Açık Tohumlu Bitkiler Nelerdir – Özellikleri

Açık Tohumlu Bitkiler Nelerdir – Açık Tohumlu Bitkilerin Özellikleri

Fosil belgelerine dayanılarak, gimnospermlerin ya da açıktohumlu bitkilerin, bundan 400 milyon yıl önce, eğreltiotu benzeri bitkilerden geliştiklerine inanılmaktadır. 3 milyonu aşan türe sahip olan angiospermlere ya da kapalıtohumlu bitkilere oranla, açıktohumlu bitkilerin yalnızca 700 türü belirlenebilmiştir. Ancak en eski ve en büyük bitkiler, bu gurubun kapsamına girmektedir. Açıktohumlu ağaçlardan oluşan ormanlar, özellikle kuzey yarımkürede sınırsız genişlikteki alanlara yayılmıştır (bunlar çok değerli doğal kaynaklardır).

Odunsu gövdelere sahip gimnospermler, gelişimleri 1/2 m.’yi aşamayan bazı türlerinin dışında, çoğunlukla büyük boydadırlar. Genellikle çok dallı olan gimnospermlerin, eşsiz bir görkem ve güzellikteki dallanmalara sahip, ünlü Lübnan selvisi gibi türleri de bulunmaktadır. Bunun yanısıra tropikal bir gimnosperm türü olan ve yalnızca kuzeyde, Florida’ya kadar olan bölgede bulunan cycad’da hiç dal yoktur. Bu ağacın tepesindeki yaprak kümesi, bitkinin palmiyelere benzemesine neden olmaktadır. İğne biçimli yapraklara sahip çam ve köknar ağaçları, en çok bilinen gimnosperm türleri olduğundan, tüm gimnospermlerin bu tür yapraklara sahip oldukları düşünülebilir. Ancak gimnosperm yaprakları yelpaze, tüy, mızrak, pul ya da iğne gibi oldukça değişik biçimlerde olabilmektedir. Angiospermlere çok benzeyen birkaç tür dışında, tüm gimnospermler paralel damarlı yapraklara sahiptir. Gimnospermler, kelimenin tam anlamıyla çıçeksi bir yapıya sahip olmayan bitkilerdir. Ancak bu bitkilerde, pula benzer yapıdaki doğurgan yaprakların ya da sporofıllerin, spiral olarak dizilmeleriyle oluşan ve koza ya da kozalak adı verilen çiçek biçimleri bulunmaktadır. Erkek kozalağın her tohum pulu, çiçek tozunu oluşturur. Öte yandan, genellikle erkek kozalaktan daha büyük olan dişi kozalağın her tohum pulunda işe, iki yumurta taslağı oluşmaktadır. Tozlaşma, rüzgarın, sarı çiçektozu bulutlarını harekete geçirmesi sonucunda, bazılarının dişi kozalaklara ulaşmalarıyla gerçekleşmektedir. Çiçektozunun, bir tohum taslağına tüpler yollayarak, buradaki iki yumurtadan birini dölleyecek olan spermayı oluşturması, yaklaşık bir yıl alabilmektedir. Embriyon geliştikçe, tohum taslağı bir tohum örtüsüne dönüşür. Böylece olgun tohumlar, kozalaktan düştükleri zaman (meyve içinde kapalı olmasalar bile), tamamen “çıplak” değillerdir ve fide olarak gelişebilirler. Bu nedenle gimnospermler, değişen kuruluk ve sıcaklık koşullan altında, karadaki yaşama kökenleri oldukları varsayılan eğreltiotlarından daha iyi uyum sağlayan bir yapı ve üreme yöntemi geliştirmişlerdir.

Gimnosperm fosillerine ilişkin incelemeler, bu bitkilerin yeryüzünde ilk olarak 400 milyon yıl önce, Devonik çağda ortaya çıktıklarını ve 350 milyon yıl önce Karbon çağında da geniş bir biçimde yayıldıklarını göstermiştir. Bugün Avrupa ve Kuzey Amerika’nın kömürünü, bu bitkilerin yoğunlaşmış kütleleri sağlar.

Yedi gimnosperm türünden, soyu tükenmiş olan 3 adedi sadece fosiller yardımıyla bilinmektedir. Günümüze ulaşan 4 gurup ise cycad, ginkgo, gnetale ve kozalaklılar’dır. Kretas çağında yaşayan tüm vejetasyonların 2/5’ini oluşturan cycadların başlangıçları Triasik çağa dayanır. Günümüzde bu gurup 100’e yakın tropikal tür kapsamaktadır. Bazı türlerde 18 m.’ye ulaşan gövde dalsızdır ve eğreltiotu türünde tüysü, dökülmeyen yeşil yaprakları olan büyük bir tacı vardır. Birkaç cm.’den yaklaşık 3 m.’ye kadar değişen boyutlardaki yapraklar, çoğunlukla dikenli ve keskin uçludur. Bununla beraber, Florida’da bulunan Zamia cinsi, kısa, yumrulu bir gövdeye sahiptir ve ancak 1 m.’ye kadar yükselebilmektedir.

Tarih öncesi çağlara ait büyük sürüngenlerin gezindikleri doğal ortama özgü olan ginkgolar, Permiyen çağda ortaya çıkmışlardır. Bugün bunların tek temsilcisi, yaşayan bir fosil olarak kabul edilen Gingko biloba türüdür. Oldukça dallanmış olan büyük gövde, çoğunlukla 25 m. boyundadır. Yelpaze biçimindeki yapraklar iki loba ayrılmıştır. Bu yaprakların çatallaşmış damarları baldırıkara bitkisinin yapraklarını andırdığından, bu ağaç genellikle baldırıkara ağacı olarak bilinmektedir.

Gnetales gurubu birkaç küçük ağacın dışında, esas olarak çalıları ve asmaları kapsamaktadır. Bazı botanikçiler, bu 3 cinsin çeşitli türlerinde gözlenen belirli özellikler nedeniyle, bu bitkilerin gimnospermlerle angiospermler arasında kaybolan evrimsel bağlantı olabileceklerini ileri sürmüşlerdir. Ancak bu görüşün doğruluğu sözkonusu değildir. Çünkü fosil kayıtlarına göre gnetalesler, angiospermler sayıca çoğalana kadar ortaya çıkmamışlardır. Güneybatı Afrika’nın yalnızca birkaç kurak bölgesinde bulunan Welwitschia mirabilis türü oldukça ilginç bir bitkidir. Bu bitkinin büyük, bodur, odunsu ve yumrulu bir gövdesi, uzun bir kökü ve gelişimlerini, bitkinin 100 ya da daha fazla yıllık yaşamı boyunca sürdüren şeride benzer yaprakları bulunmaktadır.

Kozalaklılar, gimnospermler arasında sayıca en çok olan ve en iyi bilinen bitkilerdir. Bu bitkiler Karbon ve Permiyen çağlarda ortaya çıkmışlardır, ancak daha eski olan türleri tamamen yok olmuştur. Hemen hemen tümü ağaç olan kozalaklılar, boyca büyüme eğilimi gösterirler, ve bazılarının boyu 90 m.’yi aşar. Kozalaklıların çoğu, aynı ağaç üzerinde hem dişi hem de erkek kozalak oluşturan monoik bitkilerdir. Bunların ya iğne ya da pul biçiminde basit yaprakları bulunmaktadır. “Yeşil ağaçlar” olarak da bilinen kozalaklıların, hepsi bir anda olmamak koşuluyla, sürekli olarak yaprak dökerler. Kuzey yarımkürede daha çok olmak üzere tüm dünyada yaygın olan kozalaklılar, yeryüzündeki tüm orman alanının 1/3’ünü kaplamaktadırlar. Kozalaklılar 550 türleriyle, 6 familya oluştururlar: Pinaceae, Taxodiaceae, Cupressaceae, Taxaceae, Podocarpaeae ve Araucariaceae.

Pinaceae ya da çamgiller, çamları, karaçamları, ladinleri, baldıranları, Douglas köknarlarını ve esas köknarları kapsamaktadır. Çamlar (Pinus cinsi) 2 ’ye 5 kümeler halinde gelişen ve türlere göre 2 ile 35 cm. arasında değişen uzunluklara sahip olan iğne yapraklarıyla ayırt edilirler. Değişik çam türleri, Amerika’nın tüm bölgelerinde{öfta batısı dışında) görülmektedir. Dünyanın en yaşlı canlısı, yaklaşık 4600 yıldır Kaliforniya’da, 3000 m. yükseklikteki bir dağın üzerinde yaşamakta olan bir çam türüdür (Pinus aristata). Bu ağacın yumru yumru, bükülmüş ve bodurlaşmış olan gövdesi, yaşadığı çevrenin özelliklerini vurgulamaktadır. Karaçamlar (Larix europaea) ya da lariksler (larix laricina), kısa sürgünlerin sonunda kümeler halinde iğne yapraklar oluştururlar. Ancak çoğu, kozalakların aksine her sonbaharda bu yaprakların tümünü dökerler. Kozalaklar, karaçamlarda ve gerçek köknarlarda yukarı doğru gelişirken, kozalaklıların çoğunda aşağıya sarkarlar. Lübnan selvisi (Cedrus libani) gibi gerçek selviler, Ortadoğu’ya özgü bitkilerdir; bunlar Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da süs ağaçları olarak yetiştirilmektedir. Bu selvilerin yaprakları ve kozalakları karaçamınkine çok benzer, ancak bunlar yeşil ağaçlardır. Ladinler (Picea), daldaki odunsu “kancalar”dan tek tek gelişen kısa ve sapsız iğne yapraklariyle ayırt edilirler. Baldıranlarda (Tsuga) ise daldaki yumuşak, odunsu bir tümsekten tek olarak gelişen ince ve kısa saplarla değişen boyutlardaki iğne yapraklar bulunmaktadır. Douglas köknarları (Pseudotsuga) 75 m. yüksekliğe ve 2.5 m. genişliğe ulaşırlar; tabanda daralan düz iğne yapraklar, dallarda dolaysız büyüyen kısa petiyolleri oluştururlar. Gerçek köknarların (Abies) da Douglas köknarlarına benzer iğne yapraklan vardır, ancak bunlarda petiyol yoktur ve kozalak, karaçamlarda olduğu gibi yukarıya doğru gelişmektedir.

Gimnospermler değerli ticari ürünter olmalarının yanısıra, besin zincirinde de çok önemli rol oynarlar. Birçok hayvan beyaz çamın içinde bulunan tohumlarla beslenmektedir. Sincaplar ve fareler de bu tohumlarla beslenen hayvanlar arasındadır. Dalları, ilk insanlar tarafından barınaklar için kullanılan bu ağaçların odunu, uzun zaman mobilya ve ev yapımında da kullanılmıştır.

Taxodiaceae ya da kırmızı odunlular, dünyanın en büyük canlılarını kapsarlar. Yalnızca Sierra Nevada’nın batısında bulunan dev sekoyalar (Sequoiadendron giganteum) 9 m.’yi bulan gövde tabanıyla yaklaşık 85 m.’ye kadar yükselmektedirler; bunların en yaşlısı yaklaşık 3800 yıllıktır. Kaliforniya kıyısındaki koruluklarda bulunan kırmızı odunlular (Sequoia sempervirens) daha dar gövdelere sahiptirler, ancak bunların yükseklikleri 100 m.’yi rahatlıkla aşmaktadır. İki tür de, yeşil ağaçlar kapsamına girmektedir. Bunların yakını olan ve belirli mevsimlerde yapraklarım döken çıplak selvi (Taxodium distichum), Amerika’nın güneydoğu eyaletlerinde, özellikle bataklıklarda yetişmektedir. Bu ağaçlar oluklu gövdeleri, geniş, ancak derin olmayan ve kök sistemlerinde çıkıntı yapan odunsu “dizleri” ile ayırt edilirler.

Cupressaceae, yani sedir ya da selvi familyası, tümü sedir olarak adlandırılan çeşitli ağaç cinslerini (Thuja, Libocedrus, Chamaecyparis) ve gerçek selvileri (Cupressus cinsi) kapsamaktadır. Bu ağaçların tümü, yuvarlak ya da düzleşmiş dalcıklarda gelişen pulsu yapıdaki yapraklara ve çok lifli bir kabuğa sahiptirler. Sedir olarak adlandırılan ağaçların çoğunlukla güzel kokulu odunları vardır. Aynı familyanın üyeleri olan ardıçlar (Juniperus) da, dalcıklarını kaplayan pulsu yapıdaki yapraklara sahiptirler (adi ardıçlar dışında). Küçük yarıetli mavi ya da kırmızımsı kozalaklar, çoğunlukla “ardıç üzümleri” olarak adlandırılırlar.

Taxaceae ya da porsukgiller, Avrupa porsuğu (Taxus baccata) ve Pasifik kıyısı porsuğunu (Taxus brevifolia) kapsamaktadır. Bunlar, düz iğne yapraklara ve kırmızı kese biçimindeki ince bir zardan terâ renkte ve şişkin zeytin görünümünde bir çıkıntı yapan yeşil bir tohuma sahip, yaprak dökmeyen ağaçlardır. Cephalotaxaceae ya da eriksi porsuk ağaçlan, özellikle güneydoğu Asya’da yetişen dayanıklı yeşil çalılar ve Cüçük ağaçlardır. Bunların yukarı doğru gelişen dallan ve adından da anlaşılacağı gibi etli meyveleri vardır.

Yorum yazın