olanak sağlar. Bununla birlikte klorofil, bitkileri yeşil yapar ve fotosentezi yerine getirir. Bu yüzden botanikçiler onları ilkel bitkiler olarak ele alırlar. Bu organizmalar mitozla ürerler ve genellikle tatlı sularda bulunurlar.

Chrysophyta ya da “altın sarısı” algler, sarı-yeşil algleri, altın sarısı -kahverengi algleri ve diatomları içerir. İlk iki gurup tatlı sularda, son gurup ise tatlı veya tuzlu suda ya da toprakta yaşar. Çoğu bireysel ya da koloniler biçiminde yaşayan tek hücreli, pek azı ise çok hücreli organizmalardır. Diatomlar, fitoplanktonların büyük bölümünü oluştururlar. Bunlar, tüm deniz hayvanlarının yiyeceği olan ve suların yüzeyinde yüzen bitkilerden yararlanırlar. Diatomlar, birbirine uyan ve iki saydam silis kabuk arasında İcalan tek hücreli organizmalardır. Güzel biçimleri, kendilerine “deniz mücevheri” denmesine neden olmuştur. Diatomlu toprak, milyonlarca yıl deniz yatağına depolanan diatomlardan oluşmuştur. Bu toprak, aşındırıcı olarak maden ve diş macunlarında, filtrelerde ve izolasyon yapımında kullanılır.

Pyrrophyta ya da “ateş renkli” algler, gerçekte sarı-yeşil ya da sarı-kahverengidir. Çoğunluğu iki kamçılı olan tek hücreli organizmalar, tatlı ve tuzlu su planktonunun büyük bölümünü oluştururlar.

Esmer Phaeophyta ile yüksek algler alanına girilir. Çoğunluğu deniz organizmaları olup, tümü çokhücrelidirler. Birkaç hücreliden başlayarak, 33 m.’lik dev vareklere kadar çeşitlilik gösterirler. İkincilerde tallus ya da bitkisel beden önemli ölçüde farklılaşmıştır. Köke benzer geniş bir kenet, genellikle emici organlarla donanmış olup, organizmanın alt tabakalara (kaya ya da kayalık) tutunmasını sağlar. Silindir biçimli sap gibi bir stipe, bir ya da birden fazla yaprak gibi bıçaklar’a. uzanır. Bazı vareklerin. küçük gaz dolu kabarcıkları vardır; bunlar bıçakların suda yüzmesini sağlarlar. Esmer alglerden elde edilen algin denen bir madde kremayı, diş macununu,traş kremini ve belirli kozmetikleri koyulaştırmada kullanılarak, onlara yağlı bir görünüm verir.

Rhodophyta ya da “gül” bitkileri de, kırmızı algler ve deniz yosunları olarak bilinirler. Bunlar tatlı suda, fakat özellikle ılık denizlerde bulunurlar. Üçbinden fazla türü ise 66 m. derinlikte yaşar. Birçok hodophyta’lar önemli ilaç özellikleri taşırlar ve bazıları laboratuvar incelemeleri için yetiştirilen ve agar diye bilinen bir maddeyi sağlarlar (bakteriler için kültür ortamı hazırlar). Chlorophyta ya da yeşil algler, en çok evrim geçirmiş algler olarak nitelendirilirler. İçerdikleri bol klorofil, karotin, ksantofil ve yedek nişasta ile yüksek bitkilere benzerler. Denizde bulundukları gibi, genel olarak tatlı suda da yaşarlar. Fakat algi yaşamına özgü olanlardan çok değişik koşullarda da yaşama yetenekleri vardır. Örneğin bunlar, nemli topraklarda, bol sulu ağaç kabuklarında ve bazen de yapraklarda, karın içinde, bazen de birkaçı parazit olarak, diğer bitkilerin dokularında yaşarlar.

Aşağı bitkilerin belki de en tanınmışı mantarlar’dır. Algler gibi, mantarlar da kök, sap ve yapraklardan yoksun tallus bitkilerdir. Alglere karşın yaklaşık tüm mantarlar, klorofilden yoksun olduklarından hetetroftur (canlı organizmalarla beslenen parazitler ya da ölü organizmalarla, canlı organizmalardan çıkan artıklarla ya da bazı durumlarda inorganik maddelerle beslenen safrofitler). Mantarlar, modern botanikçilerin birbiriyle ilgisiz olarak düşündüğü üç gurup bitki içerirler.

Schizomycophyta ya da bakteriler mikroskobik tek hücreli organizmalardır. Mavi-yeşil algler gibi, belirli bir çekirdekten yoksun olup, basit fisyonla ürerler. Birkaç tür bakteri ototroftur, yani karbondioksit ve diğer basit inorganik maddelerden organik bileşikler yapmaya yeteneklidirler. Bu türler yaygın olup, önemli işlevler görürler: sülfür ve nitrojen bileşiklerini, yeşil bitkilerin gereksindiği sülfat ve nitratlara dönüştürürler. Bazı biyologlar, dünyanın demir cevheri yataklarının bakteriler tarafından (içinde demirin eridiği sudan elde edilen okside demir) üretildiğine inanmaktadırlar. Birkaç tür, organik bileşiklerin fotosentezine olanak veren boya maddeleri içerirler. Asalak bakteriler insanlarda, diğer hayvanlarda ve bitkilerde birçok hastalığa neden olurlar. Yine çok sayıda bakteri, bizim ve diğer organizmaların bedenlerinin içinde ve dışında yaşayıp, zarar vermezler ve genellikle onların rahatlarına katkıda bulunurlar. Bakteriler birçok yiyecekleri işlemden geçirerek, sanayide çeşitli kullanımları olan organik bileşikleri üretmede geniş ölçüde yararlıdırlar. En önemlisi, saprofit türü olan çürütücü bakteriler, bitki ve hayvan artık ve kalıntılarını, tüm yaşam türleri için gerekli inorganik maddelere dönüştüren iki ana guruptan birini oluşturmaktadırlar. Myxomycophyta ya da cıvık mantarlar, yaşam döngülerinden dolayı ilgi çekicidirler. Plazmodium denen çok çekirdekli çıplak protoplazma kütlesi, toprağın, çimenin, ölü yaprakların, düşmüş bir ağacın ya da kesik bir kütüğün üzerine tabaka biçiminde yayılır ve bazen de birkaç yüz metre karelik bir bölgeyi kaplar. Farkedilebilir bir hızla alt katmanlar üzerinde akarak, cansız maddelerden yiyeceğini emer. Sonunda modium bir araya gelip, yapı yönünden belirli kültür mantarlarını andıran sporangiyum’ları ya da spor keselerini üretirler. Her sporangiyum yarılıp, tek hücreli sporları salıverirler. Bunlar, uygun katmanlara rastladıklarında döllenerek, 1-4 adet swarm-hücresi üretirler. Bunlar kamçıların yardımıyla hareket edip, bölünürler ve sonra eşeyli üremede çift olarak birleşirler. Bu da, yeni bir plazmodium ile sonuçlanır.

Eumycophyta ya da gerçek mantarlar biçim, boyut, fizyoloji ve üreme yöntemleri yönünden geniş ölçüde değişen yetmişbeşbin tür içerirler. Tümü hetetrof ve birçokları saprofitlerdir (saprofit bakterilerle birlikte başlıca çürütücüler). Birçok gerçek mantar, hif denen birçok ince iplikten oluşmuştur ve bunlardan biri tek bir uzun hücre ya da çok hücreli yapıda olabilir. Bir hip kümesine miselyum denir. Tüm gerçek mantarlar, en azından bazı zamanlarda hava, su ve toprakta, genellikle bol olan mikroskobik sporları salarak ürerler. Sonuç olarak, dört sınıf gerçek mantar vardır.

Phycomycet’ler ya da alg gibi mantarlar, tek hücreli organizmalardan hif bileşiklerine kadar uzanırlar. Yalnız suda bulunan bazı türler (belirli algler gibi), kendilerini çevrede hareket ettirmek için kamçılara sahiptirler. Diğerleri hayvan ve diğer mantarları kapsayan tüm bitki cinslerinde, asalak olarak yaşarlar. Bu türler birçok üründe küf hastalığına neden olurlar. Bazı türler, nemli ve sıcak yerlerde bırakılan ekmeğin üzerinde yetişen siyah küftür. Diğer türler, sanayide kullanılan kimyasal maddeleri üretmekte kullanılır.

Ascomycet’ler ya da ask mantarları hiflerden yetişen ve üretici askus içeren kese gibi yapılardır. Ascomycet’ler çok geniş değişiklikleri olan kırkbin tür içerirler ve bunların arasında ekonomik yönden önemli mayalar vardı’r. Saccharomycetaceae familyasının mikro-organizmalarından olan mayalar, çoğunlukla yalın hücreler içerirler. Mayalar pastacılıkta ve biracılıkta kullanılır, ayrıca vitamin ve protein birleştiricisi olarak yararlıdırlar. Bu familyanın önemli bir üyesi Morchella esculanta dır. Bu, kuzukulağı olarak bilinir ve etli spor kesesinden lezzetli yemek olur. Bu familyadaki belirli küfler, bitki yaprak ve saplarının asalaklarıdır ve bazıları da son derecede zararlıdırlar. Bir küf yığını olan Pénicillium notatum, insanlığa yararı olan bakteri öldürücü penisilini ortaya çıkarır. Aynı cinsten diğer küfler, Rohfort ve Camembert peynirlerine, kendi özel koku v.e tatlarını verirler. Basidiomycet’ler, adını basidyum’dan almıştır. Çomak biçimindeki basidyum, çoğunlukla bir hifin sonundan yetişip, üreme sporlarını oluşturan, genişlemiş hücredir. Geniş Agaricaceae familyası ya da jil mantarı, kültür mantarı ya da zehirli mantarlar diye bilinen mantarların çoğunu içerir. Bu türden bazıları yenebilir. Oysa aynı cinsten diğer türler, zehirleyici hatta insanlarda öldürücü olabilir. Yabani mantar yiyenlerin güvencede olmaları. için, mantarlar üzerinde yeterli bilgiye sahip olmaları gerekir. Bazı buğday mantarları ve aynı familyadan pas mantarları, bitkiler ve özellikle taneli olanlar için son derece zararlıdırlar.

Deuteromycet’ler, henüz uygun biçimde sınıflanmamış türleri içerirler. Bunlar ya eşeyli üreme aşamalarını yitirmişlerdir, ya da biyolojik yönden çok iyi bilinmemektedirler. Saçkıran mantarları diye bilinen gurup, bir dizi deri hastalıklarına neden olur, insan ve hayvanlarda görülen mantar hastalığı en çok bilinenidir.

Belirli mantarlar (genellikle Ascomycet’ler, bazen de Basidiomycet’ler), yeşil ve mavi-yeşil alglerin bazılarıyla olağandışı bir ortak yaşam sürdürerek liken denen “bileşik bitkileri” oluştururlar. Likenler kayalarda, ağaçlarda, diğer tahta cisimlerde ve koşulların diğer bitkiler için uygun olmadığı (yüksek dağlarda, Artik tundraları ve çöllerde) belirli tür topraklarda büyürler. Likenler, renk ve biçim yönünden geniş ölçüde çeşitlilik gösterirler; sert kabuklar, yapraklar, balık pulu, hatta çalılıklar gibi görünebilirler. Kesin olarak söylemek gerekirse, likenler bitki değildir, fakat karşılıklı yarar için evrim geçirmiş alg ve mantarlar birliğidir. Mantarlar, alglerden yiyecek elde ederler ve mantarlar da alglere suyu emmede ve tutmada yardım ederler.

Bununla birlikte algler, mantarsız yaşayabilirlerse de, mantarlar algler olmadan yaşayamazlar. Likenler, kayaları parçalayan asitler çıkararak, içinde çeşitli bitkilerin büyüyebileceği toprağın oluşmasına yardım ederler.

Evrim merdiveninin basamaklarında yükselirsek, briyofitlere ya da yosun bitkilerine geliriz. Bunlar klorofil içerdiklerinden tümü ototroftur. Başlıca toprak bitkileri rizoitler, sapsızlar, yapraksızlar denen kök, sap ve yaprak gibi yapılardır, fakat bunların su ve besinleri iletmek için dolaşım sistemleri yoktur. Briyofitler (nemli bir ortama gereksinme duyan eğreltiotları gibi), su algleri ile kara bitkileri arasında bir ¡geçişi vurgularlar. Musci (karayosunları) ya da gerçek yosunlar, çoğunlukla bir santimetre boyunda olmalarına karşın, dikine büyürler ve halı görünümünde sık bir vejetasyon oluştururlar. Hepaticae veya ciğerotları, genellikle toprak üzerinde yatay olarak büyürler. Bazılarının düz, yuvarlak loblu talyumları vardır; diğerleri sapsızdır ve küçük yaprakçıkları vardır. Briyofitler, aşındırmadan korudukları nemli kayalar, ağaçlar ve çıplak toprak üzerinde büyürler.

Pteridofitler üç sınıfa ayrılırlar; en yaygını Filicineae ya da eğreltiotlarıdır. Diğerleri Equisetineae ya da atkuyrukları ve Lycopodineae (yumru yosunlar), kibritotları ve kirpiyosunları. Tümünün kendilerini ototrofyapan klorofilleri, gerçek kökleri, saplan ve dolaşım sistemleri vardır (bu nedenle birçok botanikçiler onları yüksek bitkiler olarak sınıflandırırlar). Bununla birlikte hiçbiri bir tohum bitkisi değildir. Her durumda büyük sporofit yeryüzüne düşüp, küçük belirsiz gametofitler olarak gelişen sporları üretir. Bunlar, ancak hareketsiz yumurtalar ve suda hareket edip yumurtaları döllendirebilen yüzen spermler üretirler. At kuyruğu türleri, otlardan çalılıklara değin uzanır ve en çok nemli yerlerde büyürler. Boyları yaklaşık 1 m.’dir. Sporofitlerin iki belirgin sapları vardır; biri renksiz olup uçlarında sporların üretildiği bir kozalak taşırlar; diğeri yeşil ve oldukça sık olup bitkiye adını verir. Yumru yosunlar, çok yapraklı otsu bitkilerdir ve köknar yapraklarını andırırlar. Saplar yüzeyde ya da toprağın biraz altından uzanıp çatallı, dik dallar sürerler; bazılarının ucunu dar spor kozalakları oluşturur. Yumru yosunlar çok yaygın biçimde dağılmışlardır. Fosiller, eskiden ağaç büyüklüğünde yumru yosunların bulunduğunu göstermektedir.

Eğreltiotları yapraklarından tanınırlar. Bunlar iyi gelişmiş bileşik yapraklar olarak düzenlenmişlerdir; görünebilir damarları olup, genellikle bir tüysüye (ortak bir eksenin her iki yanındaki yaprakçıklar) ya da elsi’ye (tek bir noktadan yayılan yaprakçıklar) ayrılmışlardır. Genellikle güneş almayan nemli yerlerde büyürler (ormanda büyük ağaçların altında yetişen çalılar, ırmak kıyıları boyunca, bataklıklarda, vs.). En çok bilinen eğreltiotu bitkisi sporofittir; yaprakların altındaki benekler meyve benekleri ya da birçok spor keseleri içeren sörflerdir. Birçok eğreltiotunda halka denen yay hücre katmanları, nem değişmelerine tepki gösterirler ve bir güçle keseden sporları salıverirler. Bir spor, yerde çimlenir (filizlenir) ve protallus denen küçük kalp biçimli bir gametofit olarak gelişir. Bu da sperm ve yumurtaları üretir; spermler yumurtalarını döllemek için genellikle diğer protalluslara yüzerler. Eğreltiotları karada, suda ya epifit (diğer bitkilerin üzerinde yaşayan) ya da yukarı doğru sürünen veya kıvrılan biçimlerde olabilirler. Tropik kuşaklarda bazılarının boyları 10 m.’ye ulaşır. Süs bitkisi olarak yetiştirilenlerden biri, baldırıkara Adiantum copillus-veneris eğreltiotudur. Bunların yaprakları güzel bir düzene sahiptir. Dişi eğreltiotu Athyriumfilixfoemina, nem sağlamak üzere özellikle pınarlara yakın birçok bahçelerde yetiştirilir.

Yorum yazın