Ağaç

Ağaç Hakkında Bilgiler

Yeryüzünde ilk ağaçlar bundan ortalama 300 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Bu ilk ağaçların kökeni yosunlar ve eğreltiotlarıdır. O zamanlar yer-yüzündeki hava, bugün solumakta olduğumuz havadan çok farklıydı, daha çok karbondioksit gazı içeriyordu. Ancak bitkiler giderek oksijen sağlamaya başladılar. Gerçekten de ağaçlar ve yeşil bitkiler, besinlerini karbondioksit tüketerek elde ederler ve fotosentez adı verilen bu süreç sonunda oksijen oluşur. Bitkilerin sağladıkları oksijen, zaman geçtikçe hayvanların solunumu için yeterli düzeye ulaştı. Sonuç olarak yeşil bitkiler, yeryüzünde insanın ortaya çıkmasına yol açmış oldular.

Ağaç

Bir zamanlar yeryüzü tamimiyle ağaçlarla kaplıydı. Daha sonra, günümüzden ortalama bir milyon yıl önce toprağın büyük bir kısmının buzlarla kaplandığı Buz Çağı başladı. Buzla kaplı olan alanlardaki ağaçların çoğu kurudu. Ancak ağaçların bazı türleri bu koşullar altında bile varlıklarını sürdürdüler. Bugün çok soğuk bölgelerin dışında hemen her yerde ağaç bulunur. Çeşitli türden ağaçların farklı yağmur, güneş ve toprak gereksinimleri vardır.

 

İnsanlar yüzyıllar boyunca ağaçlardan çeşitli şekillerde yararlanmıştır. Günümüzde ise ağaçların özellikle odun olarak kullanımı yaygındır. Bunun en önde gelen biçimi de kereste yapımıdır. Kereste, ev ve ev eşyası yapımı için gereklidir. Odunun bir diğer önemli kullanım biçimi ise, kimyasal maddeler üretimidir. Bunlar arasında kâğıt hamuru, giyim eşyaları için yapay iplik ve selüloz plastiği gelir. Odun, aynı zamanda yakılarak ısı elde etmek için ve bu amaçla kullanılan odun kömürü yapımında da kullanılır.

Ağaçların yaşı

 

Yaşayan en eski canlı varlıklar ağaçlardır. A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletindeki sekoya ağaçlarının birkaç bin yıl yaşında olduğu sanılmaktadır. Bu ağaçlar, Mısır firavunlarının Nil kenarında yaptırdıkları piramitlerle yaşıttır. Ağaçların hepsi bu kadar uzun yaşamaz, örneğin huşu ağacının ortalama ömrü 40 yıl kadardır. Bütün ağaçlar tohumdan çoğalır. Kök salmış bir meşe palamudu, yeni bir meşe ağacının büyümesini sağlayacak olan meşe tohumudur.

Toprak içindeki tohum nemi soğurur ve yavaş yavaş şişmeye başlar. Eğer tohum uygun bir sıcaklık ve yeterli ölçüde oksijen elde edebilecek durumdaysa büyümeye başlar. Şişmiş haldeki tohum bir süre sonra yarılır ve bir uç verir. Bu uç, kök biçiminde toprağın içine doğru yayılarak gittikçe büyür. Kökün büyümesi, yerçekimi nedeniyle toprağın derinliklerine doğru olur. Büyümekte olan kökler, bir süre sonra tohumdan filizlenmiş olan körpe fidanın toprağa sıkıca bağlanmasını sağlar.

Tohumdan, kökler dışında bir başka sürgün daha çıkar ve büyüyerek ağaç gövdesi biçimine dönüşür. Bu sürgün, köklerden farklı olarak yukarı doğru büyür. Gittikçe büyüyerek zamanla yaprak açar. Yapraklar, ağaçlara fotosentez yolu ile besin sağlarlar.

Ağaç köklerinin iki türlü işlevi vardır. Kökler ağacı toprağa bağlar; ağacın gereksinimi olan su ve mineralleri topraktan sağlar. Bu maddeler, aynı zamanda bütün canlıların yaşaması için gereklidir. Köklerin büyüyen kısmı, uç kısmıdır. Uç kısmında büyüyen hücreler vardır. Hücreler, bütün canlıları oluşturan en küçük varlıklardır.

Kökler üzerindeki ince tüyler topraktan su alırlar. Su aynı zamanda içinde erimiş bir biçimde bulunan kimyasal maddeleri de kökün içine taşır. Kimyasal maddelerle karışmış bir biçimdeki su, kök içindeki özel hücreler (ksilem hücreleri) aracılığı ile yol alır. Bu hücreler, aynı zamanda suyun ağaç gövdesi içinde üst kısımlara kadar çıkmasını da sağlarlar. Daha sonra su, ağaç dalları aracılığıyle yapraklara kadar gider.

Ağaç gövdesinin en dış katına ağaç kabuğu adı verilir. Cansız maddelerden oluşan kabuk, ağaç gövdesinin canlı olan hücrelerini korur. Bir dal üzerindeki kabuğu soyunca, yeşil bir kat görülür. Büyütken doku denilen bu kat, kambiyum adı verilen bir madde içerir. Kambiyum aracılığıyle ağaç yeni hücreler yaratarak büyümeyi sağlar. Kambiyum üç tür hücre yapar. Büyütken dokunun iç kısmında yeni ksilem hücreleri oluşur; bu hücrelere odun hücreleri de denir. Büyütken dokunun dış kısmı, iç ağaç kabuğu adı verilen floem hücrelerine dönüşür. Bu hücreler, aynı zamanda her yıl ölen büyütken doku hücreleri yerine ye «i hücreler oluşturur.

Bu durumda ağaç gövdesi, ağaç kabuğundan baş ka üç ayrı kat ile kuşatılmaktadır. Bunlar iç ağaç kabuğu, kambiyum ve genç odun katıdır. Bu katların iç kısmında ağacın dolaşım sistemi bulunur. Burada su ve diğer maddelerin ağaç içinde dolaşımı yapılır. Bir nevi su ve kimyasal maddeler karışımı olan ağaç özsuyu ksilem hücreleri yoluyla ağacın en üst kısımlarına kadar taşınır. Ağacın etkin ksilem hücrelerinin bulunduğu bu kısmına dış gövde katı da denir. Floem hücreleri ise içinde besin maddeleri bulunan ağaç özsuyunu yapraklardan alarak ağacın öbür kısımlarına ulaştırır.

 

Ağaçların özsuyu insanlar için oldukça yararlıdır. Akçaağacın özsuyundan çeşitli şuruplar yapılır. Bu özsuyu şeker içerdiği için tatlıdır. Akçaağaç, kış aylarında tüketmek amacıyla şeker biriktirir, ilkbaharda bu özsuyu, ağaç gövdesi üzerinde yarıklar açılarak toplanabilir.

Kauçuk ağacından lateks adı verilen bir madde elde edilir. Bu özsuyu lastik yapımında kullanılır. Çiklet ise sapodilla adı yerilen bir ağacın özsuyundan yapılmaktadır.

Her ilkbaharda büyütken doku, yeni ksilem ve floem katları oluşturur. Ağaç gövdesinin merkezine yakın olan eski ksilem hücreleri ise artık maddeler tarafından doldurulur. Bu maddeler reçine, sakız ya da tuzdur. Bunlara ağaç özü adı verilir. Bu şekilde her yıl ağacın daha sağlam ve güçlü olması sağlanır. • )

Her yıl ağaç gövdesi etrafında yeni ksilem hücreleri oluşur. Bu hücreler bir halka meydana getirirler. Böylelikle ağacın yaşamı süresince ağaç gövdesi çevresinde her yıl bir halka oluşur. Ağacın gövdesinden kesilmesi durumunda bu halkalar açıkça görülür. Bunlar ağacın yaşıyla birlikte bazı ek bilgiler verir, örneğin geniş ve etli halkalar, o yıl yağmurun bol olduğunu gösterir. Bu şekilde ağaç gövdesinde her yıl ortaya çıkan halkalara bakarak, bu halkaların gösterdiği yıllar içindeki iklim gelişimlerinin çıkartılması olanaklıdır.
Ağacın yapraklan, içinde klorofil adı verilen bir madde bulunduğu için yeşil renktedir. Bu madde güneş ışığı enerjisini tutar. Yapraklar, havadaki karbondioksiti alır. Güneş enerjisi, karbondioksitin kimyasal yollarla yapraklardaki su ile birleşmesini sağlar. Bu olaya fotosentez adı verilir. Bunun sonunda iki türlü ürün ortaya çıkar. Bunlardan birincisi olan oksijen, yapraklardan dışarı atılır. ikinci ürün ise glikoz adı verilen şekerli maddedir ve ağacın içinde kalır.

Oksijen ve karbondioksit, yaprak üzerindeki gözenek adı verilen küçük deliklerden geçerler. Su da gözenekler yolu ile yapraklardan dışarı atılır. Bu sürece yaprağın terlemesi adı verilir. Yapraklardan kaybedilen bu suyun yerine ağacın içinden su çekilir. Bu nedenle terleme, suyun ağacın köklerinden yukarıya doğru taşınması sürecinin bir bölümünü oluşturur.

Yaprağın terlemesi, suyun ağaç kökünden yapraklara kadar taşınmasında etkili olan kuvvetlerin yalnızca biridir. Toprakta bulunan su, geçişme (osmoz) adı verilen bir süreç sonunda ağacın köklerine girer. Ağaç kökündeki zar, kök içindeki özsuyunda bulunan kimyasal maddelerin kökten çıkıp gitmesini engeller. Bu olayı aynı zamanda kök etrafındaki suyun kökün içine girmesini zorlayan bir basınç yaratır. Bu basınç kökte bulunan suyu 18 metre yukarı çıkarabilecek güçtedir. Ancak boyu 120 metreye kadar ulaşabilen ağaçlar vardır. Bu ağaçlarda suyun bu kadar yükseğe çıkmasını sağlayan kuvvetin ne olduğu şimdiye kadar anlaşılamamıştır.

Ağaçların çoğunda yapraklar yalnız birkaç ay yaşarlar. Kış gelince toprağın donma olasılığı vardır. Bunun sonucunda topraktaki su da donabilir ve ağaçlar topraktan su alamazlar. Bu durum karşısında ağaçların terleme yolu ile su kaybetmemeleri gerekir. Çünkü kışın, terleme ile kaybettikleri suyu topraktan alamazlar. Sonbahar aylarında yaprakların sarararak yere düşmesi sonunda ağaçlar su kaybının önüne geçerler. Bu ağaçlar yaprak döken türdendir. Kışın yaklaşması ile yaprak döken ağaçların yapraklarının rengi değişmeye başlar. Yaprakların rengi yeşilden sarı, kırmızı ve turuncu renge dönüşür. Bu dönüşüm kısmen olur, çünkü fotosentez gittikçe yavaşlar. Fotosentezin yavaşlaması ile yeşil renkte olan klorofil parçalanır. Bunun sonucunda yaprağı oluşturan diğer maddelerin renkleri ortaya çıkar. Bu sırada yaprak sapının alt kısmında yeni hücreler oluşmaya başlar. Bu hücreler, yaprağın düşmesi ile açılan yarayı kapatır.

Bazı ağaçlar, bütün bir yıl boyunca az sayıda yaprak dökerler. Bunlara yaprak dökmeyen ağaçlar denir. Bu tür ağaçlardan olan çamın iğne şeklinde yapraklan vardır. Bu yaprakların üzeri bal-mumunu andıran bir madde ile kaplıdır. Bu madde suyun yapraktan buharlaşarak kaybolmasını engeller.

 

Ağaçların çoğalması

Ağaçlar, yeni bir ağacın büyümesini sağlayacak olan tohumları nasıl yaparlar? Bu işlem tozlaşma (polinizasyon) yolu ile olur. Ağacın erkek kısmındaki çiçek tozları her tarafa yayılır. Bu tozların ağacın dişi kısmına ulaşması sonunda döllenme ortaya çıkar. Bunun sonucunda küçük tohumlar oluşur.

Ağaçlarda dişi ve erkek kısımlar ağaçların çiçeklerinde bulunur. Kusursuz çicçklerde gerek dişi, gerekse erkek kısımlar bir arada bulunur. Manolya ve kiraz gibi ağaçların çiçekleri böyledir. Bu çiçekler renklidir ve kokuları vardır. Bu nitelikleriyle, erkek kısmındaki çiçek tozlarını dişi kısma taşıyan böcekleri kendilerine çekerler. Ormanlardaki ağaçların çiçekleri genellikle kokusuzdur. Bu ağaçlardaki çiçeklerin tozları rüzgâr yolu ile çevreye yayılır. Bu ağaçlarda kusursuz çiçekler bulunmaz. Çoğu zaman aynı ağacın bir tarafında erkek, bir tarafında da dişi çiçekler vardır. örneğin kozalaklılarda durum böyledir. Porsuk ve ardıç ağaçlarında ise dişi ve erkek çiçekler ayrı ayrı ağaçlarda bulunur.
Meşe, ardıç ve huşu ağaçlarının çiçekleri fındık ağacının çiçeklerine benzer. Kedi kuyruğu gibi ince ve uzun olan bu çiçekler ağaçtan sarkar. Bunların olgunlaşmış çiçek tozları daha küçük yapıda olan dişi çiçeklere rüzgârla taşınır. Kozalaklıların tohumları genellikle kozalak biçimindedir. Erkek kozalaklarda çiçek tozları bulunur. Bu tozları, rüzgâr biraz daha büyükçe olan dişi kozalaklara taşır. Döllenmeden sonra dişi kozalak, tohumun olgunlaşmasına kadar sıkıca kapalı kalır. Çoğu zaman kozalakların açılarak tohumların ortaya çıkmasına kadar birkaç yıl geçer. Tohumlar, rüzgâr, su ve kimi kez de hayvanlar aracılığıyle çevreye yayılırlar. Toprağa ulaşan bu tohumların bazıları filizlenir.

Tohumdan çoğalan bitkilerin ortalama olarak 250000 türü vardır. Bunların dörtte biri ağaçlardır. Ağaçlar, tohumdan çoğalan bitkilerin içinde iki temel grup içinde yer alırlar. Açıktohumlular denilen birinci gruptaki ağaçların tohumları açıkta veya kozalak içindedir. Kapalıtohumlular denilen ikinci gruptaki ağaçların tohumları bir yemiş içindedir.

Ağaçların çoğalmaları ve büyümeleri için uygun çevre koşullarının bulunması gerekir. Fakat ağaçlar çeşitli şekillerde çevre koşullarından etkilenirler. Beyaz karıncalar ve benzeri böcekler ağaçlara zarar verirler. Hollanda karaağacı hastalığı gibi salgın hastalıklar da ağaçların ölümüne yol açar. Bazı hayvanlar da ağaçları daha fidan halindeyken yerler. Bunun yanında insanlar da ağaçlara büyük ölçüde zarar verir. Çoğu zaman insanlar diktikleri ağaç sayısından daha fazlasını keserler. Ağaçlar, kent ve fabrikaların kirlettikleri pis havalardan da etkilenirler.

Ağaç sayısının gittikçe azalması, yeryüzündeki canlılar için büyük bir tehlike oluşturmaktadır. İnsanların ağaçlardan elde edilen çeşitli ürünlere gereksinimleri vardır. Havadaki oksijenin büyük bir kısmı ağaçlar tarafından sağlanır. Ağaç kökleri toprağı yerinde tutar. Ağaçların olmadığı yerlerde su ve rüzgâr toprağı uzaklara taşır. Buna aşınma (erozyon) denir ve toprağın tarımsal amaçlarla kullanımını engeller. Kuşlar ve sincaplar ağaçlarda yaşarlar. Ağaçlar, canlıların yaşamı için gerekli olduğu kadar doğaya kattıkları güzellik açısından da önemlidir.

 

 

Yorum yazın